Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın dedesinin maddesinde tek bir sözle, "şâir-i heccâv", yani hicivci şair diye geçtiği Nihâd Bey, kadı-şair Saîd Sîret Bey'in oğlu, Amasya kökenli vezir Şerîf Mehmed Paşa'nın torunudur. 1214'te (1799-1800) doğdu; divan-ı hümayun kaleminde başlayan hayatı Kahire'de kâtiplikle, Mekke'de birkaç yıllık mücavirlikle sürdü ve yeniden İstanbul'a döndü. Fatîn Dâvud tezkiresinde ondan bir gazel verir, ardından da tanıdığı neredeyse herkesi hicvettiği için okuru ondan uzak durmaya çağıran sert bir uyarı ekler. Amasya ile bağı yalnız aile soyu üzerindendir.

Kaynaklardaki Kayıtlar

Hüsameddin, dedesi Şerîf Mehmed Paşa'ya ayırdığı maddenin sonunda Saîd Sîret Bey'den söz ettikten sonra şöyle der:

Bunun mahdûmları şâir-i heccâv Nihad Bey ile Küçük Şerîf Mehmed Paşa'dır.

Günümüz Türkçesiyle: Onun oğulları hicivci şair Nihâd Bey ile Küçük Şerîf Mehmed Paşa'dır.

Fatîn'in Hâtimetü'l-Eş'âr'daki kaydı daha ayrıntılıdır:

Nâzım-ı mûmâ-ileyh Nihâd Beg Şerîf Pâşâzâde sâlifü't-terceme Sa'îd Sîret Beg merhûmun sulbünden bin iki yüz on dört târîhinde kadem-nihâde-i sâha-i vücûd olup mukaddemâ bir müddet dîvân-ı hümâyûn kalemine devâm muahharen Mısr-ı Kâhire cânibine azîmet eyleyüp bir vakt hizmet-i kitâbetde istihdâm ile bi'l-âhire ihtiyâr-ı tekaüdî eyleyerek Kâhire-i mezbûrede gûşe-gîr-i istirâhat ve bir vakt mürûrunda Mekke-i mükerremeye azîmetle bir kaç sene müddet peygûle-güzîn-i mücâveret olduktan sonra Kâhire-i mezbûreye avdet ve bir müddet ikâmet ile iki yüz altmış senesi Dersaâdet'e muvâsalat eyleyüp sâniye rütbesine nâil ve zirâat meclisi azâsı sınfına dâhil olmuştur. Mûmâ-ileyh bezle-gû bir şâir-i hande-rev olup dîvânçe olacak kadar eş'ârı ve hezlgûne bir mikdâr güftârı vardır. Tahzir: Siğâr u kibârdan kendisiyle ülfet u ihtilât itmiş ve belki kazâen bir mahallde kendüye âşinalık eylemiş olanlardan bir nev hicv u zemmine veyahut bir sûretle şeâmet-i kademine uğramamış ferd-i âferîde kalmamışdır. Binâenaleyh "tesme'a bi'l-mu'aydiyyi hayrün min en terâhu" kelâmı zamîme-i terceme-i hâl-i melâmet-encâmı kılınmıştır.

Günümüz Türkçesiyle: Adı geçen şair Nihâd Bey, Şerif Paşazâde'dir; hayatı yukarıda anlatılan merhum Saîd Sîret Bey'in oğlu olarak bin iki yüz on dört yılında dünyaya geldi. Önce bir süre divan-ı hümayun kalemine devam etti, sonra Mısır'da Kahire'ye gidip bir zaman kâtiplik hizmetinde kullanıldı ve sonunda emekliliği seçerek Kahire'de bir köşeye çekilip dinlendi. Bir süre sonra Mekke'ye gitti, birkaç yıl orada mücavir olarak oturdu; ardından Kahire'ye döndü, bir müddet kaldı ve iki yüz altmış yılında İstanbul'a gelerek sâniye rütbesine ulaştı ve Ziraat Meclisi üyeleri arasına girdi. Şakacı, güldüren bir şairdir; küçük bir divan olacak kadar şiiri ve hezl türünden bir miktar sözü vardır. Uyarı: Küçük büyük, kendisiyle dostluk ve yakınlık kurmuş, hatta bir yerde tesadüfen onunla tanışmış olanlardan, onun bir tür hicvine ve yergisine ya da bir şekilde uğursuzluğuna uğramamış tek kişi kalmamıştır. Bu yüzden "Muaydî'yi işitmen, onu görmenden hayırlıdır" sözü, kınanacak hayat hikâyesinin sonuna eklenmiştir.

Hayatı

Babası ilmiye yolunda kadılıktan kadılığa geçerken Nihâd kalem yolunu seçmiş ve divan-ı hümayun kaleminde çalışmaya başlamıştır; nerede doğduğu yazılmaz. Hayatının sonraki bölümü Mısır'la iç içedir. Kahire'ye ne zaman gittiği bilinmez; Fatîn yalnız orada bir süre kâtiplik ettiğini, emekliye ayrılıp şehirde yaşadığını, birkaç yılını da Mekke'de mücavir, yani kutsal şehrin yakınında ibadetle yaşayan biri olarak geçirdiğini söyler. Babasının 1829'da Mekke kadılığına giderken ailesiyle Kahire'den geçtiği ve küçük kardeşi Muhammed Şerif'in Mısır valisi Mehmed Ali Paşa'nın himayesinde yetiştiği düşünülürse, ailenin Kahire ile bağının bu yıllarda kurulduğu tahmin edilebilir; Fatîn bu bağlantıyı kurmaz.

1260'ta (1844) İstanbul'a dönmüş, sâniye rütbesini almış ve Ziraat Meclisi'ne üye olmuştur. Fatîn'in kaydı onu hayatta gösterir; ölüm tarihi bilinmemektedir.

İstanbul Ansiklopedisi'nin Reşad Ekrem Koçu'dan kalan arşivinde Nihâd Bey adına açılmış, yayımlanmamış el yazısı bir madde müsveddesi bulunur. Müsveddenin konu etiketleri Keçecizâde İzzet Molla'yı, Sivas'a bir sürgünü, Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa ve İbrahim Paşa'nın yanındaki nedimliği, Kanlıca'yı ve Fatîn'in tezkiresini anar. Metnin kendisi okunamadığı için bu konular burada Nihâd'ın hayatına bilgi olarak eklenmemiştir.

Amasya ile Bağı

Hüsameddin Nihâd'ı bir aile kaydının içinde anar; Amasyalı olanlar onun dedesi Şerîf Mehmed Paşa ile büyük dedesi Zaîm Ali Ağa'dır. İstanbul, Kahire ve Mekke arasında geçen hayatında Amasya'nın adı hiç geçmez: şehirde doğduğunu, yaşadığını ya da oraya uğradığını gösteren bir kayıt bulunamamıştır. Onun Amasyalılığı bu yüzden tartışmaya açıktır.

Şiiri

Fatîn'e göre Nihâd'ın küçük bir divan dolduracak kadar şiiri ve hezl türünde, yani şaka ve alay yollu sözleri vardı. Bu divançeden bugüne bir nüsha ulaştığı bilinmiyor. Fatîn'in tezkiresinde ondan yalnız bir gazel kalmıştır: Ferhad'ın dağlardaki ağlayışını kendi gözyaşlarıyla karşılaştıran "Cûlarla kûhsârda çağlardı kûhken" gazeli, metni ve açıklamasıyla ayrı bir sayfada verilmiştir. Fatîn'in onu "şâir-i hande-rev", yani güldüren şair diye anmasına karşın elimizdeki tek gazelde hiciv yoktur; hicivlerinden bir örnek kalmamıştır. Fatîn kaydı Arapça bir meselle bitirir: Muaydî'yi işitmen, görmenden hayırlıdır. Tezkireci bu sözü, Nihâd'ın dilinden küçük büyük kimsenin kurtulmadığını söyledikten hemen sonra kullanır.

Kronoloji

1214 (1799-1800): Doğar.

1246 (1830-31): Babası Saîd Sîret Bey ölür.

1260 (1844): Kahire'den İstanbul'a döner; sâniye rütbesini alır, Ziraat Meclisi üyesi olur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar