Özgün Metin
Vezin: Mef'ûlü fâilâtü mefâîlü fâilün. Fatîn'in tezkiresi vezin kaydı düşmez; kalıp mısraların taranmasıyla bulunmuştur.
Cûlarla kûhsârda çağlardı kuhken
Zannetme kendi kendine ağlardı kûhken
Şîrînin acı sözlerini eyledikçe yâd
Zencîr-i eşke dağları bağlardı kûhken
Bâzâr-ı derd-i aşkda her bâr-ı kârını
Nakdîne-i sirişkle sağlardı kûhken
Dağlarca yâr içün elemi var iken yine
Nâr-ı elemle gönlünü dağlardı kûhken
Kûh-i belâda ben dahi giryân idim Nihâd
Zan itme kendi kendine ağlardı kûhken
Günümüz Türkçesiyle
1. Dağ delen Ferhad dağlarda ırmaklarla birlikte çağlardı; sanma ki kendi kendine ağlardı.
2. Şîrîn'in acı sözlerini andıkça dağları gözyaşı zincirine bağlardı.
3. Aşk derdinin pazarında her yükünün bedelini gözyaşı akçesiyle öder, işini sağlama alırdı.
4. Yâr için dağlar kadar derdi varken yine de elem ateşiyle gönlünü dağlardı.
5. Nihâd, bela dağında ben de ağlıyordum; sanma ki dağ delen kendi kendine ağlardı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Ferhad'ın Yanındaki Ses
Gazelin kahramanı, adı hiç anılmadan "kûhken" diye çağrılan Ferhad'dır. Farsça "kûh-ken", dağ kazan demektir ve Şîrîn'e kavuşmak için Bîsütûn dağını delen Ferhad'ın divan şiirindeki yerleşik sıfatıdır. Şiirin bütün düşüncesi matla ile makta arasında kurulur. Matlada şair, dağlardan inen ırmakların çağıltısını Ferhad'ın ağlayışı sayar ve okura "sanma ki kendi kendine ağlardı" der. Bu cümlenin ne demek istediği ancak son beyitte anlaşılır: Ferhad yalnız ağlamıyordu, çünkü "bela dağında" şair de onunla birlikte ağlıyordu. Matlaın ikinci mısraı, küçük bir yazım farkıyla ("Zannetme" yerine "Zan itme") son mısrada tekrarlanır ve gazeli bir halka gibi kapatır. Fatîn, "güldüren şair" diye tanıttığı Nihâd'dan örnek olarak ciddi bir aşk gazeli seçmiştir; şiirde hicivden iz yoktur.
Dağ ve Dağlamak
Dördüncü beyit gazelin ses malzemesinden bir cinas çıkarır: "dağlarca" elemi olan âşık, gönlünü "dağlar", yani ateşle yakar. Ad olarak dağ ile fiil olarak dağlamak, aynı mısrada Ferhad'ın mekânını da acısını da anlatır. Bu ses gazelin her yerindedir; redif "-lardı kûhken", kafiye ise "çağ, ağ, bağ, sağ, dağ" kelimelerindeki "-ağ" sesidir ve kafiye kelimeleri Ferhad'ın hikâyesinin malzemesini taşır: dağlar, ırmaklar, zincir. İkinci beyitte dağların "gözyaşı zinciri"ne bağlanması, ırmakların dağ yamaçlarını zincir gibi sarmasının bir tasviridir; Ferhad'ın gözyaşları dağı bağlayan sulara dönüşür.
Üçüncü beyit aşkı bir pazar yeri olarak düşünür. "Bâr-ı kâr" hem iş yükü hem satılacak mal yüküdür; "nakdîne" nakit para, peşin ödemedir. Ferhad bu pazarda her yükünün bedelini gözyaşıyla, peşin öder. "Sağlamak" fiili hem bir işi sağlama almak hem bir hesabı denkleştirmek anlamlarına açık olduğu için beyit iki türlü anlaşılabilir: gözyaşı ya bir ödeme aracıdır ya da âşığın yükünü taşınabilir kılan bir güvencedir.
Kaynak
Nihâd'dan bugüne kalan tek şiir budur ve onu yalnız Fatîn Dâvud'un Hâtimetü'l-Eş'âr'ı korumuştur; tezkirede gazel, şairin hayat kaydından önce gelir. Neşirde ilk mısranın sonundaki redif "kuhken", ötekilerde "kûhken" yazılmıştır; özgün metinde neşrin yazımı korunmuştur. Fatîn'in sözünü ettiği küçük divandan başka bir parça ele geçmemiştir. Tezkirecinin Nihâd hakkındaki uyarısı ve hayatının Kahire ile Mekke arasında geçen bölümü Nihâd Bey sayfasındadır.
Kaynakça
- Fatîn Dâvud, Hâtimetü'l-Eş'âr (Fatîn Tezkiresi), haz. Ömer Çifçi, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı (e-kitap), s. 423. https://archive.org/details/Htimetl-ErFatnTezkiresi-FatnDavud
Çevrimiçi kaynaklar

