Amasya’da müderris iken 940 vak’asında füc’eten vefât eden Mevlânâ Veli bin Abdülkerim el-Karabâğî mahdûmudur. Pederinin vatanı olan Karabağ Gence’den küçük yaşında pederiyle beraber Amasya’ya geldi. Mukaddimât-ı ulûmu görüp Amasya ulemâsından tahsîl-i ulûma çalıştığı esnâda Amasya’ya müftü gelen Zeyrekzâde Rükneddîn Efendi’ye intisâb ederek müşârün-ileyhin maiyyetinde İstanbul’a gitdi.

Orada meşâhîr-i ulemâdan ve hâssaten Rükneddîn Efendi’den ikmâl-i tahsîl ederek mülâzım olup ibtidâ Bursa’da Hamza Bey müderrisi, ba’dehû otuz akçe ile Ağroz müderrisi ve müftüsü, sonra kırk ile Ankara müderris ve müftüsü, 947’de Gebze’de Mustafa Paşa, 949’da Edirne’de Dârülhadîs, 955’de İstanbul’da Sahn-ı Semâniye, 958’de altmış ile Bursa’da Muradiye müderrisi oldu.

965 saferinde Amasya vâlisi Şehzâde Sultân Bâyezîd’e [424] muallim olarak Amasya’ya geldi. 966’da Şehzâde Bâyezîd birâderi olan Konya vâlisi Sultân Selim’e karşı harbe cür’et ve mağlûben İran’a firâr etdiği esnâda Sultân Süleyman’ın korkusundan zehre-çâk olarak vefât etdi.

Nev’îzâde Ataî Efendi “Zeyl-i Şakâyık”da diyor ki: “Dokuz yüz altmış altı evâilinde Şehzâde-i gurûr-i civânî ve nahvet-i cem’iyyet-i esbâb-ı kâmrânî ile birâderi Hân Selim’e muhâlefet ve ilm-efrâzî harbe ve kıtâle mübâderet etmeden bunlar mahmil-i bend-i âlem-i âhiret olup ol ma’reke-i hevl-nâk’den îsâr-i nakd-i can ile hâlas oldular ve dağdağa-i bîm-i kahr-ı Sultânî’den ucuz kurtuldular. Amasya’da medfûndur.” “Molla-yı müşârün-ileyh, sulibet sicâlü’l-mağfireti aleyh, ulûm-i akliyye ve fünûn-i nakliyyede müsellem, vakt-i efkâr ve istikâmet-i enzârda reşkendâz-ı Arab ve Acem, garâib-i âsâr ve ahbârda hâsır, tevârih ve muhâzarâtda müstahzar, nevâdir-i şey’-i yesîr ile kâni’, edîb ve erîb ve mütevâzı idi.”

Mahdûmları Ebû’l-Hasan, Derviş Mehmed Efendiler olup bir kerîmesini Ağroz müderrisi iken orada Şeyh Burhaneddîn Efendizâde Şerîf Mehmed Efendi’ye vermişdi. [425] Bundan hafîdi, sudûrdan Nakîbü’l-eşrâf Şerîf Mehmed Efendi’dir.