Özgün Metin
Hazretâ re'y-i cihân-ârâ ki arz-ı hâl eden
Ca'fer-i Sâdık-terîn ü abd-i bî-mikdârdır
Hâk-i pâyın kuhli virür çeşm-i cânâ rûşenâ
Her nefes dilde du'â-yı devletin tekrârdır
Zerre-perverlik edib hûrşîd-i 'âlem-tâb-veş
Nice hâlin dersenüz âlemde mekrim vardır
Âsitânın kim sa'âdet-âşiyânıdır sana
Dil uçub varmak dilersen Ca'fer-i Tayyârdır
Günümüz Türkçesiyle
1. Efendim, dünyayı süsleyen görüşünüze hâlini arz eden, Ca'fer-i Sâdık'tan da sadık bir Ca'fer ve değersiz bir kuldur.
2. Ayağınızın toprağının sürmesi can gözüne aydınlık verir; dilde her nefes devletinizin duası tekrarlanır.
3. Dünyayı aydınlatan güneş gibi zerreyi gözetip "hâlin nicedir" derseniz, dünyada bir ikram görmüş olurum. (İkinci mısradaki "mekrim" kelimesi bu biçimiyle anlaşılamadı; aktarım bir tahmindir.)
4. Size mutluluk yuvası olan eşiğinize gönül uçup varmak isterse, o gönül Ca'fer-i Tayyâr'dır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu dört beyit bir kasidenin parçasıdır. Hüsameddin, Ca'fer Efendi'nin 961 yılında Amasya kadısı olarak şehre gelen Muzaffer Efendi'ye sunduğu kasideden "şu beyitleri buraya nakl edildi" diyerek bunları aktarır. Kasidenin tamamı, beyit sayısı ve bu beyitlerin içindeki yeri hakkında bilgi yok; parça bir matla ile başlamadığı için kasidenin ortasından alınmış olmalıdır. Redif "-dır", kafiye bî-mikdâr, tekrâr, var ve Tayyâr kelimelerindeki "-âr" sesidir. Üçüncü beytin ikinci mısraı, kafiyeyi taşıyan "vardır" sözünden önce gelen "mekrim" kelimesiyle anlaşılması güç bir hâldedir; baskıda bir dizgi ya da okuma hatası olabilir.
Anlam ve Söz Sanatları
Beyitleri taşıyan oyun, şairin kendi adını iki ünlü Ca'fer'in adıyla oynatmasıdır. İlk beyitte kendini "Ca'fer-i Sâdık-terîn", yani Ca'fer-i Sâdık'tan da sadık diye takdim eder. Ca'fer-i Sâdık, Hz. Peygamber'in soyundan gelen ve adı "sadık" sıfatıyla anılan büyük âlimdir; şair onun lakabındaki "sadık" kelimesine Farsça üstünlük eki ekleyerek hem ünlü adı hatırlatır hem de kadıya bağlılığını söyler. Son beyitte bu kez Hz. Peygamber'in amcazadesi Ca'fer bin Ebû Tâlib anılır. Mûte savaşında iki kolunu kaybettikten sonra şehit düştüğü ve Tanrı'nın ona cennette uçacağı iki kanat verdiği rivayet edildiği için "Tayyâr", yani uçan diye anılır. Şair, kadının eşiğine uçup varmak isteyen gönlünü bu uçan Ca'fer'e benzetir. Böylece kasidenin başında ve sonunda şairin adı iki ayrı tevriyeyle dolaşır.
Aradaki iki beyit kaside geleneğinin bilinen övgü kalıplarını kullanır. Kadının ayağının toprağı göze sürme olur ve gözü aydınlatır; şair her nefeste onun devleti için dua eder. Üçüncü beyitte kadı güneşe, şair zerreye benzetilir: güneş en küçük zerreyi bile aydınlatır, kadı da hâlini sorarak küçük kulunu gözetecektir. Zerre ile güneş arasındaki bu karşıtlık divan şiirinde büyüklere yazılan övgülerde sık kullanılır.
Tarihî Bağlam
Kaside belli bir vesileyle, yeni bir kadının şehre gelişi üzerine yazılmıştır. Ca'fer o yıllarda Torumtay Medresesi'nin müderrisiydi ve iki kez Amasya naipliği yapmıştı; yani şehrin kadısıyla yakından çalışacak bir konumdaydı. Kasidenin bu yüzden hem bir hoş geldin hem de bir intisap dileği taşıdığı düşünülebilir; Hüsameddin bunu açıklamaz. Muzaffer Efendi hakkında maddede başka bilgi verilmez. Ca'fer Efendi'nin müderrislik ve kadılık yılları Ca'fer Efendi: Zaralı Müfessir, Kadı ve Şair yazısında sırasıyla anlatılır.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 113-114 (e-kitap s. 512-513). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page513.html
Çevrimiçi kaynaklar


