Amasya müderrislerinden “Ümm-i Veled” demekle meşhûr Mevlânâ Hüsameddîn Bey bin Hâce Hasan bin Hamid Tebrizî mahdûmudur. Pederinin tercemesi yukarıda (cild 8, sayfa 317) yazılıdır. Amasya civârında İltigin kasabasında doğdu. Pederinden ve “Molla Hüsrev” demekle meşhûr Tokâdî Mehmed Hüsrevî Efendi’den ikmâl-i tahsîl edib mumâ-ileyhe dâmâd ve muîd ve ba’dehû müderris oldu. [411]

Fakat üstâdı ve kayınpederi 885 senesi şa’bânında vefât eylediğinden üstâdına kızgın olan Sultân Fâtih Mehmed bunu müderrislikden azledip Silivri kadılığına i’zâm etdi. Merhûmun oğlu Celâleddîn Efendi’yi de azledip Bursa’ya gönderdi. O da Tebriz’e gitdi.

886’da Sultân Bâyezîd-i Sânî tahta cülûs edince hâlinde sükûnet hâsıl oldu. Sonra Siroz, Filibe, Selanik bilâd-ı meşhûresine naklen kadı ve aralıkta ma’zûl oldu. Ba’dehû dimâğına teşevvüş ve ateh ve diline de ukde ve rekâket ârız olduğundan zarûrî azil ve tekâüd edildi.

Bu hâl üzere imrâr-ı hayat ederek “Sicill-i Osmanî”de yazıldığı üzere 915’de vefât etdi. Kâffe-i fünûnda müşâreket-i ilmiyyesi olup fâzıl, fıkıh, hadîs, tefsîr ve kıraat ilimlerinde mâhir, hâfızası kuvvetli olup “Keşşâf”ın ekser mevâkı’ı, pekçok eş’âr ve kasâid-i Arabiyye mazbûtu idi.

İbtidâ talîkü’l-lisân, fasîhü’l-beyân iken sonradan merâmını anlatamayacak derecede dili tutuk, sözü donuk olup yazı ile ifâde-i merâm ederdi. [412] Müderris olduğu esnâda “Kâfiye”nin “Hubeysî Şerhi”ne havâşî yazdı.

“Şakâyık” mütercimi Mecdî Mehmed Efendi diyor ki:

“… Ol kitâba im’ân-ı nazar eyleyen ashâb-ı tehiyye-i behiyye onın ulûm-i Arabî’de kudret ve kuvvetine müttali’olur. Müddet-i ömründe ehl-i dünyanın ahvâl-i melâl-âmâline taarruz etmeyip kendi nefsine meşgûl idi… ”

Bunun üst tarafında diyor ki: “… Müellif-i “Şakâyık” nakleyledi ki pederim Mevlânâ Musliheddîn Ali Arabî’den okuduğu zamanda Ümm-i Veledzâde kasaba-i mezkûrede (Silivri) kadı idi. Müddet-i ömrü takrîben yüz yaşına karîb olup simâ-ı ahvâlinde âsâr-ı şeyb ü herem zâhir ve bâhir olunca değin câh-ı kazâda sâbit-kadem olup …”

Bu nakil ve rivâyetde Abdülevvel Efendi’nin müddet-i ömrü hakkında büyük bir mübâlağa vardır. Çünkü “Şakâyık”da Alâeddîn Ali Arabî tercemesinde yazıldığı üzere müşârün-ileyhin Semâniye Medreselerinden birine müderris olması, Sultân Fatih’in evâhir-i saltanatına tesâdüf eder ki 883-886’dır.

Bu esnâda 891 târihine kadar müderris olup “Şakâyık” [413] müellifinin pederi Taşköprülü Musliheddîn Efendi Ali Arabî’den ders okumakda idi. 891’de okuduğunu ve Abdülevvel Efendi’nin de Silivri kadısı olduğunu kabûl edelim. Bu esnâda yüz yaşında olan Abdülevvel’in 791’de doğması lâzım gelir.

Alâaddîn Ali-i Arabî 893’de müftü ve şeyhülislam olup 901’de vefât etdiği muhakkakdır. Bu esnâda Abdülevvel Efendi yüz yaşında olursa 801 târihinde doğmuş olur ki her ikisi de hilâf-ı hakikat olduğu meydandadır. Çünkü bu târihlerde Abdülevvel Efendi’nin pederi doğmuş değildi.

Abdülevvel Efendi’nin mahdûmu kudâtdan Mehmed Efendi¹⁵¹ ve birâderi Zeynelâbidin Ali Efendi’dir. Zeynelâbidin Efendi’nin kendi yazısıyla kaydı üzere Amasya’nın İltigin kasabasında 851’de doğdu. Sâhib-i terceme bundan büyük olduğu münâsebetle 845-849 arasında doğduğu takrîb edilebilir. Mevâlîden Amasya müftüsü Abdülazîz Efendi sâhib-i tercemenin oğlu değil birâderi Zeynelâbidin Ali Efendi’nin oğludur. Abdülazîz Efendizâde Ali Efendi de mevâlîdendir. [414]