Amasyalıdır. Meşâhîr-i fuzalâdan tercemesi yukarıda geçen Hacı Âkif Mustafa Efendizâde İsmail Kâmil Efendi’nin mahdûmudur. İçerişehir’de Hâtunîye mektebi muallimi Kavaklı İbrâhim, Fenârcızâde Evliyâ Halil Keşfî, Ürgübî Hacı Ahmed, Şeyhzâde Abdullah Vecîh Efendilerden ikmâl-i tahsîl edib İstanbul’a gitdi.

1200 muharreminde açılan rüûs imtihânında ibrâz-ı ilim ve fazîlet eylediğinden İstanbul müderrisi oldu. Ba’dehû Amasya’ya avdet edib tedrîse mülâzemet ve neşr-i maârife himmet ederek Saraçhâne Câmii kurbunda Mustafa Ağa medresesi müderrisi oldu. [505]

1214 senesi cumâdelûlâsının yirmisinde Mustafa Vâzıh Efendi’nin azlinde Amasya müftüsü olduysa da Amasya muhassılı Caniklizâde Tayyar Mahmûd Paşa’nın şerrine alet olmadığından şa’bânın gurresinde azil ve beş on gün sonra meşâhîr-i ulemâ ile beraber Samsun’a nefy edildi. 1214 senesi zilhiccesi gurresinde bâ-irâde-i pâdişâhî ulemâ ile birlikde Amasya’ya avdet edib 1215 muharremi gurresinde azledilen Mustafa Vâzıh Efendi yerine ulemânın ittifâkıyla sânîyen Amasya müftüsü olarak iâde-i ikbâl etdi.

1216 senesi şevvâlinde Tayyar Mahmûd Paşa’nın ba’zı mezâlimine i’tirâz eylediğinden isti’fâya mecbûr olup tedrîsîne devam etdi. 1222 senesi rebîülevvelinde Müftü Fetvâcı Hacı Mehmed Efendi’nin irtihaline binâen ulemâ ve a’yânın ricâsıyla üçüncü defa Amasya müftüsü ve Fâzlızâde es-Seyyid Ahmed Efendi’nin vefâtıyla Sultân Bâyezîd Medresesi müderrisi oldu.

1223 senesi şa’bânının evâilinde iftâ ve tedrîsden isti’fâ ederek İstanbul’a gidip Sultânîye müderrisliğini mahdûmu es-Seyyid Mehmed Iydî Efendi’ye tevcîh etdirdi. [506] Bu senenin zilhiccesinde dâmâdı Gürcüzâde Hâfız Ali Paşa Kapdân-ı Deryâ olduğundan 1224 senesi Şâbân’ında Yenişehir-i Fenâr mollası oldu.

1226’da Haremeyn müfetdişi, 1228’de Edirne mollası olup 1231 senesi rebîülevvelinin yirmi beşinde Haremeyn pâyesiyle taltîf edildi. Ancak mâh-ı mezkûrun sonunda vefât etdi. Şehzâde Câmii avlusunda medfûndur.

Âlim, fâzıl, usûlî, gâyet mütekellim, sûfîyeye muârız, her fende mâhir, edîb, tevârih ve muhâzarâta âşinâ, gâyet fakîh bir zât-ı sütûde-simât idi. Te’lifâtından “Kitabü’l-Mecmû Mine’l-Meşhûd ve’l-Mesmû” pek meşhûrdur. Bu kitâbı yedi yıl aradım. 1323’de Bağdatlı İsmail Paşa’nın kütübhânesinde mü’ellifin el yazısı ile buldum. [507]