Özgün Metin

Vezin: mefâîlün mefâîlün feûlün

Müsemmâ perdesin çün sâlib oldu
Semâya irtifâ’a tâlib oldu
Çün âdem sırra semâya irişdi
Merâyâdan cemâle gâlib oldu
Su’ûd-ı tayyibâta sâlih a’mâl
Kulûbe nisbeten çün kâlib oldu
Ene’l-hakk ismidir Mansûrı dâre
Çeküb semt-i semâya sâlib oldu
Huzûra rağbetinden gör ki Îsâ
Çekildi habl-i şer’a hâlib oldu
Anınçün nâzil oldu kevn-i esmâ
Müsemmâyı semâya câlib oldu
Hicâbî ref’ ü nasb esmâya târîh
Bil es-Seyyid Muhammed Gâlib oldu (1230)

Günümüz Türkçesiyle

1. İsmin ardındaki asıl varlığı, yani adlandırılanı örten perdeyi soyup kaldıran kişi, göğe yükselmeyi isteyen bir yolcu oldu.

2. İnsan göğün sırrına erişince, aynalardaki yansımaları aşıp asıl güzelliğe, Allah'ın cemaline ulaştı ve aynalara üstün geldi.

3. Güzel sözlerin Allah'a yükselişinde salih ameller, kalplere göre bir kalıp, onları taşıyan bir beden oldu.

4. "Ene'l-Hak" (Ben Hakk'ım) sözü öyle bir addır ki Mansûr'u, yani Hallâc'ı darağacına çekti; onu asan, onu göğe doğru yükseltmiş oldu.

5. Bak, Îsâ Allah'ın huzuruna duyduğu istekten göğe çekildi ve şeriatın ipini çekip tutan biri oldu. Beyit iki türlü okunabilir; "hâlib" kelimesinin burada tam olarak neyi kastettiği belirsizdir, aktarım bizimdir.

6. Bunun için isimler âlemi aşağıya indi ve adlandırılanı göğe çeken oldu.

7. Ey Hicâbî, isimlerin yükseltilmesine ve atanmasına (ref' ü nasb) tarih düşür: bil ki "es-Seyyid Muhammed Gâlib" oldu, yani bu ad yükseldi ve galip geldi (1230).

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Manzume yedi beyitlik bir tarih kıt'asıdır. Hüsameddin ona "kıt'a" der, ama ilk beyti kendi içinde kafiyeli olduğu için biçim bakımından küçük bir gazele benzer. Bütün beyitlerin ikinci mısraları "oldu" rediflidir; kafiye ise "-âlib" sesleriyle kurulur: sâlib, tâlib, gâlib, kâlib, sâlib, hâlib, câlib ve en sonda Gâlib. Kafiyenin baştan sona övülen paşanın adına, Gâlib'e göre seçildiği açıktır; şiir böylece son mısraa doğru bu adı hazırlar. Vezin, aruzun mefâîlün mefâîlün feûlün kalıbıdır; bu tespit bizimdir. İkinci beytin ilk mısraı neşirdeki biçimiyle bu kalıba tam oturmaz; şiirin isimler (esmâ) temasından ve vezinden hareketle mısraın aslında "sırr-ı esmâya" olabileceği düşünülebilir, ama bu bir tahmindir ve metin neşirdeki gibi bırakılmıştır.

Son mısra bir tarih mısraıdır. Hüsameddin parantez içinde 1230 yılını verir. "Es-Seyyid Muhammed Gâlib" sözünün harfleri ebced hesabıyla toplandığında (السيد 105, محمد 92, غالب 1033) tam 1230 sayısı çıkar; bu hesap bizimdir. Yani şair tarihi doğrudan paşanın adına düşürmüş, "bil" diye okuru hesaba çağırmıştır. Hicrî 1230 yılı Aralık 1814 ile Kasım 1815 arasına düşer.

Anlam ve Söz Sanatları

Kıt'anın bütün yapısı iki kavram çifti üzerine kurulur. Birincisi tasavvufun isim ve müsemmâ, yani ad ile adlandırılan ayrımıdır: Allah'ın isimleri bir yandan onu tanıtır, bir yandan da onu örten birer perdedir. İlk beyitte bu perdeyi kaldıran yolcu göğe yükselmek ister, altıncı beyitte isimler âlemi aşağı iner ve adlandırılanı göğe çeker. İkinci beyitteki "merâyâ" (aynalar), yaratılmış âlemin ilahî güzelliği yansıtan aynalar olarak düşünülmesine dayanır; insan sırra erince yansımalarla yetinmez, güzelliğin kendisine ulaşır.

İkinci çift "ref'", yani yükseltilme kavramıdır ve şiir onu Kur'an'dan alınmış örneklerle işler. Üçüncü beyit, Fâtır suresinin "Güzel söz ona yükselir, salih amel de onu yükseltir" anlamındaki ayetine dayanır: "su'ûd-ı tayyibât" ile "sâlih a'mâl" ayetteki kelimelerin karşılığıdır. Dördüncü ve beşinci beyitler iki yükselişi karşı karşıya koyar. Hallâc-ı Mansûr "Ene'l-Hak" dediği için darağacına çekilmiştir; şair onu asanı "sâlib" diye anar ve bu yolla Mansûr'u göğe yükseltmiş olduğunu söyler. Nisâ suresine göre ise Îsâ çarmıha gerilmemiş, Allah onu kendi katına yükseltmiştir; ayetteki "salebûhu" (onu astılar) ile "rafa'ahu" (onu yükseltti) kelimeleri, şiirdeki "sâlib" kafiyesi ve "ref'" kavramıyla birlikte düşünüldüğünde beyitlerin bu ayetlere dayandığı anlaşılır. "Sâlib" kelimesi ilk beyitte perdeyi soyan, dördüncü beyitte asan anlamına gelir; aynı kafiye kelimesinin iki anlamda kullanılması bir tevriye örneğidir.

Son beyit bütün bu yükselişleri paşaya bağlar. "Ref' ü nasb" hem Arap dilbilgisinin iki halini, ismin yalın ve belirtme hallerini anlatan terimlerdir, hem de yükselme ve bir göreve atanma anlamına gelir. Şair "isimlere" ref' ve nasb düşürmekten söz ederek, bir dilbilgisi terimi üzerinden paşanın rütbesinin yükselmesini ve valiliğe atanmasını kutlar; ardından da bu yükselişin tarihini paşanın kendi adından çıkarır. "Gâlib oldu" sözü de iki anlamlıdır: hem "Gâlib adı oldu", hem de "galip geldi" diye okunur. Mansûr, Îsâ ve isimler âlemi üzerinden kurulan tasavvufî bir yükseliş anlatısının sonunda bir devlet adamının atanmasının kutlanması, tekke şairlerinin tarih manzumelerinde görülen bir tavırdır.

Tarihî Bağlam

Kıt'anın nasıl yazıldığını Hüsameddin anlatır. Hicâbî'nin Ziyâre'deki tekkesi, Amasya'ya gelen vezir ve devlet adamlarının uğrak yeri olmuştu; Caniklizâde Tayyâr Mahmûd Paşa, Sivas valisi Cebbârzâde Celâleddîn Mehmed Paşa, Pehlivân İbrâhim Paşa ve Zaralızâde Lutfullâh Paşa şeyhi ziyaret etmiş, ona hediyeler vermişti. Hüsameddin'e göre 1230 yılında es-Seyyid Gâlib Mehmed Paşa Sivas valisi olarak Amasya'ya gelip tekkeyi ziyaret edince Hicâbî bu kıt'ayı ona sunmuş, paşadan da çok iltifat görmüştür. Hüsameddin bu ilginin bir sebebini de açıklar: Hicâbî 1224 (1809-10) yılında birkaç bin öğrencisi ve müridiyle Rus savaşına katılmış, yararlıklar göstermiş ve devlet adamları arasında "Gâzi Şeyh" diye tanınmıştı.

Paşanın kimliği tam olarak belirlenemedi. Adın "es-Seyyid" ve "Gâlib" unvanlarını birlikte taşıması, sonradan sadrazam olan Seyyid Mehmed Said Gâlib Paşa'yı akla getirir. Orhan F. Köprülü'nün TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre Gâlib Paşa, Seyyid Ahmed Efendi'nin oğludur ve 1814 ortalarında vezirlik rütbesiyle Bolu ve Viranşehir sancaklarına tayin edilmiştir; madde Sivas valiliğinden söz etmez. Bu yüzden kıt'anın sunulduğu paşanın Mehmed Said Gâlib Paşa olduğu bir ihtimaldir, kesin değildir. Hicâbî'nin hayatı ve tekkesi için sitedeki Hicâbî Baba ve Halkalı Evliya yazısına bakılabilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar