Amasya’da “Küçük Emîr” demekle meşhûr olup Amasya’da vefât eden sâdât-ı kirâm-ı Hüseyniyye’den Eşref Mehmed Çelebi bin Emîr Hüsameddîn Hüseyin Çelebi bin Emîr es-Seyyid Sadreddîn Mehmed bin Hüseyin bin Ali el-Horasanî mahdûmudur.
888’de vefât eden pederinin kaydı üzere 880 senesi şa’bânının ğurresinde Amasya’da doğdu. [439] Büyük amcası Amasya’da “Koca Emîr” demekle meşhûr İbrâhim Efendi’den ve Amasya müftüsü Abdî, müfessir Bahşî, Amasya müftüsü Sinan Efendilerden tahsîl-i ilm ü kemâl ve diğer amcası Abdülhay Efendi’den de istifâde ederek ders-i âm oldu.
Amasya’da tedrîs-i ulûm etdiği esnada amcası Abdülhay Efendi Kastamonu kadısı olduğundan beraber götürdü. Bir müddet Kastamonu’da ders okuttu. 918’de Sultân Selîm-i Evvel tahta cülûs etdikde Abdülhay Efendi’nin Amasya vâlisi Şehzâde Sultân Ahmed’e yardım etdiği söylenmekle azledildiğinden amcasıyla beraber Bursa’ya gönderildi.
Burada Kastamonu dâhilinde “Bakır Küreli” demekle meşhûr Uzun Musliheddîn Nakşibendî’yi bulup onun sohbetinde bulduğu zevk-i ruhânî üzerine ondan münîb oldu. Bu zâtın vefâtı ve Abdülhay Efendi’nin berâet-i zimmeti üzerine her ikisi de İstanbul’a geldi.
Tarik-i tedrîsi terk edib yevmî otuz akçe vazîfe ile tarîk-i vaazı ihtiyâr ederek Sultân Bâyezîd Câmii’nde [440] vâiz ve kürsi şeyhi oldu. İlm-i tefsîrde pek ziyâde ihtisâsı olduğundan hânesinde tüllâb-ı ulûma tefsîr okuturdu. Pek çok erbâb-ı kemâl ilminden istifâde etdi.
Bu hâl üzere yirmi yıl kadar bir tarafdan halka vaaz ve nasîhat diğer tarafında tedrîs-i İlm-i Tefsîr’e muvâzabet ederek 948’de vefât etdi. Fâzıl, müfessir, gâyet müteşerri’, zâhid, meşağil-i dünyeviyyeden fâriğ, kanâatkâr bir zât idi. Mecdî Mehmed Efendi “Şakâyık Tercemesi”nde diyor ki: “Abdülhamîd bin Eşref; Kastamonu’da vücûda geldi.! Ol asrın ulemâsından okuyup zîb ü zîver-i fezâil ile zât-ı şerîfini tehzîb eyledikden sonra İlm-i Tasavvuf’a tâlib ve râğıb oldu.
Tâife-i Nakşibendiyye’nin kibârından ekmel-i kümmel-i müte’ellihîn, ârif-i billâh Uzun Musliheddîn ile musâhabet edib onun şeref-i sohbetiyle tekmîl-i şân-ı saâdet-nişân eyledi. Uzun Musliheddîn hazretleri vefât eyledikden sonra tarîka-i vaazı ihtiyâr eyleyip yevmî otuz akçe vazîfe ile mahmiye-i [441] Kostantıniyye’de halka vaaz ve nasihat eyledi.
İlm-i Tefsîr’de yed-i tûlî sâhibi olup esnâ-yı vaazında kelimât-ı fasîha ve ibârât-ı melîha ile takrîr ve ta’bîr eder idi. Kur’ân-ı azîmi ekseriya ders tarîkiyle kendinin evinde tefsîr eder idi. İfâde etdiği tullâb-ı kemâl-i iktisâbdan cem-i kesîr ve cemm-i gafîri zirve-i ulyâ ve gâyet-i kusvâya irgörmüşdü. Muâsır olduğu fuhûl-ı efâdıl’ın defter-i mefâhirini dürmüşdü.
Ekser-i evkâtda samt u sükût üzere olup Cenâb-ı Rabbü’l-erbâba müteallık bir saat fikretden ve bir lahza mülâhazadan hâlî olmaz idi. Zât-ı şerîf-i şeref-gâyâtı edîb ve erîb ve lebîb ve mehîb olup meşâğil-i dünyeviyyeden şâğil ve mu’tezil ve kendi nefsinin ıslahına mütemahhız ve mütevaggıl kimse idi. Dokuz yüz kırk sekiz senesinde vefât eyleyip hazîz-i nâsûtdan zirve-i lâhûta urûc eyledi.”
Müellif-i “Şakâyık” İsâmeddîn Ahmed Efendi pek çok zevâtın maskat-ı re’sini ve doğduğu yerini ta’yînde sehiv ve zühûle düştüğü gibi bu zâtın ve bunun yukarısında Merzifonî olduğunu kendi kalemiyle âsârında tesbit eden Hayreddîn Hızır Atûfî’nin Kastamonulu [442] göstermesinde sehiv ve zühûl açıktır.