Amasyalıdır. Amasya ulemâsından Karamânî el-Hâc Muhyiddîn Mehmed Çelebizâde Mevlânâ İdris Çelebi mahdûmu ve Muslihîzâde Mevlânâ Seydî Ahmed Çelebi’nin kerîmezâdesidir. Pederi Amasya’da Sultân Bâyezîd-i Sânî’ye bir müddet mu’allim olduğu münâsebetle sultân-ı müşârün-ileyhe intisâbı vardı.

Amasya’da Sultân Bâyezîd’in mu’allimi Hatîb Kâsım, Mu’îdzâde Mevlânâ Muhyiddîn Mehmed Çelebilerden ikmâl-i tahsîl ederek Sultân Bâyezîd’in cülûsundan sonra İstanbul’a gitdi. Orada Şeyhülislâm Mevlânâ Alâeddîn Ali Arabîye mu’îd olup müşârün-ileyhin mülâzemetinden Hâtuniyye-i Tokat Medresesi ikmâlinde ilk müderrisi oldu.

898’de Kalender-hâne müderrisi olarak İstanbul’a geldi. Padişâh’ın mazhar-ı teveccühâtı olduğundan 905’de Bursa’da Sultâniyye, 906’da Sahn-ı Semâniyye, 908’de [507] Edirne’de Sultân Bâyezîd Medreselerine müderris olup 911’de Bursa kadısı Amasyalı Bedreddîn Mahmûd Çelebi vefât eylediğinden müşârün-ileyhin yerine Bursa kadısı oldu.

917’de İstanbul kadısı olup geldi. 918 senesi saferinde Sultân Selîm Hân’ın cülûsunu müte’âkib Anadolu kazaskeri oldu. Ancak tab’an mülâyim ve harekâtında mu’tedil olduğu münâsebetle yavaşlığı Sultân Selîm’e hoş gelmedi. Binâ’en-aleyh 919’da azl edilip ber-vech-i tekâ’üd yevmî yüz yirmi akçe vazîfe ile Sahn-ı Semâniyye müderrisi olduğu hâlde 923’de dâr-ı na’îme rihlet etdi.

Gâyet fâzıl, muhakkik, hallâl-ı müşkilât, gâyet zekî, halûk, kerîmü’ş-şân, mütevâzı’, vakûr, mehîb, âlî-cenâb, edîb idi. Kara Seydî Efendi’nin su’âllerine ve müşkil gördüğü mevzû’lara güzel cevâblar verip bunları hâvî bir risâle ile müstakillen te’lîf eyledi.

Edirneli Mecdî Mehmed Efendi “Terceme-i Şakâyık”ta tezyîlen diyor ki: “Mevlânâ Görez Seydî Efendi, ka’be-i fazl ü kemâl olmağın hizmet-i şerîfinde reh-revân-ı bâdiye-i taleb cem’ olup anın Kırân-ı [508] şeref-ünvânından temettu’ ederlerdi. Ol asrın meşâhîr-i cemâhir-i talebesinden Üsküblü Şeydâ Efendi ve Manastırlu Çelebi ve Akşemseddîn nâm fâzıllar mevleviyyetten mütekâ’id iken Sahnda ana dânişmend olup Keşşâf-ı seydî okurlar idi.

Ve Müftü Molla Araboğlu Abdulbâkî Çelebi “Şerh-i miftâh” okuyub ol cem’-i kesîr anın dersini dinlerdi ve Aşçızâde Hasan Çelebi anın Sultân Bâyezîd Medresesinde mu’îdi idi. Bu cümleyi merhûm Abdulbâkî Çelebi nakl eyledi. Nevvarallâhu te’âlâ mazca’ahu”

Sadr-ı müşârün-ileyh Amasya ricâlinden yek-diğerine mu’âsır olan dört kazaskerin biridir. Diğerleri Tâcî Beyzâde Ca’fer, Kocevîzâde Seydî Mehmed, Kemal Paşazâde Ahmed Şâh Çelebiler’dir. El-yevm “Sarı güzel” demekle meşhûr olan mahallesinde mescid-i şerîfi hazîresinde dâmâdı Amasyalı Muhaşşî Sinan Efendi ile medfûndur. Kendisi de Amasyalı Hatîb Kâsım Efendi’nin dâmâdıdır. Mahdûmu Mevlânâ Kâsım Çelebi’dir.