Özgün Metin

اعلم جمع الورى سيدنا مصطفى
شفع روز و جزا سيدنا مصطفى
بندهٔ حلمى فقير هاهد از تو مدد
يا سند الاصفيا سيدنا مصطفى

Hüsameddin metni yalnız Arap harfleriyle verir; aşağıdaki Latin harfli okunuş bizimdir. Baskıda "şefî'" ya da "şâfi'" diye okunması gereken kelime "شفع", "hâhed" (خواهد, ister) diye okunması gereken kelime "هاهد" biçiminde dizilmiştir; okunuş buna göre düzeltilmiştir.

A'lem-i cem'i'l-verâ seyyidinâ Mustafâ
Şâfi'-i rûz-ı cezâ seyyidinâ Mustafâ
Bende-i Hilmî-i fakîr hâhed ez tû meded
Yâ sened-i asfiyâ seyyidinâ Mustafâ

Günümüz Türkçesiyle

1. Bütün yaratılmışların en bilgilisi efendimiz Mustafa'dır; ceza gününün (kıyametin) şefaatçisi efendimiz Mustafa'dır.

2. Fakir kulun Hilmî senden yardım diler; ey seçkinlerin dayanağı, efendimiz Mustafa. (Okuma ve anlam bizimdir; neşir metnin okunuşunu ve anlamını vermez.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Dört mısranın üçü aynı sözle, "seyyidinâ Mustafâ" (efendimiz Mustafa) nakaratıyla biter. Bu tekrar, şiire ilahi ve kaside geleneğindeki redifli na'tların sesini verir ve Müstakimzâde'nin bu beyitlerin bestelendiğini söylemesiyle de uyuşur: tekrar eden nakarat, bestelenen bir parçada koro ya da cemaat tarafından kolayca söylenebilecek bir bölümdür. Bu son bağlantıyı kaynak kurmaz, bizim çıkarımımızdır; bestenin kime ait olduğu ve hangi makamda olduğu bilinmiyor. İlk beytin mısraları ve son mısra "müfteʿilün fâʿilün müfteʿilün fâʿilün" kalıbına uyar; üçüncü mısra bizim okuyuşumuzla bu kalıba tam oturmaz, bunun nedeni baskıdaki bozukluk olabilir. Neşir vezin bildirmez; kalıp okunuşa dayanarak belirlenmiştir.

Dil Farsça ile Arapçanın karışımıdır; iki ya da daha çok dilin bir arada kullanıldığı bu tür şiirlere mülemma denir. "Seyyidinâ", "cem'i'l-verâ" (bütün yaratılmışlar), "asfiyâ" (seçkinler) Arapça; "rûz" (gün), "bende" (kul), "hâhed ez tû" (senden ister) Farsçadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Na't, Hz. Peygamber'e iki sıfatla seslenir. İlki "a'lem", yani en bilgili olmasıdır; bir hadis şârihinin, ömrünü Peygamber'in sözlerini açıklamaya vermiş birinin bu sıfatı öne çıkarması ayrıca anlamlıdır. İkincisi kıyamet gününde şefaatçi oluşudur. Yardım dileği ikinci beyitte gelir; şair orada kendine "bende-i Hilmî-i fakîr", fakir kul Hilmî der. "Fakîr", Osmanlı yazarlarının kendileri için kullandığı alçakgönüllü bir sözdür; Müstakimzâde de hocasından söz ederken kendine "bu fakir" der. Son mısradaki "sened" kelimesi hem dayanak hem de hadis ilminde rivayet zinciri anlamına gelir. Bu ikinci anlam beyitte açıkça kastedilmiş olmayabilir, ama icazet zincirleri üzerine kurulu bir ilmin hocasının kaleminde kulağa çarpar.

Tarihî Bağlam

Beyitler, Abdullah Hilmî Efendi'nin öğrencisi Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin'in Tuhfe-i Hattâtîn'deki maddesinden gelir. Müstakimzâde onları "Çend beyit bu na't-ı şerîf âsâr-ı kalemlerinden serzede ve beste dahi olmuşdur" diye tanıtır: birkaç beyitlik bu na't onun kaleminden çıkmış ve bestelenmiştir de. Hüsameddin bu aktarımı Amasya Tarihi'nin dokuzuncu cildindeki maddesine almıştır. Na'tın ne zaman yazıldığı bilinmiyor. Doğum yeri üzerine Hüsameddin ile TDV arasındaki ayrılık, hayatı ve eserleriyle birlikte Yûsufefendizâde Abdullah Hilmî Efendi yazısında ele alınmıştır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar