Özgün Metin

Ey pertev-i nûr-ı nebevî sendeki ol ḫad
Gördüm yüzüñi ṣalli ʿalâ nûrı Muḥammed
Dirdüm ki beyâża çıḳa gîsû-yı sevâdı
Müşkil bu daḫı ḳaraladı ḫaṭṭ-ı mücaʿʿad

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey peygamber nurunun ışığını taşıyan güzel, sendeki o yanak... Yüzünü gördüm: Muhammed'in nuruna salat olsun.

2. Saçlarının karası beyaza çıkar, yani temize çekilir sanmıştım; ne çare, kıvırcık ayva tüyü bunu da karaladı. (Beyit yazı terimleriyle de okunur: "sevâd" hem siyahlık hem karalama müsvedde, "beyâż" hem beyazlık hem temize çekilmiş nüsha, "ḫaṭṭ" hem yanaktaki ayva tüyü hem yazıdır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Bir Seyyid Güzeli İçin

Âşık Çelebi kıtayı "der-ḥaḳḳ-ı dil-ber Seyyid-zâde", yani Seyyid soyundan bir güzel hakkında diye tanıtır; neşrin aparatına göre bir nüsha başlığı "Seyyid-zâde ḥaḳḳında ḳıṭʿa" diye verir. Birinci beyit bütünüyle bu soy bilgisine yaslanır. Peygamber soyundan gelen güzelin yüzünde "nûr-ı nebevî"nin, peygamber nurunun parıltısı vardır; şair onun yüzünü görünce Müslümanların Hz. Muhammed'in adı anıldığında söylediği salavatı tekrarlar. "Ṣalli ʿalâ" sözü burada iki işe yarar: hem güzelliğe karşı bir hayranlık ünlemi, hem de o güzelliğin kaynağını, yani Muhammed'in nurunu anmadır. İlk mısraın "sendeki ol ḫad" diye yarım kalan yapısı, bakışın yanakta takılıp kaldığı izlenimini verir.

Karalanan Müsvedde

İkinci beyit kıtanın asıl nüktesini taşır ve divan şiirinin yazı ile yüz arasında kurduğu eski benzerliğe dayanır. Arapça "sevâd" kelimesi hem siyahlık hem de karalama, müsvedde anlamına gelir; "beyâża çıḳmak" hem beyazlamak hem bir müsveddenin temize çekilmesidir. Şair, sevgilinin kara saçlarının bir gün "beyaza çıkacağını", yüzün aydınlığının saçın karanlığına üstün geleceğini umduğunu söyler. Ama yanakta beliren ayva tüyü, "ḫaṭṭ", bu umudu bozmuştur: kıvırcık tüy yüzü yeniden "karalamış", yani hem siyaha boyamış hem de üzerini çizip müsveddeye çevirmiştir. "Ḫaṭṭ" kelimesinin yazı anlamı da düşünülünce mısra, kıvırcık bir hattın beyaz sayfayı karalaması gibi de okunur. Divan şiirinde ayva tüyünün çıkışı genellikle gençlik güzelliğinin sona yaklaştığının işaretidir; beyit bu bilgiyi bir kâtibin diliyle söyler.

Bu kelime oyununun Şevkî'nin hayatıyla ilginç bir yankısı vardır. Âşık Çelebi, şairin yıllarca uğraştığı Süleymân-nâme kısaltması için "Ol müsevvede beyâża çıḳmadın" der: o müsvedde temize çekilmeden ecel gelmiştir. Tezkirecinin kıtadaki "beyâża çıḳa" sözünü bilerek mi tekrarladığı bilinmez; iki ifadenin aynı maddede yan yana durduğunu kaydetmekle yetinilebilir.

Metin ve Ölçü

Kınalızâde Hasan Çelebi tezkiresinde kıtanın yalnız ikinci beytini, "Dirdüm ki beyâza çıka gîsû-yı sevâdı / Müşkil bu dahı karaladı hatt-ı müca'ad" biçiminde verir. Âşık Çelebi neşrinin aparatına göre bir nüshada "ḫaṭṭ" yerine "zülf" yazılıdır; bu okuyuşta karalayan, ayva tüyü yerine kıvırcık zülüf olur. Vezin iki tezkirede de yazılı değildir. İlk üç mısra, bazı hecelerde imale ile hezec bahrinin "Mef'ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün" kalıbına oturur; dördüncü mısraın "daḫı ḳaraladı" bölümü ise bu kalıba uymaz. Ölçü sorusu bu yüzden açık bırakılmıştır.

Şevkî'nin Trabzon'dan Bursa'ya uzanan hayatı ve hakkındaki kayıtlar Şevkî Ahmed Çelebi sayfasında toplanmıştır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar