Yûsufefendizâde Abdullah Hilmî Efendi, XVIII. yüzyıl İstanbul'unun en tanınmış kıraat ve hadis âlimlerinden biridir. Sarayda Sahîh-i Buhârî okutmuş, bu esere yazdığı büyük şerhi I. Mahmud'a sunmuş, Sultan Ahmed Camii'nde şeyhülkurrâlık ve sarayda hocalık etmiştir. Dedesi Amasyalı kurrâ şeyhi Yûsuf Efendi'dir ve aile adını ondan alır. Hilmî mahlasıyla Türkçe, Farsça ve Arapça şiirler yazdığı bilinir; bugüne ulaşan tek şiir örneği, öğrencisi Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin'in aktardığı ve bestelendiği bildirilen iki beyitlik bir na'ttır. Doğum yeri tartışmalıdır: Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onun Amasya'da doğduğunu ısrarla savunur, TDV İslâm Ansiklopedisi ise İstanbul'da doğduğunu kabul eder. Bu sayfa, Amasya ile bağını ve iki görüşün dayanaklarını açıkça ortaya koyarak onu Amasya'ya bağlı şairler arasında anar.

Hüsameddin'in Maddeleri

Hüsameddin Amasya Tarihi'nde ona iki ayrı madde ayırmıştır: dokuzuncu ciltte "Hilmi Abdullah Efendi-Yûsuf Efendizâde el-Hâc" başlığıyla şairler arasında, on ikinci ciltte de "Abdullah Hilmi Efendi-Yûsuf Efendizâde" başlığıyla hattatlar arasında. Dokuzuncu cilt maddesi şöyle başlar:

Amasyalıdır. Şeyhülkurrâ Amasyalı Yûsuf Efendizâde şeyhülkurrâ Mehmed Efendi'nin mahdûmudur. Amasya'da Fethiye Mahallesi'nde 1080'de doğdu. Amasya'da ceddînden hıfz-ı Kumes'eler'ân ederek bir müddet Allâme Hızır Efendi'nin dâmâdı el-Hâc Osmân Efendi'den ulûm-ı Arabiyye mukaddimâtını ahz ü tederrüs etdi. 1099 senesi recebinde Amasya vak'asında pederi ve ceddi ile beraber İstanbul'a nakl-i ikâmet edib...

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Amasyalı kurrâ şeyhi Yûsuf Efendizâde kurrâ şeyhi Mehmed Efendi'nin oğludur. 1080'de Amasya'nın Fethiye Mahallesi'nde doğdu. Kur'an'ı Amasya'da dedesinden ezberledi, bir süre Allâme Hızır Efendi'nin damadı Hacı Osman Efendi'den Arapça ilimlerin başlangıç derslerini okudu. 1099 Recebinde, Amasya'da yaşanan olaylar sırasında babası ve dedesiyle birlikte İstanbul'a yerleşti. Neşirde "hıfz-ı Kumes'eler'ân" diye basılan söz bir dizgi hatasıdır ve "hıfz-ı Kur'ân" diye okunmuştur. Maddenin geri kalanı âlimin İstanbul'daki hayatını, eserlerini ve ailesini anlatır.

Hayatı

Babası Mehmed Efendi de kurrâ şeyhiydi ve İstanbul'daki Nakilbent Camii'nde imamlık yapıyordu. Abdullah Efendi hafızlığını tamamladıktan sonra kıraat derslerini babasından aldı; TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesini yazan Halit Özkan'a göre onun kıraat icazet zinciri babası ve dedesi üzerinden İbnü'l-Cezerî'ye ulaşır. Musâhib Mustafa Paşa'nın hocası İbrâhim b. Süleyman el-Bektaşî'den Arapça, edebiyat ve tefsir, Birgili Kara Halil Efendi'den tefsir, hadis usulü, hadis ve aklî ilimler, Ali b. Süleyman Mansûrî'den aklî ilimler okudu. Sülüs ve nesih yazıyı "Karakız" lakabıyla tanınan hattat Hocazâde Mehmed Enverî'den meşkedip icazet aldı; Hüsameddin'in onu on ikinci ciltte hattatlar arasında anması bu yüzdendir. Sakızlı İlyas Efendi'ye intisap ederek Halvetiyye'nin Cihangîriyye koluna girdi; Müstakimzâde, Niyâzî-i Mısrî ile yazıştığını kaydeder.

Öğrenciliği sırasında Bıçakçılar Camii'nde imamlık ettiği için "Bıçakçılar imamı" diye anıldı. Ruûs imtihanında birinci olduğunu, Fâtih Camii'nde ders vermeye başladığını Hüsameddin yazar. 15 Şaban 1123'ten (28 Eylül 1711) itibaren sarayda Sahîh-i Buhârî okuttu; Muharrem 1131'de (Aralık 1718) I. Ahmed'in vakıflarına reîsülkurrâ, 1134'te (1722) Sultan Ahmed Camii şeyhülkurrâsı oldu. 1148'de (1735) Saray-ı Hümâyun hocalığına getirildi. Enderun Kütüphanesi'nde, Ayasofya'daki I. Mahmud kütüphanesinde ve Amcazâde Hüseyin Paşa Medresesi'nde tefsir okuttu, yıllarca Fâtih Camii'nde vaaz verdi. Öğrencileri arasında Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin, Râgıb Paşa ve Mehmed Sâdık Erzincânî vardır.

Amasya ile ilişkisi İstanbul'da da kesilmedi. Hüsameddin, I. Mahmud'un gözdelerinden olan Amasyalı Zanalızâde Seyyid Ahmed Ağa'nın, sonradan paşa, onun öğrencisi olduğunu ve hacca giderken hocasına bin altın harçlık verdiğini yazar. Hac yolunda Şam, Hicaz ve Mısır ulemasından birçoğu ondan icazet aldı; dönüşte derslerini sürdürdü. İki damadı da Amasyalıdır. Fındıklı'daki yalısı büyük bir kütüphaneye dönüşmüştü; komşulukta çıkan bir yangın yalıyı kitaplarıyla birlikte yakınca çok sarsıldı ve kısa süre sonra, 26 Zilhicce 1167'de (14 Ekim 1754) öldü. Topkapı dışında babası ve dedesinin yanına gömüldü. Ölümüne düşülen "Tüvüffiye allâmetü'z-zemân" (zamanın allâmesi vefat etti) tarihi 1167'yi verir.

Doğum Yeri ve Tarihi Üzerine

Kaynaklar, bu âlimin nerede ve ne zaman doğduğunda birbirinden ayrılır. Öğrencisi Müstakimzâde Tuhfe-i Hattâtîn'de onun "şehrî", yani İstanbullu olduğunu söyler ve doğumuna "sâat-i saâdet" sözüyle 1066 tarihini düşer. TDV İslâm Ansiklopedisi bu kaydı esas alır: Abdullah Efendi 1066'da (1656) İstanbul'un Nakilbent mahallesinde doğmuş, 101 yaşında ölmüştür. Ansiklopedi, Osmanlı Müellifleri'nin onu 1085'te Amasya'da doğmuş gösterdiğini de belirtir ve bu görüşü, 1066 kaydı ile babasının Nakilbent Camii imamlığını gerekçe göstererek kabul etmez.

Hüsameddin ise karşı görüştedir. Vâsıf Efendi'nin tarihine dayanarak doğum yılını 1080 (1669), yerini Amasya'nın Fethiye Mahallesi olarak verir; Müstakimzâde'nin 1066 kaydını açıkça yanlış sayar. En güçlü delili âlimin kendi imzasıdır: Hüsameddin, onun bütün icazetnamelerinde "Abdullah bin Mehmed el-Amâsî eş-şehîr bi-Yûsuf Efendizâde" diye imza attığını, Amasya'da ölen Sirâceddîn Şirvânî'nin icazetnamesinde de bu ifadeyi gördüğünü yazar ve Müstakimzâde'nin bu eserinde birçok taşralıyı şehirli gösterdiğini ekler. Yaş konusunda da ayrılık vardır: Hüsameddin, Şemdânîzâde'ye göre seksen yedi yaşında öldüğünü kaydeder; Sicill-i Osmânî ise seksen iki yaş ve 1161 tarihini verir, Hüsameddin bunu dizgi hatası sayar.

Hüsameddin'in iki maddesi de kendi içinde tam örtüşmez. Dokuzuncu ciltte ailenin İstanbul'a 1099 Recebinde, Amasya olayları sırasında göçtüğü yazılıdır; on ikinci ciltte dedenin 1093'te İstanbul'a yerleştiği ve torunun babası ve amcasıyla onun ardından gittiği söylenir. Yangının tarihi de bir maddede 1167 Zilhiccesi, ötekinde Şemdânîzâde'ye dayanılarak 1161 Zilhiccesinin ortası olarak geçer. Elde kesin bir belge yokken iki görüş yan yana bırakılmıştır. Tartışmanın asıl düğümü "el-Amâsî" nisbesidir: bu nisbe doğulan yeri gösterebileceği gibi, dedesi Amasyalı olan bir ailenin kökenini de gösterebilir. Amcası Hâfız Ahmed Efendi'nin maddesinde de ailenin 1099'da İstanbul'a gittiği yazılıdır; bu kayıt Hüsameddin'in göç tarihini destekler, ama Abdullah Efendi'nin doğum yerini tek başına çözmez.

Eserleri

En büyük eseri Necâhu'l-kârî li-Sahîhi'l-Buhârî'dir. Aynî'nin ve İbn Hacer el-Askalânî'nin Buhârî şerhleri esas alınarak yazılmış bu şerh, TDV'ye göre otuz cilttir ve 21 Rebîülâhir 1163'te (30 Mart 1750) tamamlanmıştır. Hüsameddin ise eseri yirmi cilt olarak anar, telifinin yirmi sekiz yıl sürdüğünü ve 1148'de I. Mahmud'a sunulduğunda müellifin bin altın, bir kaftan ve bir samur kürkle ödüllendirildiğini yazar. Müellif hattıyla olan nüsha Fâtih Camii Kütüphanesi'ne vakfedilmiştir; eser bugün de yazma hâlindedir. Sahîh-i Müslim'e yazmaya başladığı şerh yarım kalmıştır. Kıraat ilmine dair el-İ'tilâf fî vücûhi'l-ihtilâf İstanbul ve Kahire'de birkaç kez basılmıştır; bunların yanında Beyzâvî tefsirine, Hayâlî ve Kara Dâvud hâşiyelerine yazdığı hâşiyeler ile kıraat üzerine çok sayıda risâlesi vardır.

Şiiri

Müstakimzâde hocasının "elsine-i selâse", yani Arapça, Farsça ve Türkçe konuşmaya kadir olduğunu ve "hezâr âsâr ve eş'ârı", binlerce eseri ve şiiri bulunduğunu söyler. Sicill-i Osmânî onun ilahileri ve gazelleri olduğunu kaydeder; TDV İslâm Ansiklopedisi bazı şiirlerinin Râmiz'in Âdâb-ı Zurafâ adlı şairler tezkiresinde yer aldığını belirtir. Bu tezkirenin Sadık Erdem neşrine çalışma sırasında erişilemedi; oradaki şiirler bu sayfaya alınamamıştır.

Bugün elimizdeki tek örnek, Müstakimzâde'nin "Çend beyit bu na't-ı şerîf âsâr-ı kalemlerinden serzede ve beste dahi olmuşdur" diyerek aktardığı na'ttır: kaleminden çıkan birkaç beyitlik bu na't bestelenmiştir de. Hüsameddin onu Arap harfleriyle verir. Farsça ve Arapçanın karıştığı bu iki beyit "Hilmî" mahlasını taşır ve dört mısraından üçü "seyyidinâ Mustafâ" (efendimiz Mustafa) nakaratıyla biter. Arap harfli özgün metin, Latin harfli okunuş ve yorum, na'ta ayrılan sayfada bir arada verilmiştir.

Ailesi

Dedesi Yûsuf Efendi, Hüsameddin'e göre Amasya ulemasındandı ve şeyhülkurrâ olarak tanınıyordu. Amcası Hâfız Ahmed Efendi, babasıyla birlikte 1099'da İstanbul'a gitmiş, Ayasofya Camii'nde ders vermiş, kurrâ şeyhi olarak 1119 Cemaziyelahirinde ölmüştür. On ikinci cilt maddesine göre Abdullah Efendi, amcasının ölümü üzerine 1123'te onun şeyhi olduğu Çorlulu Ali Paşa darülkurrâsının şeyhliğine geçmiştir. Oğulları Yûsuf, Ahmed Hâlid ve Mehmed Saîd efendiler de ilmiye mensubuydu; TDV ayrıca Abdülhalim adında bir oğlundan söz eder. Damatlarından biri Kibâr Medresesi'nden Amasyalı Hacı İbrâhim Efendi'dir. Öteki damadı, "Abdî Efendi Yeğeni" diye tanınan Amasyalı Hacı Mustafa Efendi'dir; bunun oğlu reîsülküttâb Abdullah Berrî Efendi'dir. Hâfız Ahmed Efendi için Hüsameddin'in yazdığı madde Hâfız Ahmed Efendi-Yûsuf Efendizâde başlığıyla yayımlanmıştır.

Kronoloji

1066 (1656) ya da 1080 (1669): Doğumu; ilk tarih Müstakimzâde ve TDV'ye, ikincisi Vâsıf Efendi ve Hüsameddin'e göredir.

1093 ya da 1099 (1682 ya da 1688): Ailesinin Amasya'dan İstanbul'a göçü (Hüsameddin'in iki maddesine göre).

15 Şaban 1123 (28 Eylül 1711): Sarayda Sahîh-i Buhârî okutmaya başlaması.

1134 (1722): Sultan Ahmed Camii şeyhülkurrâlığı.

1148 (1735): Saray-ı Hümâyun hocalığı.

21 Rebîülâhir 1163 (30 Mart 1750): Necâhu'l-kârî'nin tamamlanması (TDV'ye göre).

26 Zilhicce 1167 (14 Ekim 1754): İstanbul'da ölümü.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar