Özgün Metin
Vezin: fâilâtün mefâilün fe'ilün (Hüsameddin vezin vermez; ölçü mısralardan okunmuştur)
Uğradım bir kazâ-yı mübreme âh
Oldu Amid bana belâ-yı siyâh
Günümüz Türkçesiyle
1. Eyvah, değiştirilemez bir kadere, kesinleşmiş bir kadılığa uğradım; Amid (Diyarbekir) bana kara bir belâ oldu.
Edebî ve Tarihî Yorum
Kader ile Kadılık
"Kazâ" kelimesi bu beyitte iki işi birden görür. Kelime hem Allah'ın takdirinin gerçekleşmesi, yani kader, hem de kadılık görevi ve bir kadının yetki bölgesi demektir. "Kazâ-yı mübrem" ise kelam diliyle geri döndürülemeyen, kesinleşmiş kaderdir. Abdülhay "kaçınılmaz bir kazaya uğradım" derken okur önce bir felaketten söz edildiğini düşünür; Hüsameddin'in anlattığı olay bilindiğinde kelimenin ikinci anlamı ortaya çıkar: padişah onu Diyarbekir kadılığına tayin etmiştir ve bu karar da kader kadar değiştirilemez. Bir kelimenin yakın ve uzak iki anlamını birlikte işleten bu söyleyiş tevriyedir.
İkinci mısra yerin adını verir. "Amid", Diyarbekir'in eskiden taşıdığı addır; şehir surlarının koyu renkli taşı yüzünden "Kara Amid" diye de anılır. "Belâ-yı siyâh", kara belâ, bu yüzden hem başa gelen felaketin ağırlığını hem de şehrin bilinen sıfatını taşır. Abdülhay, Amid'i adıyla anar ama sıfatını belâya verir; şehir kara olduğu için belâ da kara olmuştur. Kafiye "âh" ile "siyâh" arasında kurulur; ilk mısranın sonundaki iç çekiş, ikinci mısrada şehrin rengine dönüşür.
Söylendiği Gün
Hüsameddin'e göre Abdülhay, 937'de (1530-31) Amasya kadılığından istifa edip İstanbul'a gitmiş ve amcası Şeyh Abdürrahîm Efendi'nin zaviyesinde inzivaya çekilmişti. İstifaya öfkelenen Kanuni Sultan Süleyman, onu Diyarbekir'e kadı olarak göndermiştir. Abdülhay beyti bu tayin üzerine söylemiş ve "diyerek gitmiştir." Diyarbekir onun için yabancı bir yer değildi: 923'te şehrin fethinden sonra "Kürdistan kazaskeri" unvanıyla orada kadılık etmiş, 928'de istifa ederek ayrılmıştı. Beyitteki yakınma bu yüzden oranın ağırlığını tanıyan ve bir daha dönmek istemeyen birinin sesidir. Kaynak bunu böyle söylemez; beyit ile madde yan yana konunca ortaya çıkan bir yorumdur.
Maddede tayin tarihi "840" olarak yazılıdır. Kanuni 926'da tahta çıktığına ve olay 937'deki istifadan sonra geçtiğine göre bu sayı bir yazım ya da dizgi hatası olmalı; akla en yatkın düzeltme 940'tır (1533-34). Aynı ciltteki Abdülazîz Efendi-Ümm-i Veledzâde maddesine göre Abdülhay, 940 sonlarındaki bir Amasya kargaşası yüzünden 941 Rebiülevvelinde Amasya kadılığından azledilip İstanbul'a gönderilmiştir; padişahın öfkesi bu olaya da bağlanabilir, ama kaynak bunu söylemez. Abdülhay'ın ikinci ricanamesi padişahı yumuşatmış, 943'te (1536-37) kadılıktan affedilip Amasya'ya dönmüştür.
Aidiyet
Beyit yalnız Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nde, olayın anlatımı içinde ve kaynak gösterilmeden yer alır. Hüsameddin'in Abdülhay'ı bir şair olarak nitelemediği, ondan başka bir şiir aktarmadığı da göz önünde tutulmalıdır. Beytin Abdülhay'ın kendi sözü mü, yoksa onun durumuna yakıştırılmış ve dilden dile dolaşmış bir söz mü olduğu bu tek kayıtla kesinleşemez. Hüsameddin'in aktarımı onu Abdülhay'a verir; burada da bu aktarıma uyulmuştur. Abdülhay'ın Diyarbekir ile Amasya arasında geçen hayatı kendi sayfasında, babası Abdülkerîm Efendi ise ayrı bir sayfada anlatılır.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 446-447 (e-kitap s. 495-496), "Abdülhay Efendi-Müeyyedzâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page496.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 520-521 (e-kitap s. 517-518), "Abdülazîz Efendi-Ümm-i Veledzâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page517.html
Çevrimiçi kaynaklar

