Müeyyedzâde Abdülhay Efendi, Kanuni Sultan Süleyman'ın öfkesine uğrayıp istemediği bir göreve, Diyarbekir kadılığına gönderilirken söylediği tek beyitle Amasya'nın şairleri arasına girer: "Uğradım bir kazâ-yı mübreme âh / Oldu Amid bana belâ-yı siyâh." Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ne göre Amasya'da doğmuş, ünlü hattat Şeyh Hamdullah'tan yazı öğrenmiş, Diyarbekir'in fethinden sonra bölgenin ilk kadılarından olmuş, Amasya'da kadılık yapmış ve 950'de (1543-44) ölmüştür. Hüsameddin onu şair diye nitelemez; elde ondan kalan şiir de bu beyitten ibarettir. Kayıt sitede Abdülhay Efendi-Müeyyedzâde adıyla ayrıca yer alır.

Hüsameddin'in Kaydı

On birinci ciltte aynı başlığı taşıyan iki madde vardır. İkincisi XI. yüzyılda yaşamış, Habib Çelebi'nin oğlu bir başka Abdülhay'dır. Burada söz konusu olan birinci madde şöyledir:

Amasyalıdır. Müeyyedzâde Abdülkerîm Efendi bin Ali Çelebi bin Müeyyed Çelebi mahdûmudur. Amasya'da ulemâdan ikmâl-i tahsîl ve Hamdullah Efendi'den hutût-ı mütenevviayı ahz ve temeşşuk etdikden sonra amcası Abdurrahman Efendi'den mülâzım ve müderris oldu. Amasya'da tedrîs-i ulûm etmekde iken 918'de İstanbul'a kaldırılıp Mustafa Paşa medresesi müderrisi oldu. 923'de Diyarbekir'in ve havâlîsinin fethinde Kürdistan Kazaskeri unvânıyla Diyarbekir Kadısı ve o havâlîye sevk edilen ordunun kadısı oldu. 928'de Diyarbekir fâtihi olan Mehmed Paşa'nın vefâtı üzerine istifa edib İstanbul'a avdet etdi. 931'de Amasya kadısı olup 937'de bundan da istifa edib İstanbul'a giderek amcası Şeyh Abdürrahîm Efendi'nin zâviyesinde inzivâ etdi. Kânûnî Sultân Süleyman, bu istifasına hiddet edib 840'da Diyarbekir kadısı nasb ederek i'zâm etdi. [...] diyerek gitdi. İkinci defa gönderdiği ricanâmesi Sultân Süleyman'ı rikkate getirdiğinden 943'de kazâdan afv edilerek Amasya'ya geldi. 950'de vefât etdi. Fâzıl, hattât, sahî, hânedân, târih ve muhâzarâta vâkıf, gâyet nezîh idi. Sultân Süleyman'ın nazar-ı dikkatini celb eder korkusuyla İstanbul'da yaşatmadılar. Mahdûmu Ahmed Efendi'dir.

Günümüz diliyle: Amasyalıdır. Müeyyedzâde Abdülkerîm Efendi'nin oğludur; Abdülkerîm, Ali Çelebi'nin, o da Müeyyed Çelebi'nin oğludur. Amasya'da âlimlerden öğrenimini tamamladı, Hamdullah Efendi'den çeşitli yazı türlerini alıp meşk ettikten sonra amcası Abdurrahman Efendi'nin mülâzımı ve müderris oldu. Amasya'da ders verirken 918'de (1512) İstanbul'a götürülüp Mustafa Paşa Medresesi'ne müderris oldu. 923'te (1517) Diyarbekir ve çevresi fethedilince "Kürdistan kazaskeri" unvanıyla Diyarbekir kadısı ve oraya gönderilen ordunun kadısı oldu. 928'de (1522) Diyarbekir fâtihi Mehmed Paşa ölünce istifa edip İstanbul'a döndü. 931'de (1524-25) Amasya kadısı oldu; 937'de (1530-31) bu görevden de çekilip İstanbul'a gitti ve amcası Şeyh Abdürrahîm Efendi'nin zaviyesinde inzivaya çekildi. Kanuni Sultan Süleyman bu istifaya öfkelenip onu Diyarbekir kadısı tayin ederek yola çıkardı; o da aşağıdaki beyti söyleyerek gitti. İkinci kez gönderdiği ricaname padişahın merhametini uyandırınca 943'te (1536-37) kadılıktan affedilip Amasya'ya geldi. 950'de öldü. Faziletli, hattat, cömert, köklü bir aileden, tarihe ve sohbet kültürüne vâkıf, çok temiz bir insandı. Sultan Süleyman'ın dikkatini çekmesinden korkulduğu için onu İstanbul'da yaşatmadılar. Oğlu Ahmed Efendi'dir.

Hayatı

Abdülhay'ın hayatı, ailesinin Amasya ile İstanbul arasındaki gidip gelişini izler. Babası Abdülkerîm Efendi birkaç kez Amasya kadısı olmuş ve 927'de (1521) bu görevdeyken ölmüş bir âlim ve hattattı; amcası Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi II. Bayezid devrinin kazaskeriydi, öbür amcası Şeyh Abdürrahîm Efendi İstanbul'da zaviyesi olan bir Halvetî şeyhiydi. Abdülhay'ın 918'de İstanbul'a götürülmesi, Yavuz Sultan Selim'in tahta çıktığı ve Amasya valisi Şehzade Ahmed ile taht mücadelesinin başladığı yıla rastlar. Hüsameddin "kaldırılıp" kelimesini kullanır; bu kelime, bir kararla götürüldüğünü düşündürür. Kaynak bunun nedenini açıklamaz.

Hayatının en dikkate değer görevi Diyarbekir'dedir. Hüsameddin'e göre Diyarbekir ve çevresi Osmanlı idaresine geçtiğinde bölgeye gönderilen ilk kadılardan biri Abdülhay olmuştur. "Kürdistan kazaskeri" unvanı, yeni fethedilen bir ülkenin yargı işlerinin ona bırakıldığını gösterir. Hüsameddin'in "Diyarbekir fâtihi" dediği Mehmed Paşa'nın 928'de ölmesi üzerine görevi bırakmış, sonra memleketine kadı olarak dönmüştür. 937'deki ikinci istifadan sonra amcasının zaviyesinde inzivaya çekilmesi, onun dünya işlerinden uzak durma isteğini anlatır. Bu inziva uzun sürmemiş, padişahın öfkesiyle yeniden Diyarbekir yolu görünmüştür.

Maddedeki tarihlerden biri açıkça yanlıştır. Kanuni'nin onu Diyarbekir'e tayini "840" yılına konur; oysa Kanuni 926'da (1520) tahta çıkmıştır ve olay 937 ile 943 arasında geçmelidir. Doğru yıl büyük ihtimalle 940'tır (1533-34). Bir başka güçlük de aynı ciltteki Ümm-i Veledzâde Abdülazîz Efendi maddesinden gelir. Orada, 940 yılının sonlarında Amasya'da çıkan büyük bir kargaşada Amasya kadısı Müeyyedzâde Abdülhay Efendi'nin de adının karıştığı, 941 Rebiülevvelinde (Eylül-Ekim 1534) müftü Abdülazîz Efendi ile birlikte görevden alınıp İstanbul'a gönderildiği yazılır. Abdülhay'ın kendi maddesi ise 937'de Amasya kadılığından istifa ettiğini söyler. İki kayıt, ya Abdülhay'ın Amasya kadılığına ikinci kez döndüğünü ya da Hüsameddin'in iki farklı olayı karıştırdığını gösterir. Kanuni'nin "istifasına hiddet" etmesi de belki bu 941 olayıyla ilgilidir; bu ilişki kaynakta kurulmaz, bir ihtimal olarak kalır.

Hattatlığı

Abdülhay'ı çağdaşlarının gözünde öne çıkaran şey yazısıdır. Hüsameddin, babası Abdülkerîm Efendi'nin maddesinde Mecdî Mehmed Efendi'nin Şakâyık tercümesinden şu cümleyi aktarır: "Merhûm Abdülkerîm'in dahi oğlu Mevlâna Abdülhay gibi hüsn-i hatta yed-i beyzâsı var idi." Mecdî'ye göre baba ile oğulun yazısı öyle bir seviyedeydi ki, dönemin ünlü hattatları Pâdişâh Ahmed ile Şâh Mahmûd onların karşısında birer öğrenci gibi kalıyordu. Şeyh Hamdullah'tan doğrudan yazı öğrenmiş olması, Abdülhay'ı Amasya'dan yetişen bu büyük hattatın doğrudan öğrencileri arasına koyar. Elinden çıkmış bir yazı örneğine şimdilik rastlanamadı.

Şiiri

Hüsameddin, Abdülhay'ın şair olduğunu ayrıca söylemez; ona ait tek beyti, padişahın tayinine verdiği cevap olarak aktarır. Beytin tadı "kazâ" kelimesindedir: Abdülhay kaçınılmaz bir kadere uğradığını söylerken istemediği bir kadılığa uğradığını da anlatır. "Amid" Diyarbekir'in eski adıdır ve "belâ-yı siyâh", yani kara belâ sözü, şehrin "Kara Amid" adıyla anılmasına göndermedir. Başka bir şiiri de, bir divanı da kaynaklarda geçmez; mahlas kullanıp kullanmadığı bilinmiyor. "Uğradım bir kazâ-yı mübreme âh" beytinin özgün metni, anlamı ve yorumu kendi sayfasındadır.

Ailesi

Babası Amasya kadısı ve hattat Abdülkerîm Efendi, kardeşi Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'nın damadı olan şair Abdî Abdullah Efendi'dir. Amcaları Kazasker Abdurrahman Efendi ile Şeyh Abdürrahîm Efendi'dir; Şeyhülislâm Abdülkâdir Şeyhî Efendi amcasının oğludur. Oğlu Ahmed Efendi, Hüsameddin'e göre Ebü'l-Fazl Mehmed'den ta'lik yazı öğrenmiş, Amasya naipliği ve kadılığı yapmıştır. Soyun bütün dalları Müeyyedzâdeler yazısında bir arada görülebilir.

Kronoloji

918 (1512): Amasya'dan İstanbul'a götürülür, Mustafa Paşa Medresesi müderrisi olur.

923 (1517): "Kürdistan kazaskeri" unvanıyla Diyarbekir kadısı olur.

928 (1522): Mehmed Paşa'nın ölümü üzerine istifa eder.

931 (1524-25): Amasya kadısı olur.

937 (1530-31): İstifa edip İstanbul'da amcasının zaviyesine çekilir.

941 Rebiülevveli (1534): Ümm-i Veledzâde maddesine göre Amasya kadısıyken azledilir.

943 (1536-37): Diyarbekir kadılığından affedilip Amasya'ya döner.

950 (1543-44): Ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar