Köprülüdür. Köprü kazâsında meskûn Abaza çerkeslerinden olup gençliğinde Köprülü Mehmed Paşa’ya satılmışdı. Müşârün-ileyhin dâ’iresinde neşv ü nemâ bulup sâdıkâne îfâ-yı hizmet eylediğinden gözüne girdi. 1067’de müşârün-ileyhin sadâretinde enderûn-ı hümâyûna yerleşdi.

Orada tefeyyüz ederek Köprülü Mehmed Paşa’nın kerîmesi Ayşe hânımı tezevvüc edib dâmâdı ve miftâh gulâmı oldu. 1078’de Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa’nın sadâret kapıcılar kethüdâsı ba’dehû rikâb-ı hümâyûn kapıcılar kethüdâsı olarak temâyüz etdi.

1087 senesi şa’bânında sadr-ı müşârün-ileyhin vefâtı üzerine kethüdâlıktan azl edilip Merzifonî Kara Mustafa Paşa’nın himmetiyle silahdâr ağası, 1094’de cebecibaşı olarak Viyana harbine gitdi. Viyana harbinden münhezimen avdetinde Kara İbrâhim Paşa sadr-ı a’zam oldukta 1095 senesi evâ’ilinde sipâhîler ağası olarak İstanbul’a celb edildi. [483]

Sadr-ı müşârün-ileyhin Köprülü hânedânına adâvetinden dolayı İstanbul’a vusûlünü müte’âkib azl edilip Hicâz’a gitdi. 1096 senesi rebîülevvelinde Hicâz’dan avdet etdikte rebîülâhirinin evâ’ilinde Rûmeli pâyesiyle Diyârbekir Beylerbeyi oldu.

1097 senesi muharreminin altıncı günü vezâret verilip saferinde Bosna vâlîsi oldu. Çünkü hasmı olan Kara İbrâhim Paşa muharremin gurresinde sadâretten azl edilmişdi. 1097 senesi şevvâlinde Haleb vâlîsi olup Macaristân harbine me’mûren Rûmeli’nde kaldı.

1098 senesi evâ’ilinde Sadr-ı a’zam Süleyman Paşa serdâr-ı ekrem olarak ordu-yı hümâyûna geldikte idâresizliğinden dolayı zâbitânın aleyhinde kıyâmı esnâsında kaçıp İstanbul’a gitdiğinden ordu ricâlinin intihâbıyla serdâr vekîli oldu.

1098 senesi şa’bânında Süleyman Paşa’nın azline binâ’en sadr-ı a’zam olup ordu-yı hümâyûn ile İstanbul’a hareket etdi. İstanbul’da kâ’in Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa’yı sadâret kâ’im-makâmı nasb etdirdi.

Bu esnâda ordu-yı hümâyûn ricâli arasında Sultân Mehmed-i [484] Râbi’in hal’i takarrur etdiğinden ordunun karârını Edirne’den kâ’im-makâm-ı sadr-ı âlîye bildirip İstanbul’a müteveccihen kalktı. Ordunun karârı icrâ ve 1099 senesi muharreminin üçüncü günü Sultân Süleyman-ı Sânî taht-ı saltanata iclâs edildi.

Bunu müte’âkib Siyâvuş Paşa ordu-yı hümâyûn ile beraber İstanbul’a girdi. Sipâhîve yeniçeri eşkiyâsının tecâvüzâtını teskîne ve bunlardan bî-zâr olan halkı te’mîne çalışdı. Bundan muğber olan eşkiyâ 1099 senesi rebîülâhirinin yirmi beşinci günü sarâyın etrâfını sarıp eşyâsını yağmâ etdikten sonra ateş verip yaktılar. Bu yangın esnâsında yanıp gitdi.

Şecî’, müdebbir, vakûr, edîb idi. Ancak “Sultân Mehmed-i Râbi’ aleyhinde hissiyât-ı intikâm-cûyânesini icrâ eylediğinden dolayı Sultân Mehmed’in âhı kendisini ve hânumânını yaktı” denir. Mahdûmu Mehmed Bey’dir. Çok geçmeden bu da müte’essiren vefât eylediğinden Üsküdâr’da pederi yanında defn edildi.