Şevkî Ahmed Çelebi, Yavuz Sultan Selim'in Trabzon'daki şehzadeliği sırasında lalası Şemsî Bey'in hizmetinde bulunmuş, ömrünün sonunu Bursa'da Osman Gazi ve Orhan Gazi türbelerinin türbedarı olarak geçirmiş, XVI. yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir şairdir. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu Amasyalı kadı Muslihîzâde Hamza Çelebi'nin oğlu olarak kaydeder; Âşık Çelebi ile Kınalızâde Hasan Çelebi ise "Burusalı" der. Âşık Çelebi'ye göre yıllarını Firdevsî'nin dev Süleymân-nâme'sini kısaltmaya vermiş, ama bu müsveddeyi temize çekemeden ölmüştür. Tezkireler ondan bir kıta korumuştur.
Hüsameddin'in Kaydı
Hüsameddin'in maddesi, şairi tezkirelerde bulunmayan tarihli ayrıntılarla anlatır:
Şevkî Ahmed Çelebi-Muslihîzâde. Amasyalıdır. Meşâhîr-i kudâtdan Muslihîzâde Hamza Çelebi mahdûmudur. Pederi Bursa nâibi iken orada neş'et ve tahsîl-i ilim ve irfâna gayret etdi. Pederinin vefâtında Amasya'da ikâmet edib kitâbetle imrâr-ı hayat etmekde iken Yavuz Sultân Selim Hân'ın lalası Amasyalı Şemsî Bey'e Trabzon'da intisâb ve hizmet ederek ma'lûm-i padişâhî oldu. 918'de Sultân-ı müşârün-ileyhin cülûsunda divân-ı hümâyûn kâtibi olup 923'de Efendisinin azlinden musâb olarak Bursa'ya gönderildi. 926'da Sultân Süleyman Kânûnî cülûsunda Defterdâr İskender Çelebi'nin şefâatiyle gelip sânîyen divân-ı hümâyûn kâtibi oldu. Bu esnâda "Süleymannâme" adlı târihini yazmaya başladı. Defterdâr İskender Çelebi meclisine mülâzemet ederek bir müddet sonra mâliye tezkirecisi oldu. 940'da müşârün-ileyhin maiyyetinde Bağdat seferine gitdi. Hayfâ ki, Bağdat'da Efendisinin 941'de salben şehîd edilmesi üzerine azledilip sânîyen Bursa'da ikâmete me'mûr oldu. 942'de Efendisinin bâis-i şehâdeti olan Frenk İbrâhim Paşa'nın maktûlen vefâtı üzerine Sultân Osmân ve Orhan Gâzilerin türbedârı olup 947 hudûdunda vefât etdi. Yazdığı "Süleymannâme"si yarım kalmış olmakla beraber istifâdeli güzel bir târihtir. Maârifden hissedâr, şâir, kâtib olduğuna târihi şâhiddir.
Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Tanınmış kadılardan Muslihîzâde Hamza Çelebi'nin oğludur. Babası Bursa naibiyken orada yetişti ve ilim öğrenmeye çalıştı. Babasının ölümü üzerine Amasya'da oturup kâtiplikle geçinirken Yavuz Sultan Selim'in lalası Amasyalı Şemsî Bey'e Trabzon'da bağlanıp hizmet ederek padişahın tanıdığı biri oldu. 918'de padişahın tahta çıkışında divan-ı hümayun kâtibi oldu; 923'te efendisinin azlinden etkilenerek Bursa'ya gönderildi. 926'da Kanuni Sultan Süleyman'ın tahta çıkışında Defterdar İskender Çelebi'nin aracılığıyla dönüp ikinci kez divan-ı hümayun kâtibi oldu. Bu sırada "Süleymannâme" adlı tarihini yazmaya başladı. Defterdar İskender Çelebi'nin meclisine devam ederek bir süre sonra maliye tezkirecisi oldu. 940'ta onun maiyetinde Bağdat seferine gitti. Ne yazık ki efendisinin 941'de Bağdat'ta asılarak öldürülmesi üzerine görevinden alındı ve ikinci kez Bursa'da oturmakla görevlendirildi. 942'de efendisinin ölümüne sebep olan Frenk İbrahim Paşa öldürülünce Osman Gazi ve Orhan Gazi'nin türbedarı oldu ve 947 dolaylarında öldü. Yazdığı "Süleymannâme" yarım kalmış olsa da faydalı, güzel bir tarihtir. Tarihi, onun ilimden payı olan bir şair ve kâtip olduğuna tanıktır.
Tezkirelerdeki Şevkî
Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ'da Edirneli Şevkî'den sonra "Şevkî-i Sânî", yani ikinci Şevkî başlığıyla bu şairi anlatır ve maddeyi "Ṣorarsañ aṣlın anuñ Burusalıdur" diye başlayan bir beyitle açar. Ona göre Şevkî, Şah Selim Trabzon'da şehzadeyken defterdarı ve lalası olan, saltanat yıllarında itibarı yükselen ve sonra hazine defterdarlığına ve sancakbeyliğine geçen Fenârî Şems Bey'in yanında yetişmiştir. O devir dönüp efendisi ölünce Bursa'da bir sahhaf dükkânı açmış, küçük bir geçimle yetinmiş, Osman Gazi ile Orhan Gazi türbelerinin türbedarlığını ve Bursa'daki şairler tekkesinin ihtiyarlığını, yani yaşlı önderliğini üstlenmiştir. Tezkireci onun yaşlılıktan iki büklüm olduğunu da ekler ve asıl işini şöyle anlatır:
Firdevsî'nüñ üç yüz altmış mücelled Süleymân-nâme'sin telḫîṣe başın aşaġa egüp niçe yıl tażyîʿ-i evḳât itmiş idi. Ol müsevvede beyâża çıḳmadın dest-i ecel bunuñ ismin ḥayât defterinden terâş itdi.
Günümüz Türkçesiyle: Firdevsî'nin üç yüz altmış ciltlik Süleymân-nâme'sini kısaltmak için başını eğip yıllarca vakit harcamıştı. O müsvedde temize çekilmeden ecel eli onun adını hayat defterinden kazıdı.
Âşık Çelebi bir de Şevkî'nin her fırsatta anlattığı bir hatırayı aktarır. Sultan Selim yıllar sonra ava çıkmak için Bursa'ya geldiğinde şehir halkıyla birlikte karşılamaya çıkan Şevkî'yi tanımış ve yanındaki Zeynel Paşa'ya "bizim Şevkî değil mi" diye sormuş; Zeynel Paşa ise o kişinin öldüğünü söyleyerek padişahı şüpheye düşürmüştür. Şevkî sonra Zeynel Paşa'yı ziyaret ettiğinde Paşa ona "miskin, sen sağ mısın" diye hatırını sormuş, iyi davranmıştır. Neşrin dipnotuna göre tezkirenin bazı nüshalarında padişahın adı Selim yerine Süleyman olarak geçer.
Kınalızâde Hasan Çelebi'nin tezkiresindeki madde daha kısadır ve aynı bilgileri tekrarlar:
Burusadandur. İftihâr-ı Âl-i 'Osmân Sultân Selîm bin Bâyezîd Hân Trabzonda iken lâlâsı olan Âl-i Fenârîden Şemsî Bege hidmet itmegin Hazret-i Şehzâdenün ma'lûmı ve manzûr-ı nazar-ı eltâf-ı bî-hadd ü rukûmı olmış idi. Ba'dehû vatanına mürâca'at idüp ba'z-ı Âl-i 'Osmân ravzasına türbedâr olup ma'âş içün ba'z-ı cihet ihtiyâr itmiş idi.
Günümüz Türkçesiyle: Bursalıdır. Osmanoğullarının iftiharı Sultan Selim bin Bayezid Han Trabzon'dayken lalası olan Fenârî ailesinden Şemsî Bey'e hizmet ettiği için şehzadenin tanıdığı ve sayısız lütfuna nail olan biri olmuştu. Sonra memleketine dönüp Osmanlı hanedanından bazılarının türbesine türbedar oldu ve geçimi için bazı görevler edindi.
Kaynakların Durumu
Hüsameddin'in kaydı tezkirelerle üç noktada ayrılır. İlki memleket meselesidir. İki tezkireci de Şevkî'yi Bursalı sayar; Hüsameddin ise onu Amasyalı bir kadının oğlu olarak tanıtır ve Bursa'yı babasının naiplik ettiği, kendisinin yetiştiği şehir olarak gösterir. Hüsameddin bu bilgiyi hangi kaynaktan aldığını söylemez. İkincisi Şemsî Bey'in kimliğidir: tezkireler onu Fenârî ailesinden sayar, Hüsameddin "Amasyalı Şemsî Bey" der.
Üçüncü ve en belirgin ayrılık eser üzerindedir. Hüsameddin, Şevkî'nin "Süleymannâme adlı târihini" Kanuni'nin tahta çıkışından sonra yazmaya başladığını ve bu tarihin yarım kaldığını söyler; okur bunu Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatını anlatan bir eser diye anlar. Âşık Çelebi'nin anlattığı iş ise başka bir eserin kısaltılmasıdır. Orhan F. Köprülü'nün TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki "Firdevsî, Uzun" maddesine göre Firdevsî-i Rûmî'nin II. Bayezid'e sunduğu Süleymannâme-i Kebîr'in esas konusu Hz. Süleyman'ın hayatıdır; eserin cüz sayısını Latîfî ve Âlî, Âşık Çelebi gibi 360 olarak verir. Şevkî'nin bu dev eser üzerindeki çalışması, tezkireciye göre temize çekilmemiş bir müsvedde olarak kalmıştır. Hüsameddin'in kâtiplik, İskender Çelebi'nin maiyetinde Bağdat seferi ve 942'deki türbedarlık atamasına dair tarihli bilgileri de tezkirelerde yer almaz. Bu bilgilerin başka bir kaynağa mı dayandığı, yoksa İskender Çelebi'nin bilinen hayatından mı kurulduğu sorusu açık kalır.
Amasya ile Bağı
Amasya, Şevkî'nin hayatına yalnız Hüsameddin'in kaydıyla girer; bağ bu yüzden tartışmalıdır. Hüsameddin'e göre babası Amasyalı bir kadıdır ve Şevkî babasının ölümünden sonra bir süre Amasya'da kâtiplikle geçinmiş, Trabzon'a oradan gitmiştir. Âşık Çelebi ve Kınalızâde ise Amasya'dan hiç söz etmez, şairi Bursalı olarak tanıtır. Şevkî'nin Bursa'da yetişip ömrünü orada bitirdiği konusunda üç kaynak birleşir; Amasyalılığı, babasının memleketi üzerinden kurulmuş bir bağ olarak kalır.
Şiiri
Âşık Çelebi'ye göre bir Seyyid-zâde güzeli için söylenmiş iki beyitlik bir kıta, Şevkî'den kalan tek şiirdir. Kınalızâde bu kıtanın yalnız ikinci beytini verir. Kıta, saç, ayva tüyü ve yazı arasındaki benzerlikler üzerine kuruludur; şairin kategorisinde kendi sayfasında okunabilir. Yıllarını verdiği Süleymân-nâme kısaltmasının akıbeti de meçhuldür; bilinen bir nüshası yoktur.
Kronoloji
918 (1512): Hüsameddin'e göre I. Selim'in tahta çıkışında divan-ı hümayun kâtibi olur.
923 (1517): Efendisinin azliyle Bursa'ya gönderilir.
926 (1520): Kanuni'nin tahta çıkışında İskender Çelebi'nin aracılığıyla yeniden divan kâtibi olur.
940 (1533-34): İskender Çelebi'nin maiyetinde Bağdat seferine katılır.
941 (1534-35): İskender Çelebi Bağdat'ta idam edilir; Şevkî Bursa'ya gönderilir.
942 (1535-36): Osman Gazi ve Orhan Gazi türbelerinin türbedarı olur.
947 dolayı (1540-41): Ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 182-184 (Şevkî Ahmed Çelebi-Muslihîzâde maddesi; e-kitap s. 413). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page413.html
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 611. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 488. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
Akademik çalışmalar
- Orhan F. Köprülü, "Firdevsî, Uzun", TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1996. https://islamansiklopedisi.org.tr/firdevsi-uzun
Çevrimiçi kaynaklar

