Amasyalıdır. Merzifon züamâsından Abdül Bey’in evlâdından olduğu münâsebetle Seyyid Abdülzâde diye meşhûr olmuşdu. Rüşdiyye tahsîli gördükden sonra Şirvânî Hacı Mustafa Efendi’nin dersinde tefeyyüz etdi. Muhâsebe kaleminde çalışıp bir aralık Amasya nüfus müdürü oldu

Buradan azlinde İstanbul’a gidip Hünkâr Şeyhi Ebû’l-Hüdâ Efendi’ye bir yolunu bularak çatdı. 1311’de Ankara, 1313’de Adana nüfûs nâzırı oldu [319] ve rütbe-i sâlise ile taltîf edildi.

1315’de terfîan Maârif Nezâreti’nde encümen-i teftîş ve muâyene a’zâsı olarak İstanbul’a yerleşti. Tedrîcen rütbesi sânîye ve mütemâyiz oldu. 1326 cumâdelâhiresinde Meşrûtiyet i’lânı üzerine encümen ilgâ ve bu da tekâüde sevk edilerek 1332’de vefât etdi.

Âlim, kâtib, idâresizdi. “Mahzenü’l-Ulûm” adlı bir eser neşrine başladığı halde birkaç formadan ibâret ve nâ-tamam kaldı. Refîkası denilen acûzeye mahkûm olduğundan fakr ü fâka’dan kurtulamadı. Oğulları Mehmed Kemâl, Ahmed Nafiz beylerden Kemâl sefîh oldu. Doktor Ahmed Nafiz bey de Kavala’da Yunânîlerin elinde şehîd oldu. Bunun bir mahdûmu vardır.