Gümüşlüdür. Sultân Süleyman-ı Kânûnî devrinde tüccârdan [474] iken Gümüş ma’deni emîni oldu. “Hâce Sülimiş Çelebi” de dendi. 945’de Sultân Süleyman’ın şehzâdesi Sultân Mustafa Amasya’ya vâlî olarak geldikte müşârün-ileyhin kapıcılar kethüdâsı ve umde-i havâssı oldu.
On beş yıl kadar şehzâde-i müşârün-ileyhin hizmetinde kâ’im olup fevka’l-âde nüfûz u servet kazandı. 960 senesi şevvâlinde şehzâde şehîden vefât etdikte i’dâm edildi. Âkil, müdebbir, müsteşâr-ı mü’temen, kerîmü’t-tab’, âlî-cenâb, nâfizü’l-kelim, küşâde-meşreb idi.
Gümüş kazâsı dâhilinde binâ eylediği zâviyesi mesâlihine çiftliklerini 960 senesi evâ’ilinde vakf etdi. Mahdûmu eş-Şeyh Şemseddîn Ahmed Efendi bu zâviye şeyhi ve vakfı mütevellîsi olduğu münâsebetle “Şemseddîn zâviyesi” diye kuyûda geçti. Bu vakf u zâviye hayli ulemânın medâr-ı ma’îşeti oldu.