Şehzade Ahmed'in hikâyesi genellikle sondan başlar: Yenişehir Ovası, kardeşinin elinde kaybedilen taht ve bir ipek kordonla biten hayat. Oysa Ahmed, yenik düşmüş bir şehzadeden önce, Osmanlı tarihinde bir sancakta en uzun süre kalmış şehzadedir. 1481'den 1511'e uzanan otuz yıl boyunca Amasya'yı yönetti, şehrin en önemli külliyelerinden birinin temelini attı ve sarayının çevresinde bir şairler meclisi toplandı. Bu yılların çoğuna ilişkin ayrıntılı bir divan defteri ya da saray günlüğü bulunmuyor; bilgi, kroniklerde, arşiv raporlarında ve şehrin yapılarında dağınık duran izlerden derleniyor. Kaynakların uyuşmadığı yerler açıkça belirtildi, hiçbir şey söylemedikleri yerde de sessiz kalındı.
Doğum ve Aile
II. Bayezid'in büyük oğlu Ahmed'in 1465'te Amasya'da doğduğu kabul edilir; kimi kaynaklar 1466 civarını verir. Annesi Bülbül Hatun'dur. Ahmed doğduğunda babası Bayezid uzun yıllardır Amasya sancakbeyiydi ve bu göreve yedi yaşında gönderilmişti; Amasya'ya atanan şehzadeler arasında en küçük olanı odur. Ahmed böylece ileride yıllarca yöneteceği şehrin valisinin evinde, bir şehzade sarayında dünyaya geldi.
Bayezid'in oğulları Abdullah, Şehinşah, Ahmed, Korkut, Selim, Mehmed, Âlemşah ve Mahmud olarak sıralanır. Bunlardan Ahmed, Korkut ve Selim dışındakiler babalarından önce öldü; Uzunçarşılı'ya dayanan bir araştırmaya göre Ahmed, Bayezid'in sağlığında hayatta kalan oğulların en büyüğüdür. Amasya'da aynı adı taşıyan bir şehzade daha vardır: II. Murad'ın büyük oğlu Ahmed Çelebi 1420'de burada doğmuş, 1435'ten sonra sancakbeyi olmuş ve 1438'de şehirde ölmüştür. "Büyük Ahmed" diye de anılan bu şehzade, konumuz olan Ahmed'den bir buçuk asır önceki döneme aittir ve iki ad birbirine karıştırılmamalıdır.
Annesi Bülbül Hatun oğlunun sancak yıllarında Amasya'da yanındaydı ve şehre kendi adıyla anılan bir mahalle bıraktı; bu konuya aşağıda yeniden dönülecek. Bülbül Hatun'un diğer çocukları konusunda kaynaklar farklı bilgiler verdiği için burada yalnız bütün kaynaklarda ortak olan bilgi, yani Ahmed'in annesi olduğu esas alınmıştır.
Çocukluk ve Eğitim
Ahmed'in çocukluğuna, hocalarına ve ilk eğitimine dair doğrudan bir belge bulunamamıştır. Küçük kardeşi Mahmud hakkındaki bir araştırma, 1475-76'da Amasya'da doğan Mahmud'un çocukluğunu babasının valilik sarayında geçirdiğini, şehrin idarî, ilmî ve edebî birikiminin saray muhitinde doğan şehzadelerin iyi eğitim almasında birinci derecede rol oynadığını yazar. Bayezid'in bütün oğulları için aynı ortam geçerliydi ve bu durum Ahmed için de doğru olmalıdır; ancak bu bir çıkarımdır, doğrudan bir kayda dayanmaz.
Fatih Sultan Mehmed 1480 civarında torunlarını İstanbul'a çağırmış, onlara büyük ilgi göstermiş ve sünnet ettirmişti; Kemalpaşazâde kardeşler arasında Ahmed, Korkut, Mahmud ve Âlemşah'ın adlarını sayar. Hoca Sadeddin ise 1490'da İstanbul'da yapılan gösterişli sünnet düğünlerinde Ahmed'in oğlunun ve vezir oğullarının sünnetinden söz eder. Ahmed'in kendi sünnetine, düğününe ya da ilk evliliğine ilişkin kesin bir tarih bilinmiyor. Selim de Amasya doğumludur ve sünnet merasiminin ardından babasının yanına dönüp bir süre daha şehirde kalmıştır. İki kardeşin aynı sarayda bulunmuş olmaları mümkündür, fakat aralarındaki ilişkiye dair bir bilgi yoktur; sonraki husumeti çocukluk günlerine yansıtmak mümkün değildir.
Amasya Sancağına Çıkış
Bayezid, Fatih Sultan Mehmed'in ölümü üzerine Amasya'dan İstanbul'a giderek tahta çıktı (1481). Hüseyin Hüsameddin Yasar'a göre sancaktan ayrılırken burada doğan büyük oğlu Ahmed'i yerine vali bıraktı. Valiliğin başlangıcı için 12 Mart 1481 tarihi de verilir; oysa Fatih 3 Mayıs 1481'de ölmüştür ve bu tarih Ahmed'in yerine bırakılışıyla birebir örtüşmez. Belge görülmediği için kesin bir gün vermeyip yalnızca 1481 demek daha sağlıklıdır. On altı yaşlarındaki bir genç böylece Osmanlı'nın şehzadeler şehrinin sancakbeyi oldu.
Amasya sancakbeyleri listelerinde Ahmed'in görevi 1481-1511, yani otuz yıl olarak geçer. Bu süre, şehirde sancakbeyliği yapmış şehzadeler arasında en uzunudur; ardından yirmi yedi yılla babası Bayezid, yirmi dört yılla da Çelebi Mehmed gelir. Bazı kaynaklar görevin bitişini Nisan 1512 olarak verir. Aradaki fark, Ahmed'in 1511'de Amasya'dan fiilen ayrılmasıyla resmî görev sonu arasındaki mesafeden kaynaklanıyor olabilir, ama bu kesin değildir.
Faruk Söylemez, Bayezid'in Ahmed'i İstanbul'a en yakın şehzade sancağı olan Amasya'ya atamasını onu kendinden sonra tahta çıkarmak istediğinin göstergesi sayar; Selim ise merkezden çok uzak Trabzon'a gönderilmişti. Aynı makale sancağın tek başına yeterli olmadığını da hatırlatır: Fatih, Cem'i Konya'ya, Bayezid'i Amasya'ya göndermişti ve tahta çıkan Bayezid olmuştu.
Amasya'da Otuz Yıl: Şehir ve Saray
Lalaları ve Maiyeti
Amasya'nın bugüne ulaşan eserleri arasında "Şehzade Ahmed'in lalası Vezir Mehmed Paşa Camii" yer alır. Cami, imaret, türbe ve medreseden oluşan bu külliye 1486 ya da 1495 tarihli olarak anılır; II. Bayezid devri vezirlerinden Mehmed Paşa'nın yaptırdığı konusunda ise görüş birliği vardır. Taht mücadelesi sırasında Ahmed'in iki lalası daha karşımıza çıkar. Söylemez'e göre İstanbul'a haberci olarak gönderdiği lala "Yularkıstı Sinan Paşa"dır; Ahmed Yenişehir'de bulunduğu sırada İstanbul'a mektup yazan lalası ise Kasım Bey'dir. 1512-13 istihbarat raporlarında Ahmed'in lalası "Yularkasdı Sinan Bey" olarak anılır ve on-on beş bin Rumeli askeri toplayıp Ankara'ya geldiği bildirilir. Bunların aynı kişi mi yoksa ayrı kişiler mi olduğu, hangi yıllarda lalalık yaptıkları belirlenememiştir. Çevredeki diğer adlar daha çok savaş yıllarında belirir: çaşnigirbaşı İsak, Selim'in karşı casusluğu sonucu yakalanan "Ahmed'in casusu" olarak geçer; Selim'in defterdarı Kasım Çelebi'nin de Ahmed'e meylettiği ihbar edilmiştir.
Bayezid Külliyesi
Sultan Bayezid'in sancakbeyiyken tahta çıktığı 1481 yılının hatırasına, oğlu Şehzade Ahmed tarafından II. Bayezid Külliyesi'nin temeli atıldı. 1486'da tamamlanan yapı topluluğu Hacı İlyas Mahallesi'ndedir ve cami, medrese, mektep, imaret ve şadırvandan oluşur; mektep dışındaki birimler bugün de ayaktadır. Sultan Bayezid Camii açıldığı günden itibaren şehrin cuma camii konumuna gelmiştir. Külliyenin yaptırıcısı olarak Bayezid anılır; Ahmed'in rolü temeli atan ve inşa sürecini yöneten şehzade olarak kayıtlıdır.
Bülbül Hatun ve Hatuniye
Ahmed'in annesi Bülbül Hatun'un Amasya ile bağı bugün de görülebilir. 1509'da Hatuniye Mahallesi'nde bir imaret yaptırdığı kaydedilir; Hatuniye Camii ise 1510 tarihlidir ve mahalle adını bu hanımdan alır. Aynı hanım Ladik'te de bir cami ve imaret yaptırmış, vakıflarını 1511 ve 1513 tarihli iki vakfiyeyle düzenlemiştir; ayrıntılar için sitedeki Bülbül Hatun yazısına bakılabilir. Bu yapılar Ahmed'in sancağının yalnız askerî ve idarî bir birim olmadığını, annesinin hayır işleriyle de şekillenen bir saray çevresi taşıdığını gösterir.
Mihrî Hatun, Şahkulu ve Şairler Meclisi
Amasyalı şair Mihrî Hatun, önce II. Bayezid'in, ardından oğlu Şehzade Ahmed'in Amasya valiliği sırasında şehirde şehzade sarayı etrafında oluşan edebî muhite girmiş ve yazdığı şiirlerle dikkat çekmiştir. Sehî Bey onun Yavuz Sultan Selim'e ve Şehzade Ahmed'e birçok kaside ve gazel sunduğunu söyler; Abdülkadir Karahan ise divandaki kasidelerin hemen tamamının Ahmed'e, özellikle bayram tebrikleri vesilesiyle sunulduğunu belirtir. Mihrî, Bayezid'e de düzenli olarak kasideler göndermiş, divanını tamamlayınca ona sunmuş, 1508'de divanı gönderip 3000 akçe ihsan almıştır. Tezkireler, şairin Sinan Paşa'nın oğlu İskender Çelebi ve Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi ile arasındaki gönül yakınlığına da imada bulunur; bu, Ahmed'in sarayı çevresinde canlı bir edebî hayat bulunduğunu düşündürür. Ahmed'in babası gibi şair ve bilim insanlarına sarayını açtığı, kaynaklarda açıkça yazılıdır. Mihrî Hatun'un ölüm tarihi belli değildir: 1506 verilse de 16 Mart 1512'de Bayezid'e kaside gönderdiğine dair bir kayıt bu tarihi geriye iter. Amasya'da dedesi Pîr İlyas'ın tekkesindeki hazîreye gömülmüştür.
Sanat çevresine ilişkin bir kayıt daha vardır. Âşık Çelebi, Kanuni döneminin saray nakışhânesi sernakkaşı ve saz yolu üslubunun ilk temsilcisi olan nakkaş Şahkulu'nun II. Bayezid döneminde Tebriz'den Amasya'ya gittiğini, Şehzade Ahmed'in sarayında kaldığını ve şehzadenin ölümünden sonra Yavuz Sultan Selim zamanında İstanbul'a geldiğini yazar. Bir arşiv belgesinde ise Şah İsmail'e karşı kazanılan zaferin ardından 12 Nisan 1515'te Tebriz'den Amasya yoluyla İstanbul'a sürülen bilgin ve sanatkârlar arasında Şahkulu'nun adı geçer. İki anlatım tam örtüşmez ve ustanın Amasya'da ne kadar kaldığı bilinmez. Bu nakkaş, aşağıda anlatılacak isyancı Şahkulu Baba Tekeli ile karıştırılmamalıdır; ikisi aynı adı taşıyan ayrı kişilerdir.
Ahmed'in kendi şiirleri ya da divanı hakkında elimizde bir kaynak yok. Onu şair ve bilgin diye tanıtan yayınlar bu iddiayı bir kayda dayandırmadığı için kendisinden şiir alıntılanmamıştır. Yalnız Kınalızâde'ye dayanan bir ayrıntı vardır: Korkut, İran'dan gelen ünlü kemençe ustası Zeynelâbidîn'i kardeşi Ahmed'den isteyip yanına getirtmiştir. Bu, Ahmed'in sarayında tanınmış bir müzisyenin bulunduğunu düşündürür.
Kale ve Bağlar
Amasya Kalesi ve surları şehzadeler döneminde onarım gördü; bu onarımlardan biri 1511'de, Şehzade Ahmed'in sancakbeyliği sırasında yapılmıştır. 1576 tarihli kayıtlarda ise Savadiye Mahallesi çevresinde "Şehzade Ahmed Bağları" adıyla bağ ve bahçeler anılır; şehzade gittikten çok sonra bile bu bahçeler onun adıyla anılıyordu.
Babanın Gözdesi
Bayezid yaşlandıkça sağlığı bozuldu ve nikris (gut) yüzünden giderek daha az iş görebilir hâle geldi. Davranışlarıyla kendisine benzeyen büyük oğlu Ahmed'i tahta geçirmek istediği, bunun da oğulları arasında çok erken bir mücadeleyi başlattığı kaydedilir. 1503'te İstanbul'a gelen Venedik elçisi Andrea Gritti, padişahın bu eğilimine karşı Korkut'un kendisini saltanata en lâyık şehzade gördüğünü, Selim'in ise Safevîlere karşı kazandığı ünle anıldığını bildirmiştir.
Ahmed'in tahta en yakın aday olduğu fikri yalnız Venedikli elçinin gözleminden ibaret değildi. Trabzon'dan bakan Selim de özellikle Amasya'da bulunan ağabeyi Ahmed'in en güçlü aday olarak öne çıktığını fark etmişti. Ahmed resmî olmasa da çoğunlukla veliaht sayılıyor, arkasında sadrazam Hadım Ali Paşa bulunuyordu. Uzunçarşılı'ya dayanan bir anlatıya göre Ali Paşa, hükümdarlığı Şahkulu isyanı bastırıldıktan sonra Ahmed'e vaat etmiş, Ahmed de buna güvenerek asker ve komutanlara armağanlar dağıtmıştı.
Sancak Meselesi: Süleyman, Selim ve Korkut
Ahmed'in sancak atamalarına karışması, Selim'in en çok kızdığı konulardan biri olarak aktarılır. Söylemez'in anlatımına göre Selim'in oğlu Süleyman'ın sancağa atanma zamanı geldiğinde önce çok uzak Sultanönü, ardından dağlık ve verimsiz sayılan Giresun-Kürtün-Şiran yöresi teklif edilmiş, bunların aslında Ahmed yanlısı devlet adamlarının işi olduğu söylenmiştir. Sonra Süleyman'a Şebinkarahisar, ardından Bolu verilmiş, ancak "Ahmed buna şiddetle itiraz etmiştir", çünkü Bolu Amasya'dan İstanbul'a daha yakındı. Sonunda Süleyman 1509'da Kefe'ye atandı; tarih 6 Temmuz ya da 6 Ağustos olarak verilir. Bu tutum, Ahmed'in İstanbul'a yakınlık avantajını koruma kaygısıyla yorumlanır.
Korkut'un başına gelenler de benzer bir tablo çizer. Vezîriâzam Ali Paşa ile arası bozulan Korkut'un Manisa'dan Antalya'ya nakledilmesinde, Ahmed'in onun faaliyetinden endişe edip babasını baskı altına alması etkili olmuştur. Korkut bunun üzerine 1509'da Mısır'a gitti. Böylece üç kardeş birbirinin hamlelerini izleyen bir konuma yerleşti: Antalya'da Korkut, Trabzon'da Selim, Amasya'da Ahmed. Selim ile Ahmed arasındaki anlaşmazlık en üst noktaya ulaştı ve rivayete göre ikisi birbirlerine karşı savaş hazırlığına bile girdi. Söylemez ayrıca Selim'in babasına yazdığı mektupta, Bayezid'in Ahmed'i tahta geçirip diğer oğulları ortadan kaldırmayı düşündüğü şayiasının yer aldığını aktarır. Bu bir şayiadır ve Bayezid'in böyle bir niyet taşıdığına dair belge yoktur.
Kızılbaş Meselesi ve Şahkulu İsyanı
1511 baharında Anadolu'da yeni bir fırtına koptu. Antalya yöresinde Şahkulu Baba Tekeli adlı bir Türkmen babası, Safevî yanlısı çevrelerden gelenlerle isyan başlattı. İsyanın bütün safhaları Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'ndeki rapor ve belgelerden ayrıntılarıyla izlenebilir. Şahkulu yanına Safevî yanlısı kişileri toplamış, bir zâviye, imaret ve müridleri için evler yaptırarak irşad ve propaganda faaliyetine girişmişti; Antalya'daki idarecilerin gönderdiği subaşı yirmi kadar adamını tutuklayabildi ama kendisini yakalayamadı. Hareket, Mart 1511'de Antalya önlerinde Korkut'un çadırlarına ve defterdarına saldırmasıyla görünür hâle geldi ve Anadolu'nun içlerine yayıldı. Anadolu baştan başa kana boyandı, Tokat'ta Şah İsmail adına hutbe okutuldu. Şahkulu'nun asıl hedefi tam anlaşılmış değildir: Osmanlı tahtına en büyük aday olarak gördüğü Korkut'un yolunu kesmek istemiş olabilir; Osmanlı kaynakları ise Bursa yönünden geri dönüşünü, padişahın hayatta olduğunu öğrenmesine bağlar.
Amasya bölgesi de bu çalkantının içindeydi. Söylemez, Bayezid'in Ahmed'e gönderdiği fermanda Amasya bölgesinin çoğunluğunun Kızılbaş Türkmenlerden oluştuğunu ve Ahmed oradan ayrılırsa çıkacak isyanların bastırılmasının zor olacağını bildirdiğini aktarır. Ahmed'in sancağı yani Safevî etkisine en açık sınır bölgelerinden biriydi; Şah İsmail'in propagandası, halifeleri, Türkmen obaları ve bunlara karşı yürütülen hassas denge, Amasya'daki otuz yılın da arka planını oluşturur.
Altıntaş'tan Kızılkaya'ya
Bayezid isyanı bastırma görevini Hadım Ali Paşa ile Ahmed'e verdi. Ali Paşa 4000 yeniçeri ve 4000 kapı halkıyla Şahkulu üzerine yürüdü, Altıntaş'ta Şehzade Ahmed'le buluştu ve Şahkulu'nun kaçacağı yolları kesmek için Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'ya emir gönderdi. İkisi 15 Haziran 1511'de Kızılkaya'ya ulaştı. Söylemez'e göre Ali Paşa Ahmed'i büyük törenle karşıladı, Ahmed de askere çok cömert davrandı.
Ahmed'in bu sırada neye odaklandığı kaynaklarda farklı değerlendirilir. Söylemez'e göre Ahmed, ortak çalışma yerine Ali Paşa ile padişahlığı konuşmuştur. Kızılkaya kuşatması otuz sekiz gün sürmüş, Ahmed tımarlı sipahi ve yeniçerilerden kendisine biat etmelerini istemiş, askerler ise "Padişahımız hayattayken herhangi bir şehzadeye biat etmeyiz" diyerek reddetmiştir; Uzunçarşılı'ya dayanan anlatımda aynı söz "Padişahımız hayatta oldukça kimseyi hükümdar tanımayız" biçiminde geçer. Bu tartışma sürerken Şahkulu'nun yandaşları Şehinşah'ın lalası Haydar Bey'in kuşattığı tarafa yüklenip onu öldürmüş, Şahkulu da Sivas yönüne kaçmıştır.
Diğer anlatımda Ahmed'in hatası biat meselesinden çok, takibin Ali Paşa'ya bırakılmasıdır. Ali Paşa, bulabildiği 500 kadar tüfekli yeniçeriyi atlara bindirip hızla Şahkulu'nun peşine düşmüş, Ahmed ve asıl kuvvetler geride kalmıştır. On dört günlük hızlı bir takibin ardından Şahkulu'na Sivas yakınlarında Çubuk (bazı kaynaklarda Gökçay) mevkiinde yetişilmiş ve 2 Temmuz 1511'de yapılan savaşta Ali Paşa ile 170 tüfekçi yeniçeri hayatını kaybetmiştir; Şehzade Ahmed'in merkeze gönderdiği rapor bu tarihi verir. Şahkulu ordugâhının etrafına hendek kazdırmış, develerle bir barikat kurmuş ve saldırıp geri çekilmeyi kolaylaştıracak kapılar yaptırmıştı. Ali Paşa'nın yanındaki 2000 kadar askerin çoğu yorgundu ve dinlenip yardım beklenmesi yönündeki öneriler dinlenmedi. Amasya-Tokat bölgesinin sipahileri de savaşta uzakta durmuştur. Şahkulu'nun akıbeti belirsizdir: Ahmed'in raporunda onun savaş meydanında ölüp ölmediğinin anlaşılamadığı söylenir, bir başka belgede tüfek kurşunuyla öldüğüne dair şayiadan söz edilir, Kemalpaşazâde ise "yer delindi yere mi girdi, göğe mi çıktı kimse bilmedi" der.
Selim Özcan, Ahmed'in kuvvetleriyle isyana müdahale edip yenilerek geri çekilmek zorunda kaldığını yazar. Bir başka anlatıya göre Ahmed isyanı bastırmak yerine isyancı askerleri kendi davasına kazanmaya çalışmış ve meydanı terk etmiştir. Ahmed'in başarısızlığı Selim'in şansını daha da artırdı. Yenilgi ve itibar kaybı hemen herkesçe kabul edilen noktadır; hatanın tam olarak nereden kaynaklandığı ise tartışmalıdır.
Ali Paşa'nın ölümü, Ahmed'in en güçlü destekçisinin sahneden çekilmesi demekti. Aynı günlerde Karaman valisi Şehinşah da öldü. İki haber İstanbul'a birlikte ulaşınca zaten hasta olan Bayezid iyice sarsıldı ve tahtı bırakıp köşesine çekileceğini söyledi.
Amasya'dan Ayrılış
Ahmed'in sancağından ayrıldığı yıl 1511'dir. Söylemez'in Matrakçı Nasuh'a dayanan anlatımına göre Ahmed yanındaki üst düzey adamlarını toplayıp saltanat konusunu görüşmüş; Korkut'un Mısır sultanından destek aldığını, Selim'in Rumeli'ye geçtiğini ve padişahın bundan habersiz kaldığını söyleyerek Anadolu askeriyle Korkut'u tedip edip sonra Rumeli'ye geçerek padişah olmayı tasarladığını dile getirmiştir. Ertesi sabah Ankara'ya gitmiş ve İstanbul'a, sancaklarını terk eden kardeşlerini eski yerlerine döndürmek için üzerlerine yürüyeceğini bildiren bir mektup yollamıştır.
Bayezid bu hareketten incindi ve Ahmed'e kendi sancağına dönmesini emretti; çünkü bölgenin çoğunluğu Kızılbaş Türkmendi ve Ahmed oradan ayrılırsa çıkacak isyanın bastırılması zorlaşacaktı. Ahmed ise Ankara'dan, Kızılbaş tehlikesi varken sancağına dönmenin uygun olmayacağını, Şahkulu eşkıyasının ortadan kaldırılmasında görev almak istediğini yazdı. Bayezid bu isteği memnuniyetle karşıladı ve görevi ona verdi. Bu anlatımda Ahmed'in sancaktan ayrılması önce izinsiz bir hareket, sonra padişahın onayladığı bir sefer olarak görünür.
Büyük oğlu Murad Amasya'ya vekil bırakıldı: Ahmed, devlet adamlarından aldığı tahta çıkma daveti üzerine Murad'ı Amasya sancakbeyliğine bırakarak İstanbul'a gitmişti. Özcan'ın aktardığına göre bu sırada Safevî halifelerinin Tokat'a hâkim olması, Sivas'ı kuşatması ve Murad'ın on bin kişiyle halifelerden Nur Ali'ye katılması yeni bir buhran doğurmuş, bu buhran Yahşi Beyzade Ahmed Paşa'nın isyancıları Amasya'dan çıkarmasıyla sona ermiştir. Murad bunun üzerine Amasya'dan ayrılarak Şah İsmail'in dergâhına yönelmiş, İran'da üç dört yıl kadar idarecilik yaptıktan sonra ölmüştür. Padişah oğullarının atandığı bir sancağa bir torunun, yani Ahmed'in oğlu Murad'ın getirilmesi de Amasya sancakbeyleri arasında dikkat çeken bir istisnadır.
Söylemez, Nur Ali'nin Karahisar ve Niksar taraflarından yirmi bin kişiyle Amasya'ya saldırdığını, Ahmed'in Şahkulu olayında olduğu gibi Nur Ali'ye karşı da başarı gösteremediğini ve bunun Bayezid'in Ahmed'den soğumasında rol oynadığını yazar. Murad'ın 1512'de Nur Ali halifenin Anadolu seferine katıldığı ve "Kızılbaş tacını kuşandığı" belirtilir. 2024 tarihli bir makalede ise Selim'in casus raporlarına dayanarak Amasya, Kargı ve Tosya'da halktan çeltik akçesi alınıp askere ulufe dağıtıldığı ve Murad'ın başında bulunduğu kuvvetlerce halka zulmedildiği yazılıdır. Bunlar Selim'in istihbaratına dayanan, Ahmed ve ailesine karşı yazılmış raporlardır ve tarafsız bir gözlem olmayabilir.
Taht Kapısında: İstanbul'a Doğru
1511 yazında Selim Rumeli'de Bayezid'in ordusuyla çarpıştı ve Uğraş yakınlarında yenilerek 3 Ağustos 1511'de Kefe'ye çekildi. Bu yenilgi Ahmed'in önünü açmış gibi göründü. Bayezid, Ahmed'in tahta çıkarılması için gerekli hazırlıkların yapılmasını istedi ve vezirler Rumeli beylerinden Ahmed'in padişahlığı için söz aldı. Bu sırada Ahmed önce Afyon'da, ardından Yenişehir'de bulunuyordu. Afyon'dan yeni vezirüzam Hersekzâde Ahmed Paşa'ya yazdığı mektupta Selim'e Semendire sancağının verilmesine büyük tepki gösterdi, Selim'le çarpışmak için izin istedi ve verilmezse kendisinin de isyan edeceğini bildirdi. Vezirler ise Ahmed'in Amasya'ya dönmesini, direnirse Karaman'ın verilebileceğini söylüyordu.
Sonunda Bayezid, el öpmek bahanesiyle Ahmed'in İstanbul'a gelmesine izin verdi. Ahmed Gebze'ye, oradan Üsküdar'a geldi. Onun İstanbul'a çağrılması, kendisini istemeyen yeniçerileri ayaklandırdı; bu olay 21 Eylül 1511'de yaşandı. Söylemez'in anlattığına göre o gece yeniçeriler toplanıp Ahmed'in Şahkulu seferindeki tavrını hatırlayarak onu padişahlığa lâyık görmediler: "Birkaç çapulcudan kaçan ne suretle saltanata layık olur?" Dört kola ayrılıp Ahmed yanlısı vezirlerin evlerini bastılar ve yağmaladılar. Ertesi sabah Bâb-ı Hümayun'a gelip birkaç vezirin ve devlet görevlisinin şehirden çıkarılmasını, Ahmed'in de geldiği yere dönmesini istediler. Ahmed'in lalası Sinan Paşa isyancılar tarafından aranırken bir ata binip denize doğru kaçtı. Üsküdar'da kendisini taşıyacak gemiyi bekleyen Ahmed, lalasını karşısında görünce durumu anladı ve Gebze'ye çekildi. Bazı anlatımlarda olay Maltepe'de geçer ve Ahmed'in İstanbul'a girmek için izin istediği, yeniçeriler Selim'e sadakat gösterince Anadolu'ya döndüğü yazılır; yer adlarındaki fark, kaynakların aynı olayı farklı noktalardan anmasından kaynaklanıyor olabilir. Kapı her hâlükârda Ahmed'e kapanmıştı ve ordunun gönlü Selim'deydi. Söylemez bu noktadan itibaren Ahmed'in tahtı kaybettiğini yazar; Ahmed'in kendisi ise durumu böyle görmüyordu.
Konya'da Hükümdar Gibi
Ahmed, yeniçerilerin kendisinden Şahkulu'ndaki kusurlu davranışı yüzünden nefret ettiğini anladı. Söylemez'e göre Anadolu'yu ele geçirip zamanla kul taifesinin gönlünü alarak tahta çıkmayı umuyordu. Bayezid'den Karaman vilayetinin kendisine verilmesini istedi, vermezse oraya saldıracağını bildirdi; Bayezid kabul etmedi. Hedef, Karaman'ı ele geçirip orada vali olan yeğeni Şehzade Mehmed'i (Şehinşah'ın oğlu) kendisine tabi kıldıktan sonra bütün Anadolu'ya sahip olmaktı. Mehmed bir süre Konya'yı savundu, ama sonunda Ahmed'e teslim oldu.
Geri dönen Ahmed Konya'yı ele geçirdi, orada yerleşerek hükümdar gibi davranmaya başladı. Etrafa emirler gönderip asker toplamaya çalıştı ve Selim'e karşı ciddi bir hazırlığa girişti. Kimi kaynaklar onun bu aşamada kendini Anadolu sultanı ilan ettiğini ve babasının sancağına dönmesi isteğine rağmen Konya'da kalmakta ısrar ettiğini yazar. Bu dönem hakkında adlar ve yerler çoktur, ama güvenilir kaynaklar çoğu zaman yalnızca Selim'in casus raporlarına dayanır. Raporlara göre Ahmed Konya merkezli bir hükümdar gibi davranıyor, para ve asker topluyor, Ankara'ya salınan vergi 10-12 kere 100.000 akça olarak bildiriliyor, Beyşehir'de haraç topluyor, Taşeli ve Karaman beylerine ulak gönderiyor; Samsun ve Trabzon taraflarında Kızılbaşlarla birlikte hareket ettiği öne sürülüyordu. Bunların hepsi Selim tarafından yazılmış ya da Selim'e sunulmuş istihbarat metinleridir ve olguların doğruluğu bağımsız bir belgeyle teyit edilmemiştir.
Selim'in Tahta Çıkışı
Bu sırada tablo hızla değişiyordu. Mart 1512'de Bayezid, Selim'i İstanbul'a çağırıp serdar atadı. Selim'in İstanbul'a gelişi karşılandı, Korkut da kendini Selim'e göstermiş, taht davasından vazgeçmişti. Sonunda Bayezid ağır baskı altında Selim lehine feragat etti ve Selim 24 Nisan 1512'de tahta çıktı. Bayezid yanına dört yük akçe alıp Dimetoka'ya gitmek üzere İstanbul'dan ayrıldı, yolda rahatsızlandı ve Abalar köyünde öldü; ölüm tarihi 26 Mayıs, 2 Haziran ya da 10 Haziran 1512 olarak verilir. Babasının ölümü kardeşler arasındaki mücadeleyi sertleştirdi.
Ahmed Selim'e karşı sonuna kadar direnmeye hazırlanıyor, oğlu Alâeddin'i Bursa'ya göndererek burayı ele geçirmeye çalışıyordu. Bursa halkı 19 Haziran 1512'de yeni padişahtan yardım istedi. Alaeddin Bursa'yı ele geçirip babası adına hutbe okuttu; Selim'in üzerine kuvvet yollaması üzerine şehirden kaçıp Memlûklere sığındı. Selim, oğlu Süleyman'ı Kefe'den getirtip İstanbul'un muhafazasını ona verdi ve 18 Temmuz 1512'de Anadolu'ya geçti. Afyon'da bulunan Ahmed Ankara'ya çekildi; orada da duramayıp Amasya'ya, ardından Darende'ye gitti. Bir başka anlatıya göre Malkoçoğlu Turali Bey'in saldırması üzerine Ankara'dan Malatya'ya çekilmiş ve iki oğlunu yardım istemek için Şah İsmail'e göndermiştir.
Selim kışı Bursa'da geçirdi ve burada hanedanın geri kalanıyla hesaplaşmaya girişti. Ağabeyi Ahmed ile yazıştığı gerekçesiyle sadrazam Koca Mustafa Paşa'yı idam ettirdi, Şehzade Mahmud'un, Âlemşah'ın ve Şehinşah'ın oğullarını ortadan kaldırdı, ardından Korkut'u yakalatıp öldürttü; Korkut'un ölümü 13 Mart 1513 civarındadır. Artık karşısında yalnız Ahmed ve oğulları kalmıştı.
Yenişehir'e Giden Yol
Ahmed bu sırada Amasya'yı yeniden kontrolü altına almıştı. Selim, bazı devlet adamları adına Ahmed'e sahte mektuplar yazdırmış; mektuplarda savaşta Ahmed'in tarafına geçecekleri vaat edilmişti. Ahmed bunlara inanarak topladığı kuvvetle Bursa'ya yürüdü. Bir ansiklopedi maddesi bu hareketin tarihini "1512 Ocağı sonu" olarak verir; olayların akışı bunun 1513 Ocağı olduğunu düşündürür, ama kaynakta yazan bu olduğu için kesinleştirilmeden aktarılmaktadır.
Selim'in istihbaratı Ahmed'in her adımını izliyordu. Raporlara göre Ahmed Ankara, Eskişehir, Seyitgazi ve İnönü yolunu izliyor, yanına Karahisar'dan yaklaşık 6.000 asker ve Amasya'dan gelen Kızılbaşlar katılıyordu; Yenişehir halkının ise Selim'i istediği, Ahmed'e meyletmediği bildiriliyordu. Selim'in öncü kuvvetleri Ahmed'e yenildi ve bunun üzerine Selim bütün ordusunu sevk etti.
Yenişehir Muharebesi
İki ordu Bursa yakınlarındaki Yenişehir ovasında karşılaştı. Savaşın tarihi kaynaklarda farklıdır: bir kısmı 15 Nisan 1513 (8 Safer 919) verir, birçok yayın ise 24 Nisan 1513 der. Amasya sancakbeyleri üzerine bir inceleme savaşı 1514 olarak anar. Bayezid'in 24 Nisan 1512'de tahttan çekildiği düşünülürse, savaş tarihindeki 24 Nisan'ın bu tarihle karışmış olması mümkündür, ama bu bir tahmindir. Bu nedenle hem 15 hem 24 Nisan belirtilmiştir.
Ordu büyüklüklerinde de kaynaklar uyuşmaz. Bir anlatıya göre Selim'in ordusu 8.000-10.000, Ahmed'in 20.000-30.000 kişiydi ve Ahmed'in kalabalık başıbozuk ordusu, ateş gücü yüksek düzenli orduya karşı çok kayıp verdi. Bir başkası Ahmed için yaklaşık 5.000, Selim için yaklaşık 30.000 asker verir; 2024 tarihli bir makale ise Selim'in 70.000 kişilik bir orduyla Anadolu'ya geçtiğini yazar. Bu rakamları uzlaştırmak mümkün değildir; yalnız Selim'in ateşli silah ve düzenli birlik üstünlüğü her kaynakta ortaktır.
Savaş kanlı geçti. Ahmed mektupların yalan olduğunu anlayınca geri çekilmeye çalıştı ama çok geçti; son direnişini gösterdi ve yenildi. İkram Ertaş'ın makalesine göre savaş alanından kaçıp İzmit'e doğru gitmeye çalışırken, Osmanlı topraklarından çıkmak üzereyken bir köylünün ihbarı üzerine yakalandı. Selim'le görüşmek konusundaki bütün ısrarlarına rağmen isteği kabul edilmedi ve Korkut'u da öldüren kapıcıbaşı Sinan Ağa'nın eliyle boğdurularak öldürüldü. Cenazesi Bursa'da defnedildi. Ölüm yeri olarak Yenişehir ve çevresi verilir; kaç yaşında öldüğü, doğum yılına göre 47 ya da 48 diye hesaplanır.
Amasya'da Geride Kalanlar
Oğlu Osman'ın akıbeti kaynaklarda farklıdır. Bir anlatıya göre Osman babasıyla birlikte yakalanıp Sinan Ağa tarafından boğuldu. Ertaş'ın makalesi ve başka yayınlar ise farklı bir tablo çizer: Osman babasının Amasya'daki vekili olarak şehirdeydi ve Selim'in emriyle öldürüldü; bu tarih 14 Nisan 1513 olarak verilir ve Osman'ın Amasya'daki Sultan Bayezid Camii'ne gömüldüğü yazılır. Çelişki kesinleştirilememiştir, ancak Osman'ın Amasya ile bağı hem yönetici hem de gömülü olarak bütün kaynaklarda aynıdır. Murad'ın oğulları Mustafa ve Mehmed de Amasya'da öldürüldü; Mehmed Eylül-Ekim 1512'de, Mustafa 14 Mayıs 1513'te. Bu bilgi Yelçe'nin çalışmasına dayanır ve bağımsız bir kaynakla doğrulanamamıştır.
Ahmed'in cenazesi Bursa'ya götürülüp Muradiye Külliyesi'ne defnedildi. Selim'in 1513 tarihli bir fermanıyla yapılan türbenin mimarı Alâaddin'dir; annesi Bülbül Hatun da 1515'te öldüğünde buraya gömüldü. Şehzadenin kabri Bursa'dadır.
Çocukları
Ahmed'in çocuklarının kaderi, babalarının yenilgisinin bedelini gösterir. En az yedi oğul ve dört kızından söz edilir; ayrıntılar kaynaktan kaynağa değişir.
- Osman: Annesi Sittişah Hatun'dur. 1509-1513 arasında Osmancık sancağındaydı; yukarıda anlatıldığı gibi 1513'te Amasya'da ya da Yenişehir'de öldürüldü.
- Murad: 1495'te Amasya'da doğdu. Babasının Amasya'daki vekilidir. Nur Ali'nin kuvvetleriyle birlikte hareket etti; Selim'in casuslarına göre Şah İsmail onu Osmanlı tahtına aday göstermeyi düşünüyordu. Safevî desteği gerçekleşmeyince İran'a sığındı. 16 Ekim 1519'da Kâşân ya da İsfahan'da eceliyle öldüğü yazılır; bazı kaynaklar ise Şah İsmail tarafından öldürüldüğünü söyler. Murad'ın Safevî desteği, Selim'in Çaldıran Seferi'ne giden sebepler arasında sayılır.
- Alaeddin ve Süleyman: Mısır'a sığındılar; Kahire'de veba salgınında öldükleri yazılır (tarihler Nisan-Mayıs 1513 olarak verilir).
- Kasım: Selim Konya'ya geldiğinde Mısır'a kaçtı. Bazı kaynaklara göre 30 Ocak 1518'de Kahire'de öldürüldü; bu tarih tek kaynakta görülmüştür.
- Ali ve Mehmed: İkisinin 1513'te Selim tarafından öldürüldüğü yazılır; doğrulanamamıştır.
Kızları arasında Kamerşah, Fatma, Fahrihan ve Hanzade sultanlar anılır. İlk üçü 1508'de evlendirilmiş; Fatma Sultan kocasını 1511'de kaybetmiş ve 1512'de kardeşi Murad'ın peşinden İran'a gitmiştir. Eşleri arasında Sittişah Hatun, Gülçiçek Hatun, Bülbül Hatun ve Feraşad Hatun adları geçer; Gülçiçek Hatun'un Amasya'ya gömüldüğü yazılır, ama doğrulanamamıştır.
Amasya Hafızasında Şehzade Ahmed
Ahmed'in otuz yıllık sancakbeyliği, Amasya'nın "şehzadeler şehri" kimliğinin en uzun halkalarından biridir. Çelebi Mehmed'den itibaren II. Murad, Fatih ve II. Bayezid burada sancakbeyi olmuş, Ahmed de "kendisini güçlü bir taht vârisi olarak gören" şehzade olarak şehirde idarecilik yapmıştır. Selim Özcan'ın incelemesinde Amasya'da sancakbeyliği yapmış on iki şehzade anılır; bunların altısı sonradan padişah olmuş, altısı ise sancakbeyi olarak kalmıştır. Ahmed ikinci gruptadır. Aynı inceleme bu şehzadelerin sancakbeyi oldukları sırada taht mücadelelerini de sürdürdüğünü, kendi adlarına üstünlük sağlayamayanlardan Ahmed'in oğlu Murad ile Kanuni'nin oğlu Bayezid'in İran'a (Safevîlere) sığındığını kaydeder.
Ahmed'in izi şehirde şu yerlerde sürer: temelini attığı Bayezid Külliyesi, annesinin adıyla anılan Hatuniye, lalasının adını taşıyan Mehmed Paşa Camii, Mihrî Hatun'un ona sunduğu kasideler, 1576 kayıtlarında geçen "Şehzade Ahmed Bağları", 1511'de onarım gören kale ve oğlunun gömülü olduğu Sultan Bayezid Camii. Amasya Şehzadeler Müzesi'nde Ahmed'in bir balmumu heykeli de bulunur. Selim'in Amasya'ya atadığı beylerbeyi Mustafa Paşa, Ahmed'in ayrılışıyla bozulan sükûneti yeniden sağladı; Çaldıran Seferi'nden dönen Selim ise kışı Amasya'da geçirdi.
Ahmed'in neden tahta çıkamadığı sorusuna kaynaklar farklı yerlerden yaklaşır. Faruk Söylemez bu sonucu Ahmed'in kendi tutumuna bağlar: Şahkulu'ndaki davranışı, askerden biat istemesi ve Selim'le uzlaşmayı reddetmesi onun itibarını yeniçeriler nezdinde zedelemiştir. İkram Ertaş ise Selim'in askerî başarıları ve istihbarat ağı üzerinde durur. İki anlatıda da ortak olan, tahtın kapısını yeniçerilerin desteğinin ve savaş meydanında kazanılmış itibarın açtığıdır. Babanın sevgisi, vezirlerin desteği ve İstanbul'a yakın bir sancak Ahmed'e bu desteği sağlamaya yetmedi.
Kronoloji
1465: Amasya'da doğduğu kabul edilir (bazı kaynaklar 1466 civarı).
1480 civarı: Fatih'in çağrısıyla İstanbul'da bulunan Bayezid oğulları arasında anılır.
1481: Fatih ölür; Bayezid tahta çıkar; Ahmed Amasya'da vali bırakılır.
1481-1486: II. Bayezid Külliyesi; temelini Ahmed atar, 1486'da tamamlanır.
1486 ya da 1495: Lalası Vezir Mehmed Paşa'nın külliyesi.
1503: Venedik elçisi Gritti, Bayezid'in Ahmed'i tahta geçirmek istediğini bildirir.
1509: Selim'in oğlu Süleyman'ın Kefe sancağına atanması (6 Temmuz ya da 6 Ağustos).
1509-1510: Annesi Bülbül Hatun'un Hatuniye imareti ve camisi.
Mart 1511: Şahkulu isyanı ortaya çıkar.
15 Haziran 1511: Ahmed ve Hadım Ali Paşa Kızılkaya'ya ulaşır.
2 Temmuz 1511: Ali Paşa Sivas yakınında ölür.
1511: Amasya Kalesi'nde onarım; Ahmed Amasya'dan ayrılır.
3 Ağustos 1511: Selim, babasının ordusuna yenilip Kefe'ye döner.
21 Eylül 1511: Yeniçeriler Ahmed'in İstanbul'a girmesini engeller.
Sonbahar 1511: Ahmed Konya'yı ele geçirir.
24 Nisan 1512: Bayezid tahttan çekilir, Selim padişah olur.
Haziran 1512: Bayezid ölür; Bursa halkı Ahmed'in oğlu Alaeddin'in işgaline karşı Selim'den yardım ister (19 Haziran).
Temmuz-Kasım 1512: Selim Anadolu'ya geçer; Ahmed Afyon, Ankara, Amasya ve Darende/Malatya arasında çekilir.
Mart 1513: Korkut öldürülür (yaklaşık 13 Mart).
14 Nisan 1513: Osman'ın Amasya'da öldürüldüğü yazılır.
15 Nisan 1513 ya da 24 Nisan 1513: Yenişehir Muharebesi; Ahmed yakalanır ve boğdurulur.
1515: Annesi Bülbül Hatun Bursa'da ölür, Ahmed'in türbesine gömülür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Bu sitedeki "Bülbül Hatun" yazısı (Hatuniye, vakfiyeler ve Muradiye türbesi için).
Akademik çalışmalar
- Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5 (Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi; Mehmed Arslan, Mihri Hatun Divanı; Uzunçarşılı ve Hoca Sadeddin atıflarıyla).
- Faruk Söylemez, "Yavuz Sultan Selim'in Taht Mücadelesi", Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı 33, 2012, s. 63-86 (Matrakçı Nasuh, Celalzade Mustafa, Hoca Sadeddin ve Uluçay atıflarıyla).
- İkram Ertaş, "I. Selim'in Taht Mücadelesinde İstihbaratın Rolü", Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 11/2, 2024.
- Cevdet Yakupoğlu, "II. Bayezid'in Oğlu Şehzade Mahmud'un Hayatı ve Faaliyetleri", DergiPark.
Diğer kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Bayezid II", "Selim I", "Şahkulu Baba Tekeli", "Şahkulu", "Korkut, Şehzade", "Mihrî Hatun" ve "Amasya" maddeleri. islamansiklopedisi.org.tr
- Vikipedi (Türkçe), "Şehzade Ahmed", "Yenişehir Muharebesi (1513)" ve "Amasya Sancağı" maddeleri.
- Wikipedia (İngilizce), "Şehzade Ahmed (son of Bayezid II)" ve "Şehzade Murad (son of Şehzade Ahmed)" maddeleri.
Çevrimiçi kaynaklar









