Özgün Metin
Vezin: Mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün
‘İlim baḥri vücûd esdâfınıň dür dânesiyim ben
Ma‘ârif kenz-i dil vaṣṣâfınıň vîrânesiyim ben
Günümüz Türkçesiyle
1. İlim denizi olan varlığın sedeflerindeki inci tanesiyim ben. Marifetleri, yani ilahî bilgiyi gönül hazinesi olarak anlatanın, o hazinenin saklandığı viraneyim ben. (İkinci mısra iki türlü okunabilir: "marifet hazinesi olan gönlü vasfedenin viranesi" ya da "marifet hazinesini, gönlü vasfeden viranesi"; her iki okumada da şair kendini hazinenin gizlendiği harabe olarak görür.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beyit bir gazelin matlaıdır. Hezec bahrinin "mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün" kalıbıyla yazılmıştır; vezin tespiti bizimdir. Redif "-esiyim ben"dir; kafiye "dâne" ile "vîrâne" kelimelerindeki "-âne" sesiyle kurulur. İki mısra da aynı yapıyı tekrar eder: bir tamlama zinciri ve sonunda şairin kendini tanımlayan "...siyim ben" söyleyişi. Hakverdioğlu'nun makalesi cönkteki şiirlerin yalnız ilk nazım birimini verdiği için şiirin geri kalanı bilinmemektedir. Şiirin ne zaman ve hangi vesileyle yazıldığına dair bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Beyit, tasavvuf şiirinde sık görülen bir benlik söylemiyle kurulmuştur. Birinci mısrada varlık bir "ilim denizi"ne benzetilir; denizin sedefleri ve sedefin içindeki inci, deniz-sedef-inci tenasübünü oluşturur. Şair kendini bu sedeflerdeki inci tanesi sayar: varlığın içinde saklı en değerli öz odur. İkinci mısradaki imge ise eski bir inanca dayanır: hazineler viranelerde, kimsenin değer vermediği yıkıntılarda saklanır. Tasavvufta "gönül virane, içindeki hazine marifet" eşleştirmesi yaygındır; dışı harap, içi ilahî bilgiyle dolu derviş, kendini bu viraneye benzetir. Böylece beyit, dıştan değersiz görünen ama içinde inci ve hazine taşıyan bir benlik çizer. "Vassâf" (çok vasfeden, öven) kelimesi mısraın kurgusunu biraz kapalı kılar; bu yüzden aktarımda iki okuma da belirtilmiştir.
Tarihî Bağlam
Beyit, Metin Hakverdioğlu'nun 2019'da tanıttığı Merzifon Cönkü'nün 57. sayfasındadır. Hakverdioğlu şiiri yalnız "Mısrî" mahlasıyla verir ve şaire dair bir açıklama yapmaz. Mahlas ve tasavvufî söyleyiş, XVII. yüzyılın mutasavvıf şairi Niyâzî-i Mısrî'yi akla getirir; ancak beytin onun divanında bulunduğu doğrulanamamıştır ve aidiyet açık bir sorudur. Şiirin tam metni yalnız cönktedir ve yayımlanmamıştır. Şair hakkındaki ihtimaller için Mısrî sayfasına bakılabilir.
Kaynakça
- Metin Hakverdioğlu, "Merzifon Cönkü", idil, 8(57), 2019, s. 554 (Cönk, s. 57). https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1552911669.pdf
Çevrimiçi kaynaklar

