Özgün Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün feilün (vezin tespiti bizimdir)

Hamdulillâh der-i meyhâneyi gördük meftûh
İçelim câm-ı musaffâ bulalım râhat-ı rûh
Ola bizden bu gice gussalar ey mûğbeçe dûr
Gün yüzün şevki ile nûş idelim câm-ı sabûh
Der-i meyhâneyi gel bekleyelim ölünce
Bizden önden gelene bundan imiş feth-i fütûh
Ömr-i câvide irüb sâye-i zülfünde gönül
İrdi bir rûha ki ömründe anı görmedi Nûh
Hâfıza tövbeye gelsin der isen ey nâsih
Ne sen ol dînde ne tövbe ve ne nâm-ı Nasûh

Günümüz Türkçesiyle

1. Allah'a şükür, meyhanenin kapısını açık bulduk; arı duru kadehten içelim, ruhun rahatını bulalım.

2. Ey meyhane çırağı, bu gece dertler bizden uzak olsun; (sevgilinin) güneş yüzünün şevkiyle sabah kadehini içelim.

3. Gel, ölünceye kadar meyhanenin kapısında bekleyelim; bizden önce gelenlerin bütün açılışı, bütün zaferi buradan imiş.

4. Gönül, (sevgilinin) saçının gölgesinde ölümsüz bir ömre erişip öyle bir ruha, öyle bir ferahlığa kavuştu ki Nuh bile uzun ömründe onu görmedi.

5. Ey öğüt veren, "Hâfız tövbeye gelsin" diyorsan: ne sen o dindesin, ne tövbe vardır, ne de Nasûh'un adı. (Mısraın anlamı tartışmaya açıktır; yorumda ele alınmıştır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel bir naziredir. Hüsameddin, Kara Hâfız'ın Şeyhî'nin "Aşkdır âfet-i akl ü secîdir rahat-ı rûh" matlalı gazeline yazdığı bu naziresinin meşhur olduğunu, Münîrî'nin münşeat mecmuasında ve Edirneli Nazmî'nin Mecmaü'n-nezâir'inde bulunduğunu söyler. Nazire, zemin şiirin kafiyesini ve veznini korur: Kara Hâfız'ın matlaı da Şeyhî'ninki gibi "râhat-ı rûh" sözüyle biter ve kafiye bütün gazel boyunca "-ûh" sesinde kalır: meftûh, rûh, sabûh, fütûh, Nûh, Nasûh. Redif yoktur. Mahlas beyti beşinci beyittir ve gazel bununla tamamlanmış görünür. Mecmuanın neşrine ve Münîrî'nin münşeatına ulaşılamadığından metin Hüsameddin'in baskısından alınmıştır.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel baştan sona meyhane ve şarap dili üzerine kuruludur, ama bu dil Kur'an ve peygamber kıssalarından alınmış kelimelerle örülür. Matlaın "meftûh", açık kelimesi ile üçüncü beytin "feth-i fütûh" sözü aynı kökten gelir; meyhanenin açık kapısı, bütün açılışların ve zaferlerin kaynağı olur. "Fütûh" tasavvufta kalbe gelen açılımı, ilâhî bağışı da anlatır; meyhane kapısında ölünceye kadar beklemek böylece bir dervişin kapı bekleyişini hatırlatır. Bu çağrışım kesin değildir, metnin izin verdiği bir okumadır. İkinci beyitte gece ile sabah karşı karşıya konur: dertler bu gece uzak olsun, sabah kadehi ise sevgilinin güneşe benzeyen yüzünün şevkiyle içilsin.

Dördüncü beyit, uzun ömrün simgesi Nuh peygamberi anar. Gönül sevgilinin saçının gölgesinde ölümsüz bir ömür bulmuştur; bu ömrün verdiği ferahlığı, dokuz yüz yılı aşkın yaşadığı anlatılan Nuh bile görmemiştir. Son beyit gazelin en yoğun kelime oyununu taşır. "Nâsih", öğüt veren, ile "Nasûh" aynı kökten gelir. "Tevbe-i nasûh" Kur'an'da geçen ve içtenlikle yapılan, bir daha bozulmayan tövbeyi anlatan bir sözdür; Nasûh, tövbesiyle anılan bir kıssa kahramanının da adıdır. Şair öğütçüye, Hâfız'ı tövbeye çağırmanın boşuna olduğunu söyler: ne öğütçü o yolun adamıdır, ne Hâfız'ın tövbesi vardır, ne de Nasûh'un adı burada geçer. "Ne sen ol dînde" sözü "ne sen bizim dinimizdensin" diye de, "ne sen o dinde kalacak birisin" diye de anlaşılabilir; mısraın kesin anlamını metinden çıkarmak mümkün olmadı. Hâfız mahlası, Kur'an'ı ezberlemiş kişi anlamıyla da tövbe ve din kelimelerine bir tenasüp katar.

Tarihî Bağlam

Nazire tarihsizdir. M. Fatih Köksal'a göre Mecmaü'n-nezâir 940 (1533-34) yılına kadar yazılmış nazireleri toplar ve Şeyhî'nin yirmi yedi gazeli bu derlemede zemin şiir olarak yer alır; Kara Hâfız'ın 935 dolaylarında öldüğü düşünülürse gazel, şairin sağlığında ya da ölümünden hemen sonra derlemeye girmiştir. Şehzade Ahmed'in sarayında Farsça okutan bir hocanın Şeyhî'ye nazire yazması, Amasya'daki edebî çevrenin Anadolu Türk şiirinin büyük ustalarıyla kurduğu bağı gösterir. Kara Hâfız'ın saray yılları ve ailesi Kara Hâfız Ali Çelebi yazısındadır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar