Türedizâde Hacı Hüseyin Ağa, XVII. yüzyılın sonunda Amasya'nın ayanı arasında sözü geçen, 1688'de hapse atılıp Tokat'a sürüldükten sonra yeniden başayanlığa yükselen bir sipahi ve mültezimdi. Babası, Yüksek Kahve'de destan okuyan saz şairi Celâlî Mehmed Ağa'dır. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın ona ayırdığı maddede şair, şiir ya da mahlas sözü geçmez; Amasya şairleri arasında sayılması, maddenin ilk cümlesinde babasının "saz şâiri" diye anılmasından kaynaklanır. Kendisinin şiir söyleyip söylemediğini hiçbir kayıt söylemez.

Hüsameddin'in Maddesi

Amasyalıdır. Saz şâiri ve sipâhi Celâlî Mehmed Ağa bin Hüseyin Ağa bin Kâsım Ağa'nın oğludur. Sîpâhi iken Defterdâr Ahmed Paşa'ya kendisini sevdirib hazinedârı olarak erbâb-ı mâliye arasında hayli nüfûzu vardı. 1094'de müşârun-ileyhin vefâtını müteâkib Amasya'ya geldi. Bir müddet kethüdâ-yeri ve 1098'de Sivas vilâyeti sürsât mukâtaâsı mültezimi oldu. 1099'da sipâhilere tarafdâr olduğundan Tokat'a nefy edildi. Ba'dehû avdet edib Hicâz'a gitdi. 1103'de meclis-i a'yân âzâsı ve 1112'de baş-a'yân olup Amasya'da büyük bir nüfûz kazandı. 1113'de Irak ordusuna me'mûren Bağdad'a gidip 1115 senesi evâhirinde oralarda vefât etdi. Nâfizü'l-kelîm olup meşâhîr-i a'yândan idi. Mahdûmları Mehmed, Ahmed Ağalardır.

Bugünkü dille: Amasyalıdır. Saz şairi ve sipahi Celâlî Mehmed Ağa'nın oğlu, Hüseyin Ağa'nın torunu, Kâsım Ağa'nın torununun oğludur. Sipahi iken Defterdar Ahmed Paşa'nın gözüne girip onun hazinedarı oldu ve maliyeciler arasında epey nüfuz kazandı. 1094'te paşa ölünce Amasya'ya geldi. Bir süre kethüdayerlik yaptı, 1098'de Sivas eyaletinin sürsat mukataasını iltizama aldı. 1099'da sipahilerden yana olduğu için Tokat'a sürüldü. Sonra dönüp hacca gitti. 1103'te ayan meclisi üyesi, 1112'de başayan olup Amasya'da büyük nüfuz kazandı. 1113'te Irak ordusunda görevlendirilerek Bağdat'a gitti ve 1115 yılının sonlarında oralarda öldü. Sözü geçer, tanınmış ayandandı. Oğulları Mehmed ve Ahmed Ağalardır.

Kelime açıklamalarıyla tam metin Hüseyin Ağa-Türedizâde el-Hâc başlığı altındadır.

Bir İsyancı Ailesinden Ayanlığa

Hüseyin Ağa'nın yetiştiği aile, yüzyılın ortasında devletle iki kez kanlı biçimde karşılaşmıştı. Dedesi Türedi Hüseyin Ağa, Abaza Mehmed Paşa'nın yanında bulunduğu için "Türedi" lakabını almış, 1058'de (1648) Vardar Ali Paşa olayında idam edilmişti. Babası Celâlî Mehmed Ağa ise Abaza Hasan Paşa isyanına katıldığı için 1069'da (1659) öldürüldü; Hüsameddin'in dördüncü ciltte Amasya sicilinden aktardığı listede Halep'te idam edilen Amasyalılar arasında "Türedioğlu Mehmed Ağa" da vardır. Hüseyin Ağa'nın doğum yılı bilinmiyor, ama babası 1659'da öldüğüne göre doğumu bu tarihten önceye düşse gerektir. Kardeşi Kâsım Ağa da 1096'da Sivas mütesellimi olmuştur.

Hüseyin Ağa babasının ölümünden sonra sipahi olarak yetişti ve yolunu maliyede buldu. Hazinedar olarak hizmet ettiği Defterdar Ahmed Paşa'nın ölümü 1094'e, yani Viyana seferinin yılına (1683) düşer. Amasya'ya döndükten sonra şehrin kethüdayeri oldu, ardından Sivas eyaletinin sürsat gelirini, yani ordu için toplanan zahire ve yem yükümlülüğünü iltizama aldı.

1099 Kargaşası ve Tokat Sürgünü

Hüsameddin'in kısa maddesi 1099 sürgününü sipahilere taraftarlığa bağlar. Aynı yazarın dördüncü ciltte anlattığı olaylar ise daha karışık bir tablo verir. 1099 yılında (1688) Amasya, Yeğen Osman Paşa'ya bağlı zorbaların ve kendilerine "emir" ve "seyyid" unvanı veren mütegallibenin yağma ve öldürmeleriyle sarsılmış, üstüne veba ve kıtlık gelmişti. Yeni mutasarrıf Mirza Mehmed Paşa olayların elebaşlarını hapsedip sancağı dolaşmaya çıkınca şehirde alaybeyi vekili Deli Hızır Beyzâde Kurd Mehmed Bey kaldı; ayandan Türedizâde Hüseyin Ağa da ona yardım etmekle görevlendirildi. Zilkade sonlarında (Eylül 1688) seyyidler ve onlara uyan bir kalabalık kale zindanını basıp tutuklu emirleri kurtarınca yeni bir kanlı arbede çıktı. Hüsameddin bunun mütesellim Osman Ağa ile Hüseyin Ağaların ve Kurd Bey'in gösterdiği müsamaha yüzünden olduğunu yazar. Hepsi azledilip hapsedildi. Safer 1100'de (Kasım-Aralık 1688) gelen fermanla emirler idam edildi, Kurd Bey İstanbul'a, Hüseyin Ağa ise "ceddinin vatanı olan" Tokat'a gönderilip Çardak Zindanı'na kondu.

İki anlatı arasındaki fark açıktır: biyografi maddesi sürgünün sebebini sipahilere taraftarlık, olay anlatısı seyyidlere karşı gevşeklik olarak verir; tarih de 1099 ile 1100 arasında değişir. Hüseyin Ağa'nın sipahi kökeni ve olayların sipahi ile seyyid gruplarının iç içe geçtiği bir ortamda yaşanması, iki ifadenin aynı olayın farklı yüzlerini anlattığını düşündürür.

Başayanlık ve Bağdat

Sürgünden dönen Hüseyin Ağa hacca gitti, 1103'te (1691-92) Amasya ayan meclisine girdi ve 1112'de (1700-01) başayan oldu. Bu, şehrin yerel yönetiminde ulaşılabilecek en etkili konumdu. 1113'te (1701-02) Irak ordusunda görevlendirilerek Bağdat'a gitti ve 1115'in sonlarında, 1704 baharından önce, oralarda öldü. Torunları Amasya'da Türedizâde adını yaşattı: oğlu Mehmed Ağa'nın oğlu Hacı Süleyman Ağa ile oğlu Ahmed Ağa'nın oğlu Hüseyin Paşa, Hüsameddin'in ayrıca andığı kişilerdir.

Kaynakların Durumu

Hüseyin Ağa'nın şairliğine dair hiçbir kayıt bulunamamıştır. Hüsameddin onu "nâfizü'l-kelîm", yani sözü geçen bir ayan olarak niteler; şiirle ilgili tek söz babasına aittir. Şairler arasında anılması, babasına ait bu nitelemenin oğluna da yüklenmesinden doğmuştur. Babasının saz şiirinin oğluna geçip geçmediği, ailenin kahvehane ve meclis çevresiyle bağının sürüp sürmediği bilinmiyor. Yeni bir kaynak bulunmadıkça Hüseyin Ağa'yı şair saymak için bir dayanak yoktur.

Şiiri

Şiirlerine ulaşılamamıştır; şiir yazdığına dair bir bilgi de yoktur.

Kronoloji

1069 (1659): Babası Celâlî Mehmed Ağa, Abaza Hasan Paşa isyanından sonra idam edilir.

1094 (1683): Hazinedarı olduğu Defterdar Ahmed Paşa ölür; Hüseyin Ağa Amasya'ya döner.

1098 (1686-87): Sivas eyaletinin sürsat mukataası mültezimi olur.

Zilkade 1099 (Eylül 1688): Amasya'da zindan baskını ve arbede; görevden alınıp hapsedilir.

Safer 1100 (Kasım-Aralık 1688): Tokat'a sürülüp Çardak Zindanı'na konur.

1103 (1691-92): Amasya ayan meclisi üyesi olur.

1112 (1700-01): Başayan olur.

1115 sonları (1704 başı): Irak ordusunda görevliyken Bağdat yöresinde ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar