Özgün Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün. Vezin adı Fatîn'de geçmez; kalıbı bu sayfa için biz tespit ettik.

İdince gönlümü dîvâne ârzûy-ı bahâr
Müselsel oldu zebânımda güft-gûy-ı bahâr
Kalırdı elde misâl-i şemâme-i anber
Rübûde olmasa çevgân-ı çarha-gûy-ı bahâr
Fedâ idüp bizi gitmişdi şimdi güller açup
Kızardı hâcalet-avdetle sanki rûy-ı bahâr
O serv-i kâmeti bâğ-ı hayâle aldıkça
Döker sirişkini Sîret-misâl cûy-ı bahâr
Duâ-yı bülbüle âmîn-hân olup mürgân
Açıldı müşteri-i aşka çarsû-yı bahâr

Günümüz Türkçesiyle

1. Bahar arzusu gönlümü divane edince dilimde bahar sözü zincirleme sürüp gitti. (Divaneyi zincire vurmak âdetine de göndermedir: "müselsel" hem art arda gelen hem zincire bağlı demektir.)

2. Feleğin çevgânı bahar topunu kapıp götürmeseydi, o top bir amber koku topu gibi elde kalırdı. (Çevgân, at üstünde oynanan top oyununun eğri sopasıdır; "şemâme", elde taşınan güzel kokulu top.)

3. Bahar bizi feda edip gitmişti; şimdi güller açınca, geri dönmenin utancından baharın yüzü sanki kızardı.

4. O servi boylu sevgili hayal bahçesine geldikçe baharın ırmağı, Sîret gibi gözyaşı döker.

5. Kuşlar bülbülün duasına âmin diyerek, aşkın müşterisine baharın çarşısı açıldı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Giden ve Dönen Bahar

Sîret baharı bir sevgili gibi konuşturur: önce özlenir, sonra elden kaçırılır, sonra utanarak geri döner. Bu küçük hikâye en açık hâliyle ikinci ve üçüncü beyittedir. Feleğin, yani talihin çevgân sopası bahar topunu alıp götürmüştür; yoksa bahar, elde taşınan amber kokulu bir top gibi insanın avucunda kalacaktı. Üçüncü beyitte bahar, âşığı feda edip gitmiş bir vefasızdır ve dönüşünde açan güllerin kırmızılığı onun utançtan kızaran yüzü sayılır. Gülün rengini bir utanç kızarıklığına bağlayan bu yorum, divan şiirinin "hüsn-i ta'lil" dediği güzel sebep gösterme sanatına iyi bir örnektir. Hikâyeyi bir arada tutan, her beyitte dönen "bahâr" redifidir; kafiye bu kelimenin önündeki "-û" sesinde toplanır: ârzû, güft-gû, gûy, rûy, cûy, çarsû. Rediften önce hemen her beyitte bir izafet kurulduğu için kulakta kalan, "-û-yı bahâr" ses dizisidir.

Oyunlar ve Mahlas

Matla beyti iki kelimeyi birbirine bağlar: "dîvâne" ile "müselsel". Eski âdete göre deliler zincire vurulurdu; bahar arzusuyla divaneleşen şairin dilindeki söz de "zincirleme", yani ardı arkası kesilmeden akar. İkinci beytin tamamı çevgân oyununun terimleriyle kuruludur: "çevgân" sopa, "gûy" top, "çarh" ise hem felek hem dönen çarktır.

Mahlas, gazellerde alışılan yerinden bir beyit önce, dördüncü beyitte geçer. Hayal bahçesine giren servi boylu sevgili, bahar ırmağını Sîret'in gözyaşları gibi akıtır; servinin su kenarında durması, şairin ağlayışını ırmağa benzetmeye zemin hazırlar. Son beyitte ise kuşlar bülbülün duasına "âmin" der ve aşk müşterilerine baharın çarşısı açılır. Fatîn'in tezkiresi gazelin tam mı yoksa seçme beyitler mi olduğunu belirtmez; mahlasın sonda bulunmaması, metnin seçilmiş beyitlerden oluşabileceğini de akla getirir.

Kaynak

Gazel yalnız Fatîn Dâvud'un Hâtimetü'l-Eş'âr'ında, şairin hayatına dair kısa kaydın hemen önünde yer alır; Fatîn şairlerin hayatından önce şiirlerini vermeyi usul edinmiştir. Kaydın hemen ardından gelen ve yine "Sîret" mahlasını taşıyan "Âşık-ı şûrîde-hâliz zârdır eglencemiz" gazeli, tezkirenin düzeni gereği bir sonraki şair Şehbâz Girây Sultân'a aittir. Şairin kadılıkları ve ailesi Saîd Sîret Bey sayfasında anlatılır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar