Şeyhülislam Amasyalı Hamidüddîn Efendi’nin mahdûmudur. Vâlidesi tarafından Hüseynî olup pederinden ve ulemâ-yı asrından tahsîl-i ulûm ederek ders-i âm ve müderris-i be-nâm olduğundan Mahmûd Paşa, ba’dehû Fatih medreselerinden birinin müderrisi oldu. [290]

Ancak merhûm pek dalgın ve müvesves olduğundan bi’z-zarûre yevmî altmış akçe vazîfeyle tekâüd edildi. Tecerrüd âleminde münzevî bir halde yaşadı. Abdest alırken pek çok su sarf ederdi. Bir kış günü yalnız kollarını yıkamak için yirmi kova su döktü. Elbisesi fenâ halde ıslandı. Kurutmak için ateşe abandı. Ateş elbisesini ve kendisini de yakıp ateşler içinde 925’de can verdi.

“Şakâyık Tercemesi”nde Edirneli Mehmed Mecdî Efendi diyor ki: “Zamân-ı azlinde alâik-i halâyıkdan mün’azil ve avâik-i halâyıkdan münkâtı’, müteverri’’ ve müteşerri’’ kimse idi. Mesken-i me’lûfunda ibâdete meşgûl olup kendini ziyâret için gelen kimselerle dünya kelâmı söyleşmez idi.

Ve dahî ehl ü iyâlden mücerred olup ancak kendinin hizmeti için mehâriminden bir acûze avrat ihtiyâr etmişdi. Ol merd-i pâk-bâzın zâhirî ve bâtinî tahâret-i kâmile ile tâhir olup derûnî habâset-i habs ve günahdan pâk olduğu gibi zâhiri dahî “ve siyâbeke fe tahhir”¹⁴¹ muktezâsınca ihtimâl-i televvûsden pâk idi.” Âlim, zâhid mazınne-i kerâmet etdi. [291]