Âşık Çelebi'nin İran üslubuna yakın tavrı, zarif kıyafeti ve güzel ta'lik yazısıyla andığı Abdî, asıl adıyla Müeyyedzâde Abdullah Efendi, Amasya'nın âlim ve kadı ailesi Müeyyedzâdeler'den gelmiş, Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'nın damadı olmuş ve 961 (1553-54) yılında Sofya kadısıyken ölmüş bir XVI. yüzyıl şairidir. Tezkireci onun üç beyitlik bir gazel parçasını da kitabına almıştır. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar ise Amasya Tarihi'nde ona iki ayrı madde ayırmış, ikincisinde ilkinde verdiği soy bilgisini düzeltmiştir. Şairin kimin oğlu olduğu bu yüzden hangi kaynağa bakıldığına göre değişir. Bu iki madde sitede Abdullah Efendi-Müeyyedzâde ve Abdî Çelebi-Müeyyedzâde adlarıyla ayrı ayrı yayımlanmıştır; ailenin geneli Müeyyedzâdeler yazısındadır.

Hüsameddin'in Kaydı

Asıl madde on ikinci ciltte yer alır:

Amasyalıdır. Müeyyed Çelebizâde Alî Çelebi'nin mahdûmu ve Kazasker Abdurrahmân Efendi'nin küçük kardeşi olup müşârun ileyhden tahsîl-i ulûm ederek tedrîse mülâzım ve müderris oldu. Sadr-ı a'zam Amasyalı Pîrî Mehmed Paşa bunun fazl u kemâlini beğenip kendisine dâmâd etdi. Yetiştirmek istedi. Sultân Selîm-i Evvel fazl u kemâlini takdîr ederek kendisine yevmî yüz elli akçelik kazâ verdi. Pîrî Paşa bunu ya nişâncı yahud defterdâr etmek istedi. Hayfâ ki makâmını İbrâhim Paşa'ya terk ve sadâretten istifâ eylediğinden kazâya rızâ verdi. Sofya, Üsküp, Bosna, Siroz vilâyetlerine mükerreren kadı oldu. Sonunda Sofya kadısı olduğu hâlde 961 senesinde dâr-ı bekâya rihlet etdi.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Müeyyed Çelebi'nin oğlu Ali Çelebi'nin oğlu ve Kazasker Abdurrahman Efendi'nin küçük kardeşidir; ondan ilim okuyarak müderrisliğe aday oldu ve müderris oldu. Amasyalı Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa bilgisini ve olgunluğunu beğenip onu kendine damat edindi ve yükseltmek istedi. Sultan I. Selim de değerini takdir edip ona günlük yüz elli akçelik bir kadılık verdi. Pîrî Paşa onu ya nişancı ya defterdar yapmak istiyordu; ne yazık ki makamını İbrahim Paşa'ya bırakıp sadaretten çekilince Abdullah Efendi kadılıkla yetinmek zorunda kaldı. Sofya, Üsküp, Bosna ve Siroz'da birkaç kez kadılık yaptı. Sonunda Sofya kadısıyken 961 yılında öldü.

Hüsameddin maddenin sonuna Âşık Çelebi'den bir övgü cümlesi ve bir gazel ekler, mahlası da "Adbî" diye yazar. Âşık Çelebi neşrinde ad ve mahlas "ʿAbdî"dir; Hüsameddin'deki biçim bir dizgi yanlışı olmalıdır.

Hayatı

Hayatının yönünü değiştiren olay, Pîrî Mehmed Paşa'nın damadı olmasıdır. Ne zaman doğduğu kayıtlı değildir; Hüsameddin'e göre ilk hocası, Müeyyedzâdeler'in en ünlüsü Kazasker Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'dir. Pîrî Paşa medrese tahsiline babasının Halvetî şeyhi olarak bulunduğu Amasya'da başlamış ve bir süre Amasya mahkemesinde kâtiplik yapmış bir devlet adamıdır; Hüsameddin'in onu "Amasyalı" diye anması bu bağdan gelir. Paşanın sadareti 13 Şâban 929'da (27 Haziran 1523) yerine İbrahim Paşa'nın getirilmesiyle sona erdi. Abdî'nin nişancılık ya da defterdarlık umudu da bu tarihte kapanmış görünür.

Âşık Çelebi aynı hikâyeyi biraz farklı ayrıntılarla anlatır. Ona göre Yavuz Sultan Selim şairin yetiştirilmeye değer olduğunu anlayıp ona önce elli akçelik bir kadılık bağışlamış, şair bundan sonra ileri gelenlerin gözüne girmiş ve yüksek makamlar beklemeye başlamıştı. Pîrî Paşa kızını verip onu damat edindiğinde ya nişancı ya defterdar yapmayı düşünüyordu. Fakat "zaman dönünce" soylu kişilerin talih aynası, Âşık Çelebi'nin deyişiyle aşağılık kimselerin devletinin pasıyla karardı; her makamdan ümidini kesen Abdî kadılığa razı oldu. Tezkirecinin saydığı kadılık yerleri Sofya, Üsküp ve Siroz'dur; Hüsameddin bunlara Bosna'yı ekler. Ölüm tarihi Âşık Çelebi'de "sene ihdâ ve sittîn ve tis'amie", yani 961 olarak geçer.

İki anlatı arasındaki bir fark da kadılığın ilk derecesindedir: Âşık Çelebi elli akçe der, Hüsameddin yüz elli akçe. Hüsameddin'in metni tezkireye dayandığı hâlde rakamın neden değiştiği anlaşılamadı.

Âşık Çelebi'nin portresi, Abdî'yi bir kadıdan çok bir zarif olarak gösterir. Tezkireye göre "Acem-reviş", yani İranlılar gibi davranan, zarafete düşkün, insan değerini bilen, irfan dolu, şerefli ve temiz bir kişiydi. Tavrı ve tarzı İran üslubu üzerineydi; giyimi ve eşyası illerde dillere düşmüş bir örnek sayılırdı. Güzel ta'lik yazardı; seferde de yerinde de kitapla dost, edep ehliyle birlikteydi. Her fende ve her bilgide eli vardı, özellikle şiirde, inşada ve muammada.

Kimliği ve Kaynakların Durumu

Abdî'nin babası konusunda Hüsameddin kendisiyle çelişir. Asıl maddede onu Ali Çelebi'nin oğlu ve Kazasker Abdurrahman Efendi'nin küçük kardeşi sayar. Âşık Çelebi de Abdî'yi "kâzî-asker olan Abdurrahman Çelebi'nin karındaşı" diye tanıtır; bu bakımdan Hüsameddin'in ilk bilgisi tezkireyle uyuşur. Ama Hüsameddin aynı maddeye bir dipnot düşer ve ayrıca açtığı "Abdî Çelebi-Müeyyedzâde" maddesinde kendi araştırmasını yazar. Ona göre 898 (1492-93) yılında "Abdullah bin Alî el-Müeyyedî" imzasıyla Saraybosna kadısı olarak görülen kişi Abdurrahman Efendi'nin büyük kardeşi Abdullah'tır. Şair Abdî ise Abdülkerîm Çelebi bin Ali Çelebi'nin oğlu, Abdülhay Efendi'nin kardeşidir; dolayısıyla Kazasker Abdurrahman'ın kardeşi değil yeğenidir. Hüsameddin, metindeki yazışın kaynakların yazışı olduğunu da not eder.

Bu düzeltme kronolojiyle daha iyi uyuşur. Abdurrahman Efendi 922'de (1516) ölmüştür; 961'de ölen bir kardeşin ondan kırk yıl kadar uzun yaşamış olması imkânsız değildir, ama kuşak farkı yeğenlik ihtimalini güçlendirir. Kesin bir belge yoktur; kaynakların durumu, tezkirenin "kardeş" demesi ile Hüsameddin'in sonradan vardığı "yeğen" sonucu arasında kalır. Âşık Çelebi neşrinde ayrıca bazı nüshaların ad ve mahlası "ʿUbeydî" diye verdiği görülür. Aynı tezkirede, Bursalı ve İsli Sırık lakaplı başka bir Abdî de vardır; bu ikisi ayrı kişilerdir.

Amasya ile Bağı

Abdî'yi Amasya'ya bağlayan, ailesidir. Müeyyedzâdeler Amasya'nın Kâzerûnî şeyhlerinden Müeyyed Çelebi'nin soyundan gelir; Hüsameddin şairi açıkça Amasyalı sayar ve hocası olarak da Amasyalı Abdurrahman Efendi'yi gösterir. Kadılık hayatı Rumeli'de geçmiş, ölümü de Sofya'da olmuştur. Amasya'da ne kadar yaşadığını gösteren bir kayıt yoktur.

Şiiri

Bir divanı olduğu bilinmiyor. Bugüne kalan tek şiiri, Âşık Çelebi'nin "Şi'r-i û" diye verdiği üç beyitlik gazel parçasıdır: "Şerh ider derdin dehân açmış dil-i sad-pârenüñ" mısraıyla başlar ve paramparça gönlün ağız açmış yarası, Ferhad'ın gücü ve sevgilinin yüzündeki benler üzerine kurulur. Hüsameddin bu üç beyti tezkireden aktarır, ama birkaç kelimeyi farklı okur. Gazel, metni, aktarımı ve okuma farklarıyla kendi sayfasında verilmiştir. Mahlas beyti bu parçada yer almaz; gazelin geri kalanı bilinmiyor.

Kronoloji

13 Şâban 929 (27 Haziran 1523): Kayınpederi Pîrî Mehmed Paşa sadaretten alınır, yerine İbrahim Paşa getirilir.

961 (1553-54): Abdî, Sofya kadısıyken ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar