Amasyalıdır. Fâzıl-ı meşhûr Bahşîzâde Yahya Efendi’nin mahdûmudur. Pederinden vesâir ulemâdan ikmâl-i tahsîl edib [509] İstanbul’a gitdi. Sultân Murad’ın musâhibi Amasyalı Ayşe Hubbî kadın vasıtasıyla Dârüssaâde Ağası Habeşî Mehmed ve ba’dehû Bâbüssaâde Ağası Gazanfer Ağalara çattı.
Bunların himmetiyle imâm-ı Sultânî Abdülkerîm Efendi’den mülâzım ve müderris oldu. Kırk akçe medreseden ma’zûl iken 1004 senesi cumâdelâhiresinde Kapı Ağası arzıyla Amasyalı Ömer Efendi yerine Ca’fer Ağa müderrisi oldu ve imâm-ı Sultânî Cellâdzâde Hüsâm Efendi’nin vefâtıyla yerine akrabâsından Amasyalı Abdülkâdir Efendi’nin imâm-ı Sultânî olmasına himmet etdi.
1011’de Gazanfer Ağa’nın vefâtında bir müddet yerinde saydı. Ömer Efendi şehzâdegân muallimi olduğu esnâda 1021 cumâdelâhiresinde Şâh-ı Hubân müderrisi olup 1024 rebîülevvelinde Sahn’a geldiği esnâda Tire kadısı olup gitdi.
1026 senesi hilâlinde ma’zûl ve 1027 zilhiccesinde Gelibolu kadısı olup 1028 recebinde ma’zûl olduğu halde 1030 senesi evâhirinde vefât etdi. “Altıparmak” demekle meşhûr idi.
Atâyî Efendi “Zeyl-i Şakâyık”da der ki:
“Mevlânâ-yı mezbûr, salâh-ı [510] hâl ile meşhûr, menkuş-i evkâf ve nazar-kerde-i eşrâf, Ağâyân-ı Harem-i Sultânî zümresine muhtas, meclis-i hâslarına murahhas ve hadden efzûn, müsâadeye makrûn idi.”