Amasya'nın yazılı tarihi, Yeşilırmak'ın dar vadisinde Harşena Dağı'nın eteğine kurulan antik Amaseia ile başlar. Kent, Pers kökenli bir hanedanın kurduğu Pontus Krallığı'nın ilk başkenti oldu; krallar kayaya oyulmuş anıt mezarlarını sarayın hemen üstündeki yamaca yaptırdı. Coğrafyacı Strabon bu kentte doğdu ve memleketini eserinde ayrıntılı biçimde tarif etti. Mithridates Savaşları'nın ardından Roma idaresine geçen Amaseia, eyalet kenti ve piskoposluk merkezi olarak, Bizans döneminde de Armeniakon thema'sının merkezi olarak önemini korudu.
Danişmendlilerle başlayan Türk dönemi Selçuklu, İlhanlı ve Eretna idareleriyle sürdü; Halifet Gazi Medresesi, Gökmedrese ve İlhanlı bimarhanesi bu yüzyıllardan kalmadır. Osmanlı devrinde Amasya bir şehzade sancağına dönüştü. Çelebi Mehmed Fetret Devri'nde devleti buradan yeniden derledi, II. Bayezid ve Şehzade Ahmed gibi şehzadeler kentte uzun yıllar sancakbeyliği yaptı, 1555'te Safevî İran'la ilk barış Amasya'da imzalandı. Kente verilen "Şehzadeler Şehri" ve "Anadolu'nun Oxford'u" gibi unvanlar, saray ile medresenin bu yakın komşuluğundan doğmuştur.
Bölümdeki yazılar prehistorik höyüklerden Cumhuriyet dönemine kadar geniş bir zaman dilimini kapsar. Amaseia: Pontus Krallığı'nın İlk Başkenti ve Kral Kaya Mezarları, Şehzadeler Şehri Amasya, Amasya Antlaşması (1555) ve Amasya Genelgesi bu dizinin ana duraklarıdır. Şer'iyye sicilleri, vakıf sistemi, ipekçilik, 1668 depremi, Celâlî isyanları, Merzifon Amerikan Koleji ve kentin yirminci yüzyıldaki nüfus hareketleri gibi daha dar konular ayrı yazılarda ele alınır. Haziran 1919'da Saraydüzü Kışlası'nda yazılan genelge ile aynı yılın ekim ayındaki Amasya Görüşmeleri, kentin yakın tarihteki yerini belirleyen olaylar olarak ayrıntılı biçimde anlatılmıştır.