Tercemesi yukarıda yazılan Hâcezâde Abdüllatîf Efendi bin Mehmed Efendi’nin oğludur. Vâlidesi Hazreti Hasan bin Alî Radıyallâhu anhümâ evlâdından olduğu münâsebetle emîr unvânıyla iştihâr etdi.

Birâderi Hâfız Halîl Efendi’nin vesâyetinde büyüdü. Velî Emîr Mehmed Paşa’ya karâbeti olduğundan müşârun ileyhin dâ’iresinde terbiye gördü. Paşa’nın sâyesinde hayli nukûd ve nüfûz kazandı. Ona dâmâd olarak Amasya’da teayyün etdi.

1102’de meclis-i a’yân açılmasında ilk a’zâsı olup vekâyi kısmında yazıldığı üzere mükerreren [81] Amasya nakîbü’l-eşrâf kâ’im-mâkamı, meclis-i a’yân a’zâsı, şehir kethüdâsı, baş-a’yân oldu.

Ancak siyâsî rakîbleri bu kadar nüfûz u ikbâlini kıskandıklarından tertîb ettikleri tezvîrâtı bir mahzar-ı umûmî ile Bâb-ı âlîye ve dîvân-ı hümâyûna bildirmeleri üzerine 1123 zilhiccesinde gelen fermân-ı âlî ile şehir kethüdâlığından ve nekâbetten azl ve Amasya kalesinde kal’a-bend edildi.

Bu esnâda kendisini tutan kaptân-ı deryâ Amasyalı el-Hâc Ahmed Paşa İstanbul kâ’im-mâkamı olduğundan 1124 senesi rebîülevvelinde afv ü ıtlâkına fermân-ı âlî gelip hânesinde ikâmete me’mûr ve 1126 şa’bânında yine nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmı oldu.

1127 saferinde aleyhinde tekerrür eden şikâyetler üzerine ma’zûl olup hânesinde ikâmeti te’kîd edildi. Bu esnâda İstanbul’a gidip bir müddet İstanbul’da kaldı. 1129’da ikinci defâ Hicâz’a gidip 1130’da avdet etdi. Beş yıl kadar belde işlerine açıktan karışmayıp adamlarıyla nüfûz ve ikbâlini yaşattı.

1135 senesi gurre-i muharreminde Amasya nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmı olarak sâdâtın başına geçti. Çünkü [82] Amasya’nın mutasarrıf ve a’yânı ve kuvve-i umûmîyesi Îrân Harbi’yle meşgûl olduğundan eşkıyâ türemiş ve hâssaten Atmacaoğulları Sivas-Amasya yolunu kesmiş, sancağın idâresi pek güçleşmişti.

Emîr Hacı ise tehdidini ilkâ’a muktedîr, şedîdü’ş-şekîme, zâbit bir zât idi. 1135 senesi rebîülevvelinde gelen fermân-ı âlîde Atmacaoğulları’nın tenkîl ve istisâline rüfekâsıyla birlikte me’mûr olduğundan mâ’iyyetine aldığı yüz nefer piyâde ve elli nefer süvâri ile Çamlıbel’e gitdi.

On beş gün zarfında rüfekâsıyla birlikde eşkiyâyı basıp târ ü mâr ve cümlesini tenkîl ve istîsâl ederek avdet ettikde dergâh-ı âlî kapıcıbaşılığı ile taltîf edildi. Nekâbeti üç buçuk yıl devam edib hüsn-i idâre ederek 1138 senesi şa’bânında vefât eyledi.

Emîr-i mûmâileyh gâyet nâfizü’l-kelîm, idâresi şedîd, zâbit, kerem-kâr, âlî-cenâb, muktedir bir zât idi. Okmeydanı’ndaki musallâyı müceddeden yaptırdı. Müte’addid yerlerde mescidler ve çeşmeler binâ ettirdi. Musallânın mihrâbı karşısında yol üzerinde medfûndur. [83]

Merhûmun müdhiş serveti, muhteşem dâ’iresi, vezîrâne mâ’iyyeti vardı. Dâ’iresinde harb ü darba yarar iki yüz sekbân bulunurdu. Konağı İçerişehir’de Yukarı Hamâm’ın üst tarafında cesîm bir dâ’ire idi. Yalnız harem dâ’iresi şimdiye kadar harâb bir hâlde görülmektedir. Fukarâ ve ulemâya inâyet-i mahsûsâsı vardı.

Mahdûm-i yegânesi es-Seyyid el-Hâc Hüseyin Çelebi kendisinden evvel vefât etdi. Bunun oğulları es-Seyyid el-Hâc Alî, Mustafa Ağalar da pek meşhûr idiler. Bunlara ve bunların evlâdına “Emîr Hacıoğulları” dendi. Dâmâdı Vezîr es-Seyyid Abdülğanî Abdî Paşa’dır.

Torunu es-Seyyid Hacı Alî Ağazâde es-Seyyid Hüseyin Râmi Paşa ve es-Seyyid Mehmed Hâşim Efendi ricâl-i devletten idiler. Es-Seyyid el-Hâc Mustafa Ağazâde es-Seyyid el-Hâc Hüseyin Efendi de nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmı olup Emîr Hacıoğulları’ndan Sultân Bâyezîd imâmı Hâfız es-Seyyid Mehmed Efendi mahrec-i mevâlîsinden olduğu hâlde ber-hayâttır.