Özgün Metin
Âşık Çelebi tezkiresinin Filiz Kılıç neşrindeki metin:
Şerḥ ider derdin dehān açmış dil-i ṣad-pārenüñ
Baġladum ol dem hemān aġzını muḥkem yārenüñ
Ḳatı göñlek yumşadur cānā benüm zārīlıġum
Kūh-ken zūrına döymez güci seng-i ḫārenüñ
Gün yüzinde beñleri deñlü ṣafāda olmaya
Gök yüzinde zīneti mihr ü meh ü seyyārenüñ
Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki aktarım:
Şerh ider dürden dehân açmış dil-i (sad)pârenin
Bagladım ol dem hemân agzını muhkem yârenin
Katı gönlün yumuşadur câna benim zârlıgım
Kûh-ken zoruna döymez gücü seng-i hârenin
Gün yüzünde benleri denli safâdan oluna
Gül yüzünde zîneti mihr ü meh-i seyyârenin
Günümüz Türkçesiyle
1. Yüz parça olmuş gönlümün ağız açmış yarası derdini anlatıp duruyordu; ben de o anda hemen o yaranın ağzını sıkıca bağladım.
2. Ey sevgili, benim inleyişim katı gönlü yumuşatır; sert granit taşının gücü, dağ delen Ferhad'ın kuvvetine dayanamaz.
3. Gök yüzünün süsü olan güneş, ay ve gezegenler, (sevgilinin) gün gibi parlak yüzündeki benler kadar safa vermez.
İkinci beytin ilk mısraında neşir "göñlek" okur; Hüsameddin'in "gönlün" okuyuşu anlamı daha açık verir, aktarım buna göre yapılmıştır. Üçüncü beyit, neşirdeki "olmaya" ile "Gök yüzinde" okuyuşuna göre aktarılmıştır; nüshaların çoğu "olmaya" yerine "olına" yazar ve bu okuyuşla beyit, "gök yüzünün süsü olan güneş, ay ve gezegenler, gün yüzündeki benler kadar safada olsun" gibi bir dilek cümlesine döner.
Edebî ve Tarihî Yorum
Yara ile Ağız
Matla, yaranın bir ağız gibi konuşmasına dayanır. Divan şiirinde yara çoğu zaman "dehân", yani ağız diye anılır; açık bir yara konuşmaya hazır bir ağızdır. Abdî bu benzetmeyi sonuna kadar götürür: paramparça gönlün yarası derdini "şerh ediyor", yani uzun uzun anlatıyordur. "Şerh" kelimesinin bir anlamı da deriyi yarmak, kesmektir; yaranın "şerh etmesi" bu yüzden hem anlatmak hem de açılıp yarılmak olarak okunabilir. Bu ikinci anlam beyitte söylenmez, ama kelime seçimi onu çağırır. İkinci mısradaki çözüm de aynı mecazın içinden gelir: konuşan yaranın ağzı sıkıca bağlanır. Sargı sarmak ile susturmak tek bir hareket olur. Âşık derdinin dökülmesini istemez; sırrını saklar.
Ferhad ile Taş
İkinci beytin arkasında Hüsrev ü Şirin hikâyesinin taş delen kahramanı Ferhad durur. "Kûh-ken", dağ kazan demektir ve Ferhad'ın lakabıdır. "Seng-i hâre", en sert taş sayılan granittir. Âşığın inleyişi sevgilinin katı gönlünü yumuşatır; tıpkı Ferhad'ın gücü karşısında granitin dayanamaması gibi. Benzetme tersten de kurulmuş olabilir: sevgilinin gönlü taş, âşığın inleyişi Ferhad'ın külüngüdür. Neşirdeki "göñlek" kelimesi eski Türkçede gömlek demektir ve beyitteki anlamla uyuşmaz; burada muhtemelen bir okuma ya da dizgi sorunu vardır. Hüsameddin'in "katı gönlün" okuyuşu beyti anlaşılır kılar.
Gün Yüzü ile Gök Yüzü
Son beyit iki "yüz"ü karşı karşıya koyar: sevgilinin "gün yüzü" ile göğün yüzü. Gökte güneş, ay ve gezegenler vardır; sevgilinin yüzünde benler. Şair, gök yüzünün bütün süsünün, bir yüzdeki benler kadar safa vermediğini söyler. Benlerin gezegenlere benzetilmesi divan şiirinde bilinen bir mazmundur; burada sayı ve parıltı birlikte düşünülür. Hüsameddin'in aktarımında ikinci mısra "Gül yüzünde" diye başlar; bu okuyuşla gök ile yüz arasındaki karşıtlık kaybolur. Neşrin "Gün yüzinde / Gök yüzinde" dizilişi, iki mısraın aynı kalıpla açılmasıyla beyte bir simetri verir.
Metin ve Kaynak
Üç beyit, Âşık Çelebi'nin Meşâ'irü'ş-şu'arâ'sında Müeyyedzâde Abdî Çelebi maddesinin sonunda "Şi'r-i û" (onun şiiri) başlığıyla yer alır. Kafiye "pâre", "yâre", "hâre" ve "seyyâre" kelimelerindeki "-âre" sesidir; her mısranın sonundaki "-nüñ" eki rediftir. Gazelin mahlas beyti ve geri kalanı bilinmiyor. Hüsameddin parçayı tezkireden alır, ama birkaç yerde farklı okur: ilk mısrada "derdin" yerine "dürden" (inciden), ikinci beyitte "göñlek" yerine "gönlün", son beyitte "Gök" yerine "Gül" yazar. Neşrin dipnotlarına göre üçüncü beyitteki "ṣafāda" bir nüshada "ṣafādan", "olmaya" ise öteki nüshaların hepsinde "olına" biçimindedir. Ne zaman ve kime söylendiği bilinmiyor. Şairin hayatı ve soyu hakkındaki tartışma Abdî Abdullah Efendi sayfasındadır.
Kaynakça
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 450-451, "ʿAbdî" maddesi (nüsha farkları: dipnot 4915-4917). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 12, s. 14-15 (e-kitap s. 560), "Abdullah Efendi-Müeyyedzâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page560.html
Çevrimiçi kaynaklar

