Amasya'nın dar ve dikey vadisinden çıkıp kuzeybatıya yol alındığında arazi birden gevşer ve göz alabildiğine uzanan bir ova açılır. Taşan Dağı'nın güney eteğinde, bu ovanın kıyısında Merzifon durur. İl merkezinin sıkışık siluetine karşılık açık, düz ve havadar bir kenttir; Amasya'dan sonra ilin en kalabalık yerleşimi olması da bu konumdan gelir. İstanbul ve Ankara'dan Samsun Limanı'na uzanan karayolu, Çorum'dan Karadeniz'e inen eski ticaret güzergâhları ve iç Anadolu'yu kıyıya bağlayan geçitler burada kesişir. Kentin tarihi de büyük ölçüde bu kavşak olma halinin tarihidir: ovayı tutan her güç yol güvenliğini ve vergisini önemsemiş, geçenlerden her biri geride bir yapı, bir vakıf ya da bir ad bırakmıştır.

Bugün Merzifon'u gezen biri aynı sokak ağı içinde bir sadrazamın memleketine borcunu ödemek için yaptırdığı külliyeyle, bir Osmanlı şehzadesinin Fetret Devri'nin ardından kurdurduğu medreseyle ve Amerikalı misyonerlerin New England üslubunda inşa ettiği kolej binalarıyla karşılaşır. Kentin Millî Mücadele'deki rolü, Pontus tartışmaları, Amerikan Koleji'nin kaderi, havacılık geçmişi ve Kara Mustafa Paşa'nın hayatı sitede ayrı yazılarda ayrıntısıyla işleniyor. Burada hepsi bir arada, kaynakların birbirini tutmadığı yerler belirtilerek anlatılıyor.

Bir Bakışta Merzifon

  • Yeri: Orta Karadeniz Bölümü'nün iç kesiminde, Amasya il merkezinin kuzeybatısında. İl merkezine uzaklığı yaklaşık 45-49 km.
  • Rakım: Kaynaklara göre 740 ile 750 m arasındadır.
  • Yüzölçümü: Resmî kayıtlarda 971 km², bazı derlemelerde 888 km². Rakamlar birbirini tutmaz.
  • Komşuları: Doğuda Suluova, güneyde Amasya merkez ve Çorum'a bağlı Mecitözü, batıda Gümüşhacıköy, kuzeyde Samsun'a bağlı Vezirköprü, kuzeydoğuda Havza.
  • Nüfus: 2019'da 72.277 (merkez 58.235, köyler 14.042). TÜİK verilerine göre 2024 sonunda 76.854. İlçeye 70 köy bağlıdır.

Coğrafya ve İklim

Merzifon Ovası, Amasya yakınında Yeşilırmak'a karışan Tersakan Çayı'nın, onun kolları Gümüşsuyu ile Solhan Çayı'nın suladığı bir ovadır ve ilçenin başlıca tarım alanını oluşturur. İlçenin kuzeyi ve batısı dağlıktır, orta ve doğu kesimleri ovalıktır. Kuzeyde 1905 metreye çıkan Taşan Dağı, doğuda Akdağ, güneyde Çakır Dağı'nın uzantıları ovayı çerçeveler.

İklim Karadeniz ile İç Anadolu arasında bir geçiş taşır. Yazlar kurak ve yağışsız, kışlar ile bahar ayları yağışlı geçer; yıllık ortalama yağış 350 kg/m² olarak kaydedilmiştir. Bu denge yüzyıllardır ovanın tahıl ve baklagil üretimine elverişli bir yer olmasını sağlamıştır.

Adın Kökeni

Merzifon adının nereden geldiği tartışmalıdır. Yerel kaynaklar iki rivayet aktarır. Birincisine göre MÖ 700'lerde bölge valisi Barsevinç, bugünkü Marınca köyünün bulunduğu yerde kendi adını taşıyan bir kasaba kurmuş, ad zamanla Marsevinç, Mersuvan ve Merzifon biçimine girmiştir. İkincisine göre MÖ 222'de bölge valisi V. Mithridates burada Merzpond adında bir kale yaptırmış, "merz" Farsça "sınır", "fon" ise "Pont"un değişmiş hâli sayılarak ad "Pont karargâhı" diye yorumlanmıştır.

Mehmet Öz bu iki açıklamayı da ihtiyatla karşılar. Barsevinç iddiasının bir dayanağı yoktur, "Pont Devleti'nin sınır şehri" yorumu da şüphelidir. Öz'e göre şehir, verimli Chiliokomon (Binköy) ovasının başladığı yerdeki Phazemon'un yerinde kurulmuştur. Bizanslı Stephanos'un V. yüzyılda Phamidzon (Famizon) diye kaydettiği ad önce Famezon'a, ardından Mazifon, Marsovan ve Mersivan'a dönüşmüş; Selçuklu kaynaklarında "Bâzimûn", Fars kaynaklarında "Merzubân", Osmanlı belgelerinde ise "Merzifon" imlâsıyla geçmiştir. Halk arasında kullanılan Mersivan biçimi bu zincirin son halkalarından biridir.

Tarihin Katmanları

Ovanın yerleşim geçmişi Kalkolitik çağa, yaklaşık MÖ 5500'e uzanır. Ortaova köyündeki Onhoroz ile Büyük ve Küçük Küllük höyükleri ve Hayrettin köyü höyükleri Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı'nın en önemli yerleşmeleridir. Yediler adıyla anılan göllerin ve verimli toprağın çevresinde kurulan bu köylerin çokluğu, antik coğrafyacı Strabon'un bölgeyi "Bin Köy" diye anmasının nedeni sayılır. Hitit döneminde (MÖ 1700-700) Hattuşa'ya komşu olan bölgeden iki doğal yol geçiyordu: Çorum-Merzifon-Havza-Kavak-Samsun hattı, yani bugünkü karayolunun atası, ve Çorum-Merzifon-Havza-Vezirköprü-Oymaağaç güzergâhı. Hitit ticaret yolunu ve Kaşka saldırılarına karşı sınırı korumak için kurulan küçük kale, bugünkü şehrin çekirdeği sayılır.

Bu kalenin sonraki kaderi konusunda kaynaklar ayrışır. TDV, MÖ 8. yüzyılda yöreye hâkim olan Frig, Kimmer ve İskit saldırılarının burayı yıktığını yazar. Yerel anlatım ise Frigler'in Merzifon kalesini ve çevredeki Hitit yerleşimlerini onarıp kullandığını, Frig siyasi egemenliğinin MÖ 600'lerde Kimmer ve İskit akınlarıyla sona erdiğini anlatır. İskit hâkimiyetinin kısa süreli izi Gümüşhacıköy-İmirler köyündeki bir mezardan çıkan buluntularda görülür ve bu buluntular Amasya Müzesi'nde sergilenir. İki anlatımı uzlaştıracak kazı bulgusu şimdilik yoktur. Frig çağından sonra MÖ 6. ile 4. yüzyıllar arasında Pers hâkimiyeti, MÖ 333'teki İssos Savaşı'yla biten bir dönem gelir.

Amasya'nın başkent olduğu Pontus Krallığı yaklaşık iki yüzyıl sürdü ve Merzifon bu sürede ticaret yolunun güvenliği için önem taşıyan bir yer oldu. Krallığın gücü MÖ 47'de Sezar'ın II. Pharnakes'i Zela yakınında yenmesiyle zayıfladı; Roma egemenliği bu tarihten itibaren yerleşti. TDV'ye göre Pompeius MÖ 64'te III. Mithridates'i yendiği sırada burada Phazemonitis adlı bir yerleşim vardı. Pompeius burayı şehir ilan edip Neapolis adını verdi, ad zamanla Phazemon Neapolis biçiminde anıldı. İmparator Hadrianus 131 sonbaharında bölgeyi gezdi, savaşlarla harap olan şehirlerin imarını ve eski tapınakların onarımını emretti. Bugünkü Karşıyaka (Neopolis) köyünde Zeus Stratios için yaptırdığı tapınağın sütun başlıkları ile sunak yazıtı Amasya Müzesi bahçesinde durur. Aktarla (Nureni) köyünde 1994'te müze kazısıyla çıkarılan, MS 3. yüzyıla ait akroterli ve bezemeli lahit de aynı dönemin yerleşim yoğunluğunu gösterir.

395'te Roma ikiye ayrılınca Merzifon Doğu Roma sınırları içinde kaldı. TDV'ye göre 395-396'da Kafkasya'dan Bizans topraklarına giren Hunlar şehri yağmaladı. 8. yüzyılın başında kısa bir Emevi akını yaşandı ve şehir bir süre Arap hâkimiyetinde kaldıktan sonra yeniden Bizans'a döndü. Ova üzerindeki ticaret yolunu gözeten Bulak Kalesi'nin yol güvenliği için bu çağda kurulduğu anlatılır.

Malazgirt'ten (1071) sonra şehri Danişmend emirlerinden İltegin Gazi aldı. Oğlu Sihâmeddevle Hüseyin Gazi uzun süre burada oturdu; kaldığı yer bugün şehrin Samadolu (daha yakın dönemde Buğdaylı) mahallesidir ve tahrir kayıtlarında Samadola, 1642 tarihli avârız defterinde Sehmüddevle olarak geçer. II. Kılıçarslan'ın Danişmendli varlığına son vermesiyle şehir Anadolu Selçuklu Devleti'ne bağlandı. İslam hâkimiyetiyle birlikte kentteki Bizans yapılarından bir kısmının cami ve medreseye çevrildiği bilinir. 13. yüzyılın sonlarında İlhanlı, ardından Eretnaoğulları idaresi başladı. İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han'ın bölgenin yönetimini Emir Çobanoğlu Demirtaş'a verdiği, 1335-1341 arasında Eretna Beyi Şadgeldi Paşa'nın Amasya ve Merzifon çevresine hâkim olduğu aktarılır. Sonra bölge Şadgeldi'nin oğlu Emir Ahmed ile Kadı Burhâneddin arasındaki çekişmelere sahne oldu. Kadı Burhâneddin Merzifon'u yağmaladı, 1393'te yeniden gelip karargâh kurdu ve Amasya'ya asker gönderdi. Olaya karışan Yıldırım Bayezid kalabalık bir orduyla Merzifon'a ulaşıp şehri aldı (TDV, Esterâbâdî'ye dayanır). Yerel kaynaklara göre 1353-1396 arasında bölge Türkmen beylerinden Taşanoğulları'nın elindeydi ve Bayezid'in 1393'teki Amasya seferi yaklaşık üç yıllık bir mücadelenin ardından Osmanlı hâkimiyetiyle sonuçlandı. Timur yenilgisinin ardından Fetret'i bitiren Çelebi Mehmed, tahta çıkmadan önce Amasya şehzadesiydi ve bu bağ kente ayrı bir ağırlık kazandırdı.

Osmanlı'da Bir Taşra Kenti

Osmanlı döneminde Merzifon, Sivas Eyaleti'ne bağlı Amasya Sancağı'nın bir kazasıydı. TDV'nin aktardığı tahrir kayıtları kentin ölçüsünü verir. 1520'de otuz dört mahalle vardı; yirmi sekizinde Müslümanlar, altısında gayrimüslimler oturuyordu. Toplam 1025 hane (786 Müslüman, 239 gayrimüslim) kentin tahminen 5-6 bin kişilik nüfusuna işaret eder. Mahalle adları o günden bugüne taşınmıştır: Câmi-i Atîk (Eskicami), Câmi-i Cedîd (Camicedit), Hacı Balı, Harmanlı Mescidi (Atpazarı, bugünkü Harmanlar), Kadı Mahbub (Gazimahbup), Mahzen, Neccar, Sofular. Gayrimüslimlerin kalabalık olduğu mahalleler Bozahâne, Erzincani, Kaplan ve Kilise mahalleleriydi. Kentte ticari ve sınaî vergilerden yılda tahminen 82.000 akçelik gelir padişah haslarına ayrılmıştı. XVI. yüzyılın sonunda 1783 yetişkin erkeğe ulaşan nüfus, aynı büyüklüğü korumuş, ama hane sayısı azalmış, bekâr erkek sayısı artmıştı.

17. yüzyıl ortasındaki avârız sayımı kentte yirmi sekiz mahalle saydı; dört mahallede dışarıdan gelen Hristiyanların varlığı, yüzyılın ilk yarısında şehre doğru bir gayrimüslim göçünü gösterir. Defterdeki yetişkin sayısı 957'dir ve bunların 137'si vergiden muaftır. Yapılan hesaplar Merzifon'un gerçekte 625'i Müslüman, 300'ü Hristiyan 925 haneden oluştuğunu verir. Evliya Çelebi'nin Şubat 1648'de kenti ziyaret edip kaydettiği "kırk dört mahalle, dört bin ev" rakamı bu defterle karşılaştırıldığında abartılı kalır. Evliya aynı gezide Pîrî Baba Tekkesi'ni de anlatmıştır. XVIII. yüzyıl bir önceki asrın düzenini sürdürmüş, kayda geçecek büyük olaylar yaşanmamıştır.

Tanzimat'ın başında, 1840'lardaki temettuat sayımında Merzifon on üç mahallede 929 vergi mükellefi haneyle kayıtlıydı. Alaca Minare ve Harmanlar mahalleleri Müslüman ve Hristiyan nüfusun karışık oturduğu yerlerdi, defterde ise aynı mahalle adı altında iki grup ayrı ayrı yazılmıştı. Mesleklere bakıldığında nüfusun önemli bölümünün dokuma ve ilgili zanaat kollarında çalıştığı anlaşılır. 19. yüzyıl boyunca nüfus ve fiziki yapı sürekli genişledi: yüzyıl ortasında yaklaşık 10 bin olan şehir nüfusu sonlara doğru 20 bine ulaştı. Vital Cuinet 13.380 Müslüman, 5820 Ermeni ve yaklaşık 800 Rum yazar. 1860 sayımına göre kazanın 160'tan fazla köyü vardı ve nüfusu 18.786'sı Müslüman olmak üzere 25.105'e çıkmıştı; sonradan bu sayı 30 bin dolayına erişti. İdari yapı da değişti. XVI. yüzyıl başında kazaya yalnızca sekiz köy bağlıydı; XVII. yüzyılda Argoma nahiyesinin bazı köyleriyle Merzifonâbâd kazası kuruldu ve merkezi Bulak köyü olan bu birim 1880'de kaldırılıp köyleri Merzifon ile Gümüş'e dağıtıldı.

Cumhuriyet'te Merzifon büyümeyi sürdürdü. İç Anadolu'yu Karadeniz'e, İstanbul'a ve Ankara'ya bağlayan yolların kavşağında bulunması önemini artırdı, verimli ovanın ürünlerinin pazarı olması küçük ölçekli imalat sanayiini de büyüttü. 1927'de şehir nüfusu 11.352, ilçe nüfusu 28.141'di. Belediye meclisi 1930'da mahalleleri birleştirerek sayıyı yirmi dörtten on ikiye indirdi; 1957'de batıdaki Samandolu köyü mahalleye çevrilince on üçe çıktı, 2004'te sayı on sekizdi. Şehir nüfusu 1960'ta 22.096 oldu, 2000 sayımında ilçe 45.613'e ulaştı. 1935, 1945, 1950 ve 1955 sayımlarında Merzifon, bağlı olduğu il merkezi Amasya'yı nüfusta geride bırakmıştı. 1987'de bir Organize Sanayi Bölgesi girişimi başlatıldı.

Türk-İslâm Şehri Dokusu

Danişmendliler'den başlayarak Merzifon tipik bir Türk-İslâm şehri görünümü kazandı. Medreseleri, camileri, mescitleri, tekke ve türbeleriyle şehir, aynı zamanda bedesteni ve hanıyla bir ticaret merkeziydi. Antik iç kale şehrin ortasındaki tepelik mevkide durmuş, dış kale tepenin eteklerinde bulunmuş ve bugüne ulaşmamıştır. Bilinen en eski anıt, kitabesi, iki kanat kapısı ve minberi günümüze kalan Muînüddin Pervâne Süleyman Camii'dir (Ulucami). 663 (1265) tarihli kitabesi olan bu yapı 1904'te yanmış, bugünkü Yokuşbaşı semtinde Eskicami sokağının başında olduğu tahmin edilmektedir.

XV. yüzyılın ilk yarısı kentin fiziki görünümünü belirleyen vakıfların çağıdır. Camicedit mahallesindeki Çelebi Sultan Mehmed Medresesi (817/1414) yanında, Çelebi Mehmed'in annesi Devlet Hatun'un İmaret mahallesinde 822'de (1419) bir cami ve zâviye ile birlikte yaptırdığı imaret, Çelebi Sultan Mehmed Camii diye bilinen ama II. Murad'ın yaptırdığı Medreseönü Camii (830/1427) ve Tâceddin İbrâhim Paşa Camii (Çukur Şadırvan Camii, tahminen 828/1425) XVI. yüzyıl defterlerinde karşımıza çıkar. Sonraki yüzyıllarda şehrin silueti Çifte Hamam (I. Murad dönemi), Alaca Minare Mescidi (906/1501), Sofular Camii (XVI. yüzyıl), Beylerbeyi Abdullah Paşa Türbesi (XVI. yüzyıl), Bozacı Camii (XVII. yüzyıl), Tuzpazarı Hamamı (1087/1676), Çay Camii (XVIII. yüzyıl) ve Hacı Hasan Camii (1126/1714) ile tamamlandı.

Bir Sadrazamın Mirası

Merzifon adı, Osmanlı tarihinin en tanınmış sadrazamlarından biriyle, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ile özdeşleşmiştir. TDV'ye göre 1634-35'te Merzifon'un Marınca (bugünkü Karamustafapaşa) köyünde doğdu. Babası Oruç Bey timarlı sipahiydi; IV. Murad'ın Bağdat kuşatmasında şehit düşünce çocuk dört yaşında yetim kaldı ve babasının dostu, o sırada Amasya sancak beyi olan Köprülü Mehmed Bey'in himayesinde, onun oğullarıyla birlikte medrese tahsili aldı. Başka bir rivayet onu Derviş adlı bir sipahinin oğlu sayar ve doğumunu 1626-27'ye koyar. Köprülü'nün damadı olan Mustafa Paşa silâhdarlık, telhisçilik ve mîrâhûr-ı sânîlikten sonra Silistre beylerbeyi, Diyarbekir beylerbeyi ve 1661-1666 arasında kaptanıderyâ oldu, birkaç kez sadâret kaymakamlığı yaptı. Fâzıl Ahmed Paşa'nın ölümü üzerine 5 Kasım 1676'da sadrazam oldu.

Sadrazamlığının ilk büyük işi, Ukrayna Kazakları yüzünden Lehistan ve Rusya ile yaşanan gerginlikti. Çehrin Kalesi 1678'de kuşatılıp alındı, ardından kale yıktırılarak Dinyeper kıyısında iki yeni kale yapıldı; 1681'de Bahçesaray'da barış koşulları belirlendi. Asıl dönüm noktası 1683 Viyana Kuşatması'dır. TDV, Kara Mustafa Paşa'nın sadârette kalabilmesini selefleri ayarında büyük bir zafere bağladığını, Habsburg gücünü kırmayı düşündüğünü yazar. Orduyla 14 Temmuz 1683'te Viyana önüne gelen paşa, büyük kuşatma toplarını yanında getirmediği için kuşatmayı uzatmak zorunda kaldı. 12 Eylül'de Kahlenberg'den inen Jan Sobieski komutasındaki müttefik ordusu Osmanlı safını bozdu, ordu çok sayıda top, çadır ve levazımı geride bırakarak çekildi. IV. Mehmed'in emriyle 25 Aralık 1683'te Belgrad'da idam edilen paşanın bedeni Belgrad'da, başı ya da yüzülen kafa derisi ise Edirne'de, Saruca Paşa Camii haziresinde gömüldü. Viyana müzesindeki bir kafatasının ona ait olduğu iddiası, Silâhdar ve Cantemir'in kafasının İstanbul'daki külliyesinde gömüldüğünü yazması karşısında çelişkili kalır. Batı'da "Kara", Türkiye'de "Merzifonlu", öldürüldükten sonra "Maktul" sıfatıyla anılmıştır.

Memleketine borcunu ödemeyi bilen bir devlet adamıydı. TDV, Merzifon'da cami, kütüphane, sıbyan mektebi, han, hamam ve bedesten yaptırdığını, ayrıca İstanbul Çarşıkapı'da külliye, Hocapaşa'da mescit ve han, Galata'da cami, Kayseri-İncesu'da külliye, Cidde'de han, hamam ve cami, Edirne'de saray ve çeşmeler bıraktığını, Kamaniçe, Çorum, Tokat, İzmir ve Halep'te vakıflar kurduğunu yazar. Merzifon külliyesi 1666-1679 arasında yükselmiştir. Sultan Murat Topçu'nun DergiPark makalesi vakfiye metinlerine dayanarak paşanın Merzifon'da iki cami, bir han, bir bedesten ve bir hamam yaptırdığını, Taşan Dağı'ndan şehre su getirtip yol boyunca çok sayıda çeşme kurduğunu aktarır. Çeşmelerin çoğu yok olmuş, öteki yapılar ayakta kalmıştır. TDV bu su yollarının kentin sosyal ve ekonomik hayatını değiştirdiğini, vakıfların bu rolünü sonraki yüzyıllarda da sürdürdüğünü belirtir. Annesi Abide Hatun için Bahçekent (Narince) köyünde yaptırılan cami de bu ağın parçasıdır. Katlinden sonra mallarının büyük bölümü müsadere edilmiş, kalan mülkler oğlu Vezir Ali Paşa ("Maktulzâde") ile kızı Fatma Hanım'a bırakılmıştır.

Kara Mustafa Paşa Camii. Bir kaynak yapının 1666'da yaptırıldığını yazar; kitabeye dayanan bir başkası inşasına 1666-67'de başlandığını, 1679'da tamamlandığını bildirir. Dikdörtgen planlı, büyük kubbeli, sekizgen kasnaklı yapı Merzifon'un en büyük camisidir ve "Paşa Camii", "Cami-i Kebir" adlarıyla da anılır. Avlunun ortasındaki şadırvanın kubbesinde Zileli Emin'in 1875 tarihli kalem işleri vardır. Resimlerde İstanbul görüntüleri ile Amasya'ya ve Viyana önlerindeki orduya benzetilen sahneler seçilir; kaynaklar bu okumaları kesin kabul etmez, "düşünülür" der.

Bedesten ve Taşhan. Gazimahbup Mahallesi'ndeki bedestenin yaptıranı ve yapım tarihi kesin bilinmese de mimarisi 17. yüzyılı gösterir. Dikdörtgen planlı yapının dört yüzünde dışa taşkın kesme taş kapılar, içinde sivri kemerlerle bağlanan payelerin taşıdığı dokuz kubbeli bölüm vardır; kapıların arasında dükkânlar sıralanır ve bir arasta bedesteni çevreler. Vakıflar Genel Müdürlüğü bedesteni 2006'da özgününe yakın biçimde restore etmiştir. Yanındaki Taşhan'ın da kitabesi yoktur. İki katlı, revaklı ve avlulu han kesme taş ve tuğlayla örülmüş, kuzey revakların önüne iki çeşme yapılmıştır. Restorasyonun ardından otel olarak kullanılmaktadır. Kara Mustafa Paşa Hamamı 1678'de yaptırılmış, L biçimli planında soğukluk ile sekizgen, merkezi kubbeli sıcaklığı barındırır.

Çelebi Sultan Mehmed Medresesi

Camicedit Mahallesi'ndeki Çelebi Sultan Mehmed (Sultaniye) Medresesi Merzifon'un en değerli tarihî yapılarından biridir. Kayıtlara göre 1414'te Çelebi Mehmed tarafından yaptırılmış, vakfiyede Ebubekir Mehmed bin Hamza adı geçmiştir; TDV de 817 (1414) tarihini verir. Fetret Devri'nin kaosundan çıkıp Osmanlı'yı yeniden bir araya getiren hükümdarın medresesi Selçuklu medrese planındadır: kare plan, dört eyvan, açık avlu.

Doğudaki anıtsal taç kapı kırmızı ve beyaz kesme taş sıraları ile mermerle bezenmiştir; kapının üstünde tek satırlık, üç bölümlü bir kitabe bulunur. Tavan sekiz köşeli yıldızlarla süslüdür. Türünün en güzel örneklerinden sayılan oyma ahşap kapının orijinali Ankara Etnografya Müzesi'nde sergilenir. Moloz taş ve tuğlayla örülen medresenin avlusunun üç yanında dershaneler sıralanır; eyvanlı ana dershanelerin üstü kubbeyle örtülüdür, eyvanların iki yanında tonozlu birer revak uzanır ve bütün kemerlerde kırmızı-beyaz taş kullanılmıştır. Giriş üzerindeki silindirik gövdeli tuğla saat kulesini Bir kaynak 1865'te Amasya Valisi Ziya Paşa'ya, TDV ise 1866'da mutasarrıf Ziya Paşa'ya bağlar. Minareye benzeyen kulenin silindirik kısmında üç çember, onun üstünde şerefeyi andıran bir gezmelik, daha yukarıda dört yöne bakan kadranlar ve çanın bulunduğu ikinci kat yer alır. Çanın sesi rahat yayılsın diye bu katın dört yanına yuvarlak kemerli küçük pencereler açılmıştır. İlk müderrisinin Ferîdüddîn-i Dîvânî olduğu aktarılır.

Amerikan Koleji

Merzifon'un adını duyuran kurumların başında Amerikan Koleji (Anatolia College) gelir. Kuruluş tarihi kaynaklarda farklı verilir. Bir anlatıma göre Amerikan Board misyonerlerinin İstanbul'da Bebek'te açtığı ilahiyat okulu 1860'ların başında Merzifon'a taşındı ve 1886'da Charles Tracy'nin başkanlığında yetişkinlere yönelik dört yıllık kolej programı Anatolia College adıyla başladı; öğrenciler başlıca Rum ve Ermeni'ydi, kız okulu 1893'te açıldı. TDV ise hastane, okul, kütüphane, laboratuvar ve rasathaneden oluşan, şehrin kuzeyindeki en yüksek noktada yer alan kampüsün ilk kuruluş tarihini 1876 olarak verir. Bu farkları kesin bir belgeyle giderecek bir kaynağa rastlanmamıştır.

Kimi kaynaklara göre 1913-14'te 425 öğrenci vardı; kırktan fazla New England üslubundaki bina arasında 2000 yetimlik yurt ve Küçük Asya'nın en büyük hastanelerinden biri bulunuyordu. 1920'de ise 218 öğrenci ile bu sayıya yakın bir kız okulu ve ana okuldan başka sağır çocuklar için bir okul yer alıyordu. Hastane Binası (Fen Koleji) ile Kızlar Okulu bugün Merzifon Belediyesi'nin Kültür Yolu'nda gösterilen duraklardır.

Kolejin tarihi tartışmalı sayfalar da taşır. TDV, XX. yüzyıl başında kolej içinde örgütlenen Rumlar'ın Pontusçu hareketini anlatır; kulüpler olarak başlayan örgütlenme 1904'te Pontus Cemiyeti adını almış ve Amasya, Samsun, Ordu, Giresun, Gümüşhane ve Trabzon'u kapsayan bir alana yayılmıştır. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi'nde yayımlanan bir çalışma, Millî Mücadele sırasında koleje yapılan aramada Pontus amacına uygun evrak bulunduğunu, bunun üzerine kız mektebi dışındaki faaliyetlerin durdurulduğunu yazar. Batı kaynakları ise 1915'te Merzifon'daki Ermeni cemaatine yönelik tehcirde kolejin Ermeni öğretmen ve öğrencilerinin yakalandığını, dönemin başkanı George White'ın bunu 1917'de New York Times'a anlattığını belirtir; 1921'deki Amasya mahkemelerinde yargılanan birkaç eski öğretmen ve öğrencinin idam edildiği de aynı kaynaklarda geçer. Bu anlatımlar birbirinden çok farklı bakışlara dayanır ve kaynakları ayrı tutularak okunmalıdır.

Kolej Selanik'te 1924'te Venizelos'un desteğiyle yeniden açıldı ve bugün hâlâ orada eğitim veriyor. Merzifon'daki kampüste ise 8 Ocak 1924'te Merzifon Amerikan Kız Hayat Okulu kuruldu; ekonomik gerekçelerle 1938'de kapandı. Halkevi yatılı okul için satın alma istemişse de Millî Eğitim parayı bulamadığından binaları Millî Müdafaa Bakanlığı alıp kışlaya çevirdi. Kimi kaynaklar 1941-1962 arasında burada Gedikli Erbaş Hazırlama Okulu bulunduğunu, binaların 1962'den sonra belediyeye geçtiğini yazar. Satın almanın tam yılı doğrulanamamıştır.

Merzifon'da Havacılık

Merzifon'da havacılık faaliyetleri 1935-1936'da başlar. Serap Taşdemir'in Belgi dergisindeki makalesine göre Hava Atış Okulu 1943'te Adana'ya taşınırken, 1941'e kadar Çorlu'da bulunan 4. Hava Atış Alayı 1942'de Merzifon'a geldi ve 1951'de 4. Hava Üs Komutanlığı adını aldı. Genelkurmay Başkanlığı'nın 1 Kasım 1961 ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın 14 Kasım 1961 tarihli emirleriyle 5. Hava Üs Komutanlığı kuruldu; Karadeniz bölgesinin hava savunmasından sorumlu 5. Ana Jet Üssü bu çatıyla anılır. Üs, 16 Kasım 1986'da Genelkurmay ile Ulaştırma Bakanlığı arasında imzalanan protokolle sivil hava trafiğine de açıldı. Amasya-Merzifon Havalimanı'nın iç hat sivil trafiğine 2008'de açıldığı kayıtlıdır; havalimanı şehre yaklaşık 5 km uzaklıktadır. İki tarih çelişmez: sivil kullanıma 1986'da izin verilmiş, iç hat yolcu hizmeti 2008'de başlamıştır.

Millî Mücadele'de Merzifon

Kaynakların ortak anlatımına göre İngilizler Merzifon'u 15 Mart 1919'da işgal etti. 16 Haziran 1919'da şehirde yapılan büyük mitingde İzmir'in işgali protesto edildi; o sırada Amasya'da bulunan Mustafa Kemal Paşa mitingi telgrafla Harbiye Nezareti'ne bildirdi. Mustafa Kemal'in verdiği buyruklar üzerine Müftü Vehbi Efendi başkanlığında Merzifon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu; belediye başkanı Hacı Ömer, avukat Sadık Bey, Ganizade Hacı Hafız, belediye doktoru Hakkı ve Siryalı Rıza Efendi üyeleri arasında anılır. İngiliz kuvvetleri 27 Eylül 1919'da şehri terk etti. TDV çekilme tarihini 28 Eylül olarak yazar; bir günlük farkı iki kaynağın ihtilafı olarak bırakmak gerekir.

TDV, çekilmeden sonra da 1920 sonuna kadar çıkan olayların çoğunun Rum çetelerince düzenlendiğini, yerel Müslüman halkın örgütlenerek bu faaliyetleri etkisiz hale getirdiğini yazar. Bölgedeki güvenlik sorunlarının Mustafa Kemal'in Samsun'dan Havza'ya geçişindeki gerekçelerden biri olduğu da anlatılır; bu iddia bağımsız bir kaynakla doğrulanamamıştır. Ayrıntılı anlatım sitede ayrı bir yazıdadır.

Gönül Erleri ve Âlimler

Merzifon'un manevi tarihinde Pîrî Baba ayrı bir yer tutar. Menkıbeye göre Ahmed Yesevî'nin izniyle Anadolu'ya gelmiş bir dervişti; TDV gerçekte XV. yüzyılın ikinci yarısında yaşadığını tahmin eder. Hayatı hakkındaki bilgiler Hoca İbrâhim'in Menâkıb-ı Pîrî Baba'sına ve Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme'sine dayanır. Hoca İbrâhim, 1520 tarihli tahrir defterinde adı geçen Pîrî Baba Zâviyesi'ni kendisinin yaptırdığını söyler. Menâkıbnâme'ye göre Narince köyündendir, yedi sekiz yaşında Merzifon'da bir ayakkabıcının yanına çırak verilmiş, öğle namazlarını Kâbe'de kılmış, ustası su isteyince Zemzem'den su getirmiştir. Erkekler ve kadınlar için ayrı saatlerde açılan hamamın külhanında yaşadığı için Merzifon ulemâsının tepkisini çekmiş, padişaha şikâyet edilmiştir. Menâkıbnâme'de padişah Fâtih Sultan Mehmed, Evliya Çelebi'de II. Murad'dır; her iki anlatımda da hükümdar kerametleri görünce yatışır, Pîrî Baba ona fethin müjdesini verir. Evliya, tekkeye 366 köy ile Merzifon şehrinin vakfedildiğini aktarır. TDV bu motifi, Fâtih'in dervişlere yönelik olumsuz siyasetine verilen bir tepki olarak okumanın mümkün olduğunu, ayrıca menkıbenin Pîrî Baba'nın kalenderî mizacı yüzünden ulemâca pek sevilmediğine işaret ettiğini belirtir.

Pîrî Baba'nın ölüm tarihi bilinmez. Tekkenin 1520'de Şahkulu Baba b. Bâyezîd'in, 1574-75'te yine onun şeyhliğinde olduğu defterlerden anlaşılır. Evliya Çelebi 1647'de Pîrî Baba Zâviyesi'ni Bektaşî zâviyesi olarak anar; Suraiya Faroqhi'ye göre tekke XVII. yüzyılda Bektaşîler'in elindeydi, ancak Bektaşî zâviyesi olarak kurulduğunu söylemek zordur. Evliya, hamama ve tekkeye çok sayıda ziyaretçinin geldiğini, hamamda yıkanan hastaların iyileştiğine inanıldığını yazar. Türbesi Tekke Mahallesi'ndedir; birkaç kez onarılmış, en son 1977'de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır.

Merzifonlu Şeyh Abdürrahîm-i Rûmî (XV. yüzyıl), TDV'ye göre Sarı Dânişmend lakaplı bir zatın oğludur. İlk tahsilini memleketinde yaptıktan sonra Mısır'a gitmiş, Sühreverdiyye'nin Zeyniyye kolunun kurucusu Zeynüddin el-Hâfî'ye intisap etmiş, şeyhiyle Horasan'a geçmiş ve onun emriyle Anadolu'ya dönerek Merzifon'a yerleşmiştir. Zeynüddin el-Hâfî'nin verdiği icazetnamenin metni Nefehât Tercümesi'nde yer alır ve 832 tarihlidir. Şiirlerinde Rûmî mahlasını kullanan şeyh, "Tövbe yâ rabbi hatâ râhına gittiklerime / Bilip ettiklerime bilmeyip ettiklerime" beytiyle tanınmıştır. Muhtemelen 850'de (1446) vefat etmiştir. Dört eserinden yalnızca Işknâme günümüze gelmiştir. Türbesi Merzifon Kültür Yolu'nda gösterilir. TDV ayrıca türbeleri ayakta kalan mutasavvıflar arasında Kılıç Baba, İsmâil Dede, Topçu Baba, Pehlivan Dede, Fevzi Baba, Fîruz Dede ve Dâvud Dede'yi, XIX. yüzyıl şairleri olarak Hilmi Dede, Hıfzî, Eyüb Sabri ve Muallim Cûdî Efendi'yi sayar.

Çelebi Sultan Mehmed Medresesi'nde ders veren Ferîdüddîn-i Dîvânî, Seydî Şemseddin Ahmed-i Kırîmî ve Nizâmeddin Abdurrahman-ı Âftâbî'nin on beşinci ve on altıncı yüzyıllarda şehri bir ilim merkezi yaptığı anlatılır; bu üç ismin ayrıntıları bağımsız bir kaynakta doğrulanamamıştır.

Ovanın Ekonomisi ve Mutfağı

İlçe ekonomisinde tarım önemli yer tutar. Buğday, şekerpancarı, arpa, ayçiçeği, mercimek ile bağ ve bahçe ürünleri, kiraz ve elma başlıca ürünlerdir. TDV, dokuma ve gıda sanayiinde özel sektörün küçük ve orta ölçekli fabrikalar işlettiğini yazar. 1987'de başlatılan Organize Sanayi Bölgesi son yıllarda ciddi biçimde gelişmiş ve şehre bir sanayi kenti görünümü kazandırmıştır.

Mutfağın simgesi Merzifon Keşkeği'dir. Türk Patent ve Marka Kurumu'nun coğrafi işaret kayıtlarında mahreç işareti olarak 30 Aralık 2014'te tescil edilmiştir; başvuruyu 6 Aralık 2011'de Merzifon Belediyesi yapmıştır. Tescil tanımına göre keşkek bayram sabahlarında, düğünlerde ve özel misafirlere ikram edilir. Büyükbaş eti, nohut ve aşurelik bütün buğdayla taş çömleklerde yaklaşık on iki saat odun ateşinde pişirilir, çömlekte ahşap çömçeyle dövülerek lapa kıvamına getirilir, üzerine tereyağlı salça sos eklenip sıcak sunulur.

Merzifon'da Gezi

  • Ulaşım: Merzifon Amasya merkezine yaklaşık 45-49 km uzaklıktadır; karayolu İstanbul ve Ankara'yı Samsun'a bağlayan ana güzergâh üzerindedir. Havalimanı kente yaklaşık 5 km mesafededir.
  • Merzifon Kültür Yolu: Merzifon Belediyesi'nin Kültür Yolu haritası 24 durak sayar. Saat Kulesi, Kara Mustafa Paşa Camii, Bedesten, Papazın Evi, Asım Bey Konağı, Ressam Sami Baydar Kültür Evi, Alaca Minare Mescidi, Paşa Hamamı, Ulukuşlar Konağı, Basmacı Konağı, Pîrî Baba Türbesi, Amerikan Koleji Hastane Binası ve Kızlar Okulu, Taşhan, Şeyh Abdürrahim Rumi Türbesi, Ermeni Protestan Kilisesi ve Sultaniye Medresesi bunlar arasındadır.
  • Merkezdeki yapılar: Kara Mustafa Paşa Camii, Bedesten ve Taşhan Gazimahbup civarında bir arada durur ve yürüyerek gezilebilir.
  • Öteki yapılar: Alaca Minare Mescidi (906/1501), Sofular Camii (XVI. yüzyıl), Abdullah Paşa Türbesi (XVI. yüzyıl) ve Tuzpazarı Hamamı (1087/1676) merkezin öteki tarihî yapılarıdır.
  • Çalışma saatleri: Cami ibadete açıktır; medrese ve Kültür Yolu duraklarının ziyaret saatleri ve ücretleri değişebildiğinden Merzifon Belediyesi ya da Kaymakamlıktan öğrenilmelidir.
  • Çevre: Amasya merkezdeki Harşena Kalesi ve Kral Kaya Mezarları ile Merzifon bir günlük programda birleştirilebilir.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Mehmet Öz, "Merzifon", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara 2004, s. 243-245 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
  • Sultan Murat Topçu, "Kara Mustafa Paşa'nın Merzifon'daki İmar Faaliyetleri", TÜRKAV Kamu Yönetimi Enstitüsü Sosyal Bilimler Dergisi, 2/2 (2022), DergiPark.
  • Tek Parti Dönemi'nde Merzifon üzerine çalışma, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi (atamdergi.gov.tr).

Resmî kaynaklar

  • T.C. Amasya Valiliği, "Merzifon" (amasya.gov.tr). amasya.gov.tr
  • T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Merzifon" (amasya.ktb.gov.tr). amasya.ktb.gov.tr
  • Türkiye Kültür Portalı, Çelebi Mehmet Medresesi, Merzifon Bedesteni, Merzifon Taşhan, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii, Kara Mustafa Paşa Hamamı, Merzifon Keşkeği sayfaları (kulturportali.gov.tr). kulturportali.gov.tr
  • Türk Patent ve Marka Kurumu, Coğrafi İşaretler Portalı, "Merzifon Keşkeği".
  • T.C. Merzifon Belediyesi, Merzifon Kültür Yolu Haritası (merzifon.bel.tr).

Diğer kaynaklar

  • Abdülkadir Özcan, "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara 2004, s. 246-249. islamansiklopedisi.org.tr
  • "Pîrî Baba" ve "Abdürrahîm-i Rûmî" maddeleri, TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr
  • Serap Taşdemir, "Türk Havacılık Tarihinde Merzifon", Belgi, S. 29 (Kış 2025/I), 217-238.
  • Türkiye Turizm Ansiklopedisi, "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii" (turkiyeturizmansiklopedisi.com).
  • Suraiya Faroqhi, "The Life Story of an Urban Saint in the Ottoman Empire: Piri Baba of Merzifon", Turcica, 32 (1979), s. 653-678.
  • Vikipedi, "Merzifon", "Anatolia College in Merzifon" ve "Anatolia College" maddeleri (yardımcı kaynak).