II. Murad, Osmanlı tahtına iki kez oturmuş, iki kez de tahttan inmiş bir hükümdardır. Selanik'i aldı, Varna'da bir haçlı ordusunu dağıttı, Kosova ovasında üç gün boyunca Macarlarla savaştı. Oğlu Fatih İstanbul'u fethedecekti, ama ona devredilen ülkenin Balkanlar'daki yerleşik üstünlüğü ve ayakta duran devlet düzeni, Amasya'da sancakbeyliği yapmış bu şehzadenin eseriydi. Doğduğu şehirden, ölümünden sonra yağmurun üzerine yağsın diye üstü açık bırakılan Bursa'daki türbesine uzanan hayatı, aynı zamanda Amasya'nın şehzade yetiştiren bir sancak olarak oynadığı rolün en iyi belgelenmiş örneklerinden biridir.

Amasya'da Bir Doğum

Murad, Zilhicce 806'da (Haziran 1404) Amasya'da doğdu. Bazı kaynaklar 16 Haziran 1404 tarihini verir, bazı kaynaklar ve Bursa'daki türbesini tanıtan kimi yayınlar ise doğum yılını 1402 olarak gösterir. Ölüm yaşının kırk sekiz ile kırk altı arasında değişmesi de bu doğum yılı tartışmasından doğar. Burada ansiklopedik kaynakların çoğunluğuna uyularak 1404 esas alınmıştır.

Babası, Yıldırım Bayezid'in oğlu Çelebi Mehmed'dir ve Murad onun Amasya'daki yıllarında dünyaya gelmiştir. Annesi konusunda kaynaklar ayrışır. Halil İnalcık onun bir cariyeden olduğunu söyler ve Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Amasya Tarihi'nde (III, 180) annesinin Amasya ayanından Divitdâr Ahmed Paşa'nın kızı Şehzade Hatun olarak kaydedildiğini ekler. XV. yüzyıl tarihçisi Şükrullah da onu bir cariye olarak anar; en yaygın kabul gören görüş ise annesinin Dulkadiroğulları'ndan Emine Hatun olduğudur. Kesin belge yoktur ve bu üç anlatım yan yana durmaktadır. Çocukluğunun ilk yıllarını Amasya'da geçirdiği, 1410'da babasıyla birlikte başkente geldiği belirtilir.

On İki Yaşında Rum Vilayetine

Osmanlı hanedanında şehzade bir hükümdar adayı olarak sancağa çıkarılır, devlet idaresini uygulayarak öğrenirdi. Murad on iki yaşına girince Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve Osmancık bölgelerini içine alan Rum vilayeti beyliğiyle Amasya'ya gönderildi. Kimi kaynaklar bu görevlendirmeyi 1414'e, Amasya şehzadelerini ele alan literatür ve bazı genel yayınlar 1415'e yerleştirir; görev 1421'e kadar yaklaşık altı yıl sürmüştür. İki yıl arasındaki fark hesap yönteminden kaynaklanıyor olabilir, olay aynıdır. Burada Amasya literatüründeki 1415-1421 çerçevesi esas alınmıştır.

Yanında lalası Yörgüç Paşa vardı. Yörgüç'ün doğum yeri ve zamanı bilinmez, ama çok iyi bir tahsil gördüğü anlaşılmaktadır. Kitabelere ve mezar taşlarına bakılırsa adı Yörgüç, lakabı Celâleddin'dir; tarih kitaplarında ve arşiv belgelerinde Yörgeç ya da Yörgenç biçimlerinde de geçer. Soyu konusunda kaynaklar çelişir. Bazı araştırmalar onu Amasya'daki Atabekiye Medresesi'nin kurucusu Nâsırüddin Ahmed'in soyuna bağlar, bir başka şecere onu Gâzî Mihal Bey'in torunu sayar ve asıl adının Yörüklüce olduğunu ileri sürer. Oysa Amasya'da yaptırdığı caminin kitabesinde, kendi mezar taşında ve vakfiyesinde babasının adı Abdullah olarak yazılıdır; bu yüzden bütün bu şecerelerin doğruluğu şüphelidir. Baba isminden hareketle Slav asıllı olduğu ve adının Slavca Jorgiç'ten (Yorgi'nin oğlu) geldiği de söylenmiştir (W. Griswold'a göre). Kitabedeki atabeg unvanı büyük ihtimalle babasına ait olmayıp kendisinin lalalığına bir atıftır. Kesin bir hüküm vermek mümkün değildir.

Rum vilayetinde o sırada İlhanlı döneminden kalma Moğol ve Türkmen nüfusu yaşıyordu. Göçebe hâlindeki bu kalabalığı merkezî bir idare altına almak zordu, yerli Türkmen aileleri de başlarına buyruk hareket ediyordu. Şehzade Murad, tedbirli ve kudretli bir adam olan lalasının yardımıyla bölgede huzuru sağlamaya çalıştı.

Amasya Yılları: Börklüce, Samsun ve Atabeyler

Murad Amasya'ya gittikten bir yıl sonra, Amasya kuvvetleriyle Börklüce Mustafa isyanını bastırmak üzere Saruhan ve İzmir tarafına hareket emri aldı. O sırada babası Çelebi Mehmed Selanik'te Düzme Mustafa ile uğraşıyordu; Venedikliler Gelibolu'da Türk donanmasını yakmış, boğazı kesmişlerdi (29 Mayıs 1416). İsyanı sonunda Bayezid Paşa, Amasya ve Sivas kuvvetleriyle bastırdı. Murad Amasya'dan ayrılınca bölgedeki Moğol göçebeleri, yani Kara Tatarlar kargaşalık çıkardı ve şehzade Bayezid Paşa ile birlikte yeniden Amasya'ya döndü. Şehzadenin bu olaylardaki bizzat rolü hakkında elimizde ayrıntı yoktur, yalnızca görevle gidip döndüğü bellidir.

1417-1421 yılları arasında Rum sınırında Osmanlılar için önemli gelişmeler yaşandı. Şehzade Murad ile "yeni atabeyi" Rum beylerbeyi Hamza Bey, Samsun'u İsfendiyaroğlu'nun elinden aldılar. Burada bir ihtiyat gerekir: Samsun'un Cenevizlilere ait kısmı daha önce alınmış görünmektedir ve Neşrî, 1418'de Çelebi Mehmed'in başarısız seferiyle 1421'de Samsun'un fethini karıştırır. Yani olayın tarihi ve ayrıntıları kaynaklarda net değildir. Bu başarıdan bir süre sonra, ölüm döşeğindeki babası Murad'ı Bursa'ya çağırdı.

Murad'ın ilerleyen yıllarda Amasya'yla bağını hiç koparmadığı ise belgelidir. 1436'da Karaman baskısı altındaki Amasya beylerbeyi eski lalası Yörgüç Paşa'ydı, 1443'te Amasya kuvvetleri oğlu Alâeddin'in komutasında yürüdü, aynı oğul Amasya'da öldü ve vezîriâzam Hoca Mehmed Paşa'ya kaynaklar "Amasyalı Mehmed Ağa" der.

Tahta Çağrı: 1421

Murad Bursa'ya vardığında Çelebi Mehmed Edirne'de ölmüştü. Bizans'ın elindeki Düzme Mustafa harekete geçer korkusuyla vezirler padişahın ölümünü gizli tuttular ve yeniçerileri bir bahaneyle Anadolu'ya geçirdiler. Bursa'da erkân ve bir kısım yeniçeri biat etti; Murad 23 Cemâziyelâhir 824'te (25 Haziran 1421) tahta çıktı. Bursa'da Osman'ın kılıcı kuşandırıldı; bazı kaynaklar tarihi 26 Mayıs olarak verir, burada daha ayrıntılı olan 25 Haziran esas alınmıştır.

On yedi yaşındaydı. Çelebi Mehmed'in en büyük oğluydu, dört erkek ve yedi kız kardeşi vardı. Erkek kardeşleri Mustafa, Ahmed, Yûsuf ve Mahmud çelebilerdi. Ahmed babasının sağlığında ölmüştü, Mustafa on iki yaşında olup bir yıl önce Hamîd-ili sancak beyliğine gönderilmişti, Yûsuf sekiz, Mahmud yedi yaşındaydı. Kardeş öldürme bir âdet hâline geldiği için Çelebi Mehmed ölmeden önce çocuklarının hayatını korumak istemiş; düzenlemeye göre Murad Edirne'de Osmanlı tahtına geçecek, Anadolu Mustafa'ya kalacak, Yûsuf ile Mahmud Bizans imparatorunun yanına gönderilecekti. Buna karşılık imparator, Çelebi Mehmed'in kardeşi Mustafa'yı serbest bırakmayacak, Murad da kardeşlerinin masrafları için imparatora her yıl para ödeyecekti. Bu plan uygulanamadı.

Eski bir Amasya yazısındaki "Amasya'da olgunlaşmış şehzade tahta davet edildi" ve "Amasya'nın sadık kuvvetleri padişahın en büyük dayanağı oldu" biçimindeki ifadeleri kaynaklarla doğrulayamadık. Doğrulanan, Murad'ın Amasya'dan Bursa'ya çağrıldığı ve orada tahta çıktığıdır. Amasya kuvvetlerinin taht mücadelesindeki rolü ise bu kaynaklarda anılmaz.

Düzmece Mustafa ve Anadolu Beylikleri

Murad tahta çıktığında vezîriâzam ve Rumeli beylerbeyi Bayezid Paşa devlet işlerini yürütüyordu. Bizans elçilerine Yûsuf ile Mahmud'un teslim edilmeyeceği bildirilince İmparator II. Manuel Palaiologos, Limni'de sürgün bulunan Mustafa Çelebi ile bir anlaşma yaptı, onunla birlikte İzmiroğlu Cüneyd Bey'i serbest bıraktı ve on gemilik bir donanmayla, Dimitrios Leontarios komutasındaki Bizans askerlerini Gelibolu önüne çıkardı (Ramazan 824 / Eylül 1421). Bizans onu meşru sultan tanıyordu. Osmanlı kaynaklarında genellikle "Düzmece" denmesi bundandır; modern anlatımlarda ona "amcası Mustafa Çelebi" de denir, yani kimliği hakkında bir yandan ittifak, bir yandan tartışma vardır.

Tehdit yalnız Bizans'tan gelmedi. Germiyanoğlu Yâkub Bey, Murad'ın sultanlığını tanımayarak Hamîd-ili sancak beyi olan Mustafa Çelebi'nin tarafını tuttu ve Hamîd-ili Karamanoğlu tarafından işgal edildi. Murad elçi göndererek yatıştırma yolunu seçti, durumu kabullendi. Çelebi Mehmed'in 1415'ten beri tâbiiyet altına aldığı Menteşeoğlu bağımsızlığını ilan etti; Menteşeoğulları Ahmed ile Leys, babaları İlyas Bey gibi 1421'de bastırdıkları paraya Osmanlı padişahının adını koymadılar. Aydınoğlu ve Saruhanoğlu bir kısım topraklarını geri aldı. İsfendiyar Bey de Çelebi Mehmed'in himayesinde Çankırı, Kalecik ve Tosya'ya yerleşmiş olan oğlu Kasım Bey'i oradan çıkardı. Murad ona karşı kuvvet gönderdi, Sinop'a kaçan İsfendiyar Bey diğer beylerin aracılığıyla barış yaptı (824/1421 sonbaharı veya kışı). Murad, Düzme Mustafa karşısında taht mücadelesi içinde olduğundan bütün bu değişiklikleri kabullenmek zorunda kalmıştı.

Mustafa Gelibolu'ya çıkınca halk onu iyi karşıladı, ancak Gelibolu Hisarı'nda Şah Melik Bey ona karşı durdu. Mustafa kuşatmayı İzmiroğlu Cüneyd'e bırakıp Edirne'ye yürüdü ve her yerde Yıldırım'ın oğlu ve sultan olarak tanındı. Bayezid Paşa Sazlıdere'de karşısına çıktıysa da emrindeki Rumeli askerlerinin Mustafa tarafına geçmesi yüzünden ona itaat etmek zorunda kaldı ve Cüneyd Bey'in tahrikiyle idam edildi. Mustafa Edirne'ye girince Gelibolu Hisarı da teslim oldu. Fakat Mustafa ile Cüneyd, Bizans'la yaptıkları anlaşmaya uyup kaleyi teslim etmeye yanaşmadılar. Bu durumda Bizans ile Murad arasında bir yakınlaşma olduysa da anlaşma sağlanamadı. Gelibolu Geçidi'ne ve donanmaya hâkim olan Mustafa İstanbul Boğazı'nı da tutmuştu. Murad o zaman denizde bir müttefik buldu: Yeni Foça podestası Giovanni Adorno, Manisa şap madenlerinden kalan borçlarının affı karşılığında Murad için gemi ve asker hazırlamayı üstlendi. Ceneviz yardımı Murad'ın başarısında önemli bir etkendi.

Mustafa, 26 Muharrem 825'te (20 Ocak 1422) on iki bin sipahi ve beş bin piyadeyle Gelibolu üzerinden Anadolu'ya geçti. Bursa yolunu kapatmak için Ulubat gölünün ayağındaki köprü yıktırıldı ve Mustafa Ulubat suyunun öbür tarafında kaldı. Dört bin kişilik bir kuvvetle yapmak istediği baskın yeniçeriler tarafından sonuçsuz bırakıldı. Mihaloğlu Mehmed Bey uç beylerini Murad tarafına geçmeye teşvik etti, Cüneyd'e gizlice İzmir beyliği ve Aydın-ili vaat edilerek kaçması sağlandı. Bu son tedbir Mustafa'nın ordusunda bozguna yol açtı. Mustafa geri çekilirken Hacı İvaz Paşa yeniçerilerle tahta köprüden geçip onun yaya askerlerini ve azeplerini kılıçtan geçirdi. Rumeli uç beyleri gelip Murad'a itaat arz etti. Mustafa Gelibolu'ya geçmeyi başardıysa da Murad Ceneviz gemilerinin yardımıyla ardından geçti. Mustafa Edirne'ye, oradan Eflak yönüne gitti; Kızılağaç Yenicesi'nde yakalanıp Edirne'de idam edildi (825/1422 kışı). Başka bir rivayete göre ise o Eflak'a, oradan Kefe'ye kaçmayı başardığını da kaydeder. Bu iki anlatım arasında seçim yapmak kaynaklarla mümkün değildir. Yörgüç Paşa'nın biyografisini yazan Fahameddin Başar ise saltanatın ilk yılında Bizans'ın yardımıyla İznik'i ele geçirmeye çalışan Mustafa Çelebi isyanının, yeni padişahın lalasının telkiniyle üzerine yürümesi sonucunda bertaraf edildiğini söyler. Olayları anlatış biçimleri farklıdır, ama lalanın Murad'ın kararlarındaki ağırlığını her ikisi de vurgular.

İstanbul Kuşatması (1422) ve Küçük Mustafa

Murad bunun ardından Bizans üzerine yürüdü (Receb 825 / Haziran 1422), ancak elli günden fazla süren kuşatma sonuç vermedi. Bu sırada başka bir cephe açılmıştı. O zaman on üç yaşında olan kardeşi Küçük Mustafa, Karaman ve Germiyan beylerinin yanına kattığı bir kuvvetle gelip Bursa'yı kuşattı (Ramazan 825 / Ağustos 1422). Murad İstanbul'a son bir genel taarruz yaptı, şehri kuşatmaya devam edecek bir kuvvet bırakıp Edirne'ye gitti. Murad'ın başarılarından endişeye düşen Karaman ve Germiyanoğullarına İsfendiyar Bey de katılıp saldırıya geçti, Rumeli'de Çandaroğulları'nın müttefiki olan Eflak beyi aynı anda harekete geçti, Venedik ile Macaristan da bu ittifakta yerini aldı. İnalcık'a göre Küçük Mustafa vakası, aslında Murad'a karşı yapılan genel saldırı hareketinin bir yönüdür.

Bursa'yı kuşatan Mustafa, Murad'ın gönderdiği Mihaloğlu kuvvetleri karşısında kaçıp İstanbul'a sığındı, imparatorla görüşüp Silivri'ye geçti, Rumeli askerleri karşısında yine kaçıp Kocaeli'ne gitti. İznik ona kapılarını açtı, Bursa ovasının bir kısmı da onun eline geçti ve Anadolu'nun önemli bir bölümü ona itaat etmiş göründü. Bursalılar bir yandan Murad'a imdatçı gönderdiler, bir yandan Ahî Yâkub ile Ahî Kadem'i Mustafa'nın lalası Şarabdâr İlyas Bey'e yolladılar; bu iki kişi İlyas Bey'i Bursa kuşatmasından vazgeçirdi.

Amasya açısından çarpıcı bir ayrıntı vardır. Murad, lalası Yörgüç'ün ısrarıyla Bursa'ya gitmeye karar verdi. Amasya'da kendisine yol gösteren lala, taht kavgasının en sıkışık anında da yanındadır. Önce Mihaloğlu gönderildi, ardından Murad kendisi Bursa'ya gelip İznik'i kuşattı. Kış yaklaşırken Mustafa'nın kuvvetleri dağılmıştı, İlyas Bey'e Anadolu beylerbeyiliği verilerek kazanılmıştı ve halk yeniden Murad'a dönmüştü. Mihaloğlu İznik'i kuşatırken, bir çıkış hareketi sırasında içeri dalıp ağır yaralandı; şehir ele geçince yağmalandı. İlyas Bey'in getirip teslim ettiği Mustafa idam edildi (9 Rebîülevvel 826 / 20 Şubat 1423).

Murad hemen ardından Taraklıborlu'ya kadar ilerleyen İsfendiyar Bey kuvvetleri üzerine yürüyüp onları dağıttı. Küçük Mustafa'yı Bursa'ya gönderen Karamanlılardan Mehmed Bey, Antalya'yı kuşattığı sırada kaleden atılan bir top güllesiyle vurularak öldü (Safer 826 / Ocak 1423). Murad, Karaman tahtı için çıkan iç mücadeleden yararlandı ve tahta çıkmasına yardım ettiği İbrâhim Bey'e bir antlaşma imzalattı: Karamanoğlu 1421'de babasının aldığı Hamîd-ili'ni bıraktı ve Osmanlı tâbiliğini kabul etti. Genç sultan daha ilk iki yılında kardeşini idam ettirmişti. Bu, Osmanlı hanedan hukukunun acı yüzüdür ve aynı mesele saltanatın sonunda yeniden karşımıza çıkacaktır. Aynı yıl Yörgüç Paşa da Rum beylerbeyiliğine tayin edildi (826/1423). Onun yıldızı, Şehzade Murad'ın tahta çıkmasıyla parlamıştır.

Yörgüç Paşa ve Rum Beylerbeyliği

Beylerbeyliğinin ilk yıllarında Kızılkocaoğulları adı verilen, dört kardeşin emrindeki çetelerle uğraştı. Amasya ve Tokat taraflarında yol keserek soygunculuk yapan, zaman zaman şehirlere kadar gelip halka zarar veren bu beylere Akkoyunlu Karayülük Osman Bey'in, Dulkadıroğlu Hasan Bey'in ve Bayındıroğlu Halil Bey'in yardım ettiği anlaşılmaktadır. Yörgüç Paşa bu âsileri itaat altına aldı. Ardından bölgede bağımsız hareket eden öteki beylerle mücadeleye girişti; Kocakayası hâkimi Haydar Bey ile Canik hâkimi Alparslan oğlu Hüsâmeddin Hasan Bey'in itaati sağlandı. Hasan Bey'i yakalayıp Bursa'ya padişahın yanına gönderen paşa, Tâceddinoğulları'nın elindeki Ordu ve Çarşamba civarını da Osmanlı idaresine kattı (1427).

Bu dönemde Timurlu Şâhruh'la yaptığı savaşı kaybeden Karakoyunlu Hükümdarı İskender Mirza, Murad'ın muvafakatiyle kışı geçirmek üzere Tokat'a yerleşmişti. Baharla birlikte Karakoyunlu askerleri çevreyi yağmalayıp talan etmeye başlayınca Yörgüç Paşa durumu padişaha bildirdi, Anadolu Beylerbeyi Timurtaşoğlu Umur Bey Tokat'a gönderilince Karakoyunlular bölgeyi terk etti. Orta Anadolu'da huzuru sağlamayı başaran Yörgüç Paşa'ya vezaret rütbesi verildi. Adına para basılmasına izin verildiği ve bu akçelere "Yörgüç Paşa akçesi" denildiği yolundaki bilgiler ise şüphelidir.

Selanik, Venedik ve Bizans ile Savaş ve Barış

Eflak beyi, Macar yardımıyla Tuna geçitlerinden saldırmıştı; Murad'ın Anadolu'daki başarılarını öğrenince iki oğlunu rehine gönderip barış istedi. Bizans'a baskı sürüyordu: Cemâziyelâhir 826'da (Mayıs 1423) Turahan Bey Hexamilion (Germe) surunu zaptederek Mora'ya girdi ve Selanik kuşatma altına alındı. Venedik, Bizans'ın ümitsiz durumundan yararlanıp bir anlaşmayla Selanik'in idaresini devraldı (826/1423 yazı), böylece yeni bir bunalım çıktı. Venedik, Osmanlıların Selanik işgalini tanıması için yıllık haraç (1500-2000 duka) teklif ediyor, öte yandan Pietro Loredano komutasında donanmasını Gelibolu'ya gönderiyor, İzmir Beyi Cüneyd, Eflak beyi ve Macar kralıyla genel bir saldırı için ittifak hazırlıyordu. Osmanlılar İstanbul'un da Venediklilere teslim edileceğinden endişe etti. Cenevizlilerin aracılığıyla Murad Bizans imparatoruyla barış imzaladı (21 Rebîülevvel 827 / 22 Şubat 1424). İmparator yıllık 300.000 akçe haraç ödemeyi, Silivri ve Terkos hisarları hariç Marmara, Ege ve Karadeniz kıyılarında 1402'den sonra aldığı yerleri geri vermeyi kabul etti.

İzmir Beyliği'ni ve Aydın-ili'ni ele geçiren, ancak Osmanlı tâbiliğini reddeden Cüneyd, Anadolu beylerini ve Bizans'ı tahrik etmeyi sürdürdü, Venedik'le de ilişkiye girdi. 828'de (1425) Anadolu beylerbeyliğine tayin edilen Hamza Bey, Halil Bey komutasında bir kuvvet gönderdi; Cüneyd Akhisar civarında Gülnas'ta yenildi, İpsili Kalesi'ne sığındı ve teslim olmak zorunda kaldı. Osmanlılar o yıl yalnız İzmir ve Aydın-ili'ni almakla kalmadı, Menteşeoğulları'nın ve Hamîdoğulları'nın Teke'deki kolunun topraklarını da ilhak etti. Aynı sıralarda Venedikliler, Bayezid'in oğlu olduğu iddia edilen bir Düzme Mustafa daha çıkardılar. 828 (1425) baharında Selanik'ten yola çıkan bu kişi Venedik donanmasıyla işbirliği yaptı ve Kassandra ile Kavala Venediklilerin eline düştü. Osmanlı-Venedik savaşı (1425-1430) böyle başladı. Ertesi yıl Osmanlılar kayıplarını telafi etti, Selanik'ten yeniden çıkan Mustafa'ya Pazarlı ve Sarıca beyler karşı koydu. Savaş Arnavutluk'a da yayıldı ve Osmanlılar Venedik'e ait Draç'ı kuşattı. Venedik ile Macarlar arasında Osmanlılara karşı ittifak görüşmeleri de bu sırada, Ekim 1425'te başladı.

Murad Rumeli'de Tuna meselesiyle uğraşırken Karamanoğlu, Macar kralıyla ilişki kurup Anadolu'da harekete geçti, Beyşehir'i işgal etti ve Şarabdâr İlyas'ı esir aldı (Âşıkpaşazâde'nin kaydı). Rumeli'den ayrılamayan padişah Hamîd-ili'ni Karamanlılara bırakmak zorunda kaldı. Venedik de Kıbrıs Kralı Janus aracılığıyla Karamanlılarla bir ittifak için temasa geçti. Doğuda ise Şâhruh'un büyük bir orduyla Anadolu'ya doğru yürüdüğü haberi, Timur devrinde olduğu gibi bütün Hıristiyan âleminde sevinçle karşılandı. Venedik 1429'da savaşı şiddetlendirdi; Ağustos'ta Amiral Pietro Mocenigo Gelibolu Limanı'na saldırdı, limanı kapatan duvarı yıktıysa da burayı alamadı ve Gelibolu karşısında beş gemi bırakarak çekildi.

Sonunda Selanik meselesi çözüldü. Murad 1429 kışı boyunca hazırlıklarını tamamlayıp Cemâziyelevvel 833'te (Şubat 1430) bütün ordusuyla Selanik üzerine yürüdü; Beylerbeyi Hamza komutasındaki Anadolu kuvvetleri de katıldı. Venedik donanması yetişmeden, 4 Receb'de (29 Mart 1430) sabaha karşı yapılan genel taarruzla kale alındı. Şehrin düştüğü sırada Venedik Amirali Morosini Epir sahillerinde oyalanıyordu. Haberi alınca Senato Arnavutluk'taki toprakları için de korkmaya başladı; Şâhruh'un Azerbaycan'da bulunduğu bilgisi gelince Selanik'i geri alma ümidine kapılıp saldırı emri gönderdi. Morosini Gelibolu'ya gelerek Emîr Süleyman Burgazı denilen hisarı kuşattı, Osmanlılara önemli kayıplar verdirdi ve boğazlarda her türlü askerî ve ticarî gidiş gelişi durdurdu. Hamza Bey bunun üzerine Lapseki'de ilk barış kararlarını imzaladı (Şevval 833 / Temmuz 1430; tasdik 15 Zilhicce 833 / 4 Eylül 1430). Selanik ve çevresindeki Osmanlı hâkimiyeti tanındı, Arnavutluk'taki şehirler ile İnebahtı'da Venedik hâkimiyeti yıllık 236 duka haraç karşılığında kabul edildi, boğazlarda Türk gemilerine serbest geçiş sağlandı.

Arnavutluk Meselesinin Başlangıcı

Venedik Murad'la barış yapınca hemen Ceneviz'e karşı savaşa girdi; Osmanlılar eski müttefiklerine erzak ve gemi vererek yardım etti, Osmanlı-Venedik ilişkileri bozuldu ve savaşın yeniden başlama tehlikesi belirdi. Ama Osmanlılar o sırada Arnavutluk'ta önemli sorunlarla karşılaştığı için Venedik'in tarafsızlığı büyük önem kazandı. Osmanlılar Arnavutluk'un güney ve merkez kısımlarında kendi idarelerini kurmuş, kuzeyde ve dağlık bölgelerde kabilelere dayanan Arnavut beylerini haraçgüzar tâbiler olarak bırakmıştı. Bunların en kuvvetlisi, Akçahisar (Kruya) kuzeyinde Yuvan-ili'nde hâkim olan İvan (Yuvan) Kastriota idi. Diğer Arnavut beyleri gibi o da yıllık tahsisat vaadi alınca Venedik tarafına dönmekten çekinmedi; 1428'de Venedik himayesine girdi ve oğlu İskender Bey bir Osmanlı beyi sıfatıyla Venedik arazisine saldırırsa bundan kendisini sorumlu tutmamalarını rica etti. Selanik'ten sonra Yuvan-ili'ne gelen Osmanlı kuvvetleri onu yeniden boyun eğdirdi. Rumeli Beylerbeyi Sinan, Epir'de Toccolar arasında çıkan anlaşmazlıktan yararlanarak Yanya ve havalisini ilhak etti ve Carlo Tocco, despotluğun kalan kısmında (merkezi Arta) Osmanlılara yıllık haraç ödemeyi kabul etti (1430).

Osmanlılar bu fetihten hemen sonra bölgede 1431-32'de yeni bir tahrir yaptı. Köyler timar olarak dağıtılırken direnişle karşılaşıldı; âsilere karşı hareket eden Evrenosoğlu Ali Bey bir boğazda pusuya düşürülüp ağır kayıp verdi. Osmanlılar isyanı Venediklilerin tahrik ettiğini tahmin edip uyarıda bulundu, Murad bizzat Serez'e gidip harekât sahasına yakın durmak istedi (1432-33 kışı) ve isyan bastırıldı. Venedik Senatosu âsilere yardım edilmemesi için Arnavutluk'taki makamlara emir göndermişti. Dağlara sığınan âsi senyörler bu kez Macar kralıyla ilişkiye girdi; kral Balkanlar'da Osmanlılara karşı yeni bir müttefik bulduğuna inanarak onları teşvik etti ve 1435'te yanında bulunan, Kosova'da idam edilen Şehzade Yakub'un oğlu Dâvud Çelebi'yi gizlice Arnavutluk'a soktu. Osmanlıları yarım yüzyıl uğraştıran Arnavut meselesi böylece ortaya çıkmış oldu.

Selanik'in fethi Murad'a Balkanlar'da Yıldırım Bayezid'in imparatorluğunu yeniden kurmuş sayılabilecek bir konum sağladı. Eflak ve Sırbistan sıkı tâbilik altındaydı, Arnavutluk ve Epir'de Osmanlı hâkimiyeti yerleşmişti, Bosna kralı, Arta ve Mora despotları ile Bizans imparatoru haraç ödüyordu; Venedik bile elinde tuttuğu yerler için haraç veriyordu. Bizans ve Sırp despotluğu Fetret devrinde Osmanlılardan aldıkları yerleri geri vermişlerdi. 1432'de Edirne'ye gelen gezgin Bertrandon de la Broquière padişahın gücünü şöyle anlatır: "Bana söylendiğine göre o, savaştan hoşlanmaz. Bana da öyle görünüyor; zira elindeki kuvvetleri ve büyük geliri kullanmak istediği takdirde, hıristiyan âleminden gördüğü az mukavemet göz önüne alınırsa Avrupa'nın büyük bir kısmını fethetmek onun için işten değildir." Aynı gezgin başka bir yerde Osmanlı padişahının, bildiği hükümdarlar arasında tebaası tarafından en çok itaat gösterilen hükümdar olduğunu yazar.

Tuna Boyu: Eflak, Sırbistan ve Macarlar

1421'den beri Eflak ve Sırbistan üzerinde Macar nüfuzu kuvvetlenmişti ve Murad bu iki memlekette yeniden Osmanlı hâkimiyetini kurmaya çalıştı. Macar himayesindeki Eflak Beyi II. Dan'ın yerine Radu'yu getirmek için Osmanlı uç kuvvetleri 827'de (1424) harekete geçti ve Macar Kralı Sigismund Orşova'ya geldi. Osmanlılar 1426'da Dan'ı ve Macar komutanı Pippo'yu bozguna uğrattı. Bir Sırp kaynağına göre Sofya'ya gelen Murad Vidin'den Tuna'yı aşıp Macarlara önemli kayıplar verdirmiştir.

Sırp Despotu Stefan Lazareviç, İşkodra, Drivasto ve Dulcigno gibi limanları zaptetmiş olan Venedik'e karşı 1421'den beri savaş hâlindeydi, bu yüzden Murad'la dostluğa önem veriyor, Arnavutluk'taki Osmanlı uç beyleri de ona yardım ediyordu. Ne var ki Stefan Venedik'le bir antlaşma yaptı (12 Ağustos 1423) ve bunu 1426'da tasdik etti. Her yıl Macar kralının yanına gitmesi ve Osmanlılara tâbiiyetini unutmuş görünmesi Edirne sarayının gözünden kaçmıyordu. 1426'da Sırbistan'a giden Osmanlı elçisi despotun Macaristan'dan dönmesini bekledi, ama kabul edilmedi. Bunun üzerine Sofya'da bulunan Murad bir ordu göndererek Alacahisar'a (Kruševac) kadar memleketini yağmalattı. Despot hemen elçi gönderip Alacahisar'a kadar olan yerleri terk edeceğini, her yıl haraç vereceğini, Macarlar ya da kendisi tarafından Osmanlı topraklarına tecavüz edilmeyeceğini bildirdi. Osmanlılar da Bosna'ya karşı kendisine yardım etmeyi kabul etti. Stefan Srebrenica'ya (Srebrenik) yürürken Osmanlı uç kuvvetleri güneyden Bosna'ya girip Hırvatistan'a kadar ilerledi (1426 yazı).

Stefan 19 Temmuz 1427'de öldü. Despotluğu yeğeni Curac Brankoviç'e (Osmanlı kaynaklarında Vılkoğlu) bıraktı; Murad ise Olivera'nın Yıldırım Bayezid'le evliliğini öne sürerek kendisinin meşru vâris olduğunu söyledi. Stefan'ın ölümü Sırbistan üzerindeki Osmanlı-Macar mücadelesini birdenbire şiddetlendirdi. Sigismund Belgrad'ı işgal etti, Osmanlılar Alacahisar'ı, Tuna üzerindeki Güvercinlik (Golubac) Kalesi'ni ve Macar adasını aldı. O kış Sigismund Güvercinlik'i kuşattıysa da Vidin uç beyi Sinan'ın baskını üzerine geri çekildi; kuvvetlerinin önemli kısmı Tuna'da boğuldu veya esir düştü. Yeni despot Vılkoğlu elçi göndererek Stefan'la padişah arasında yapılmış antlaşmayı yeniledi ve kızını padişaha vermeyi kabul etti. Eflak'ta da Osmanlılar üstün geldi. Sigismund 1427 ilkbaharında Dan'la birlikte yeniden Eflak'a girip Yergöğü'nü almıştı, ama ertesi yıl Osmanlı hücumları yüzünden Dan padişaha sadakatini bildirdi. Bunun ardından Murad ile Macar kralı arasında üç yıllık bir ateşkes imzalandı (831/1428).

Kızın adı Mara'dır. Despot 1433'te Mara'yı büyük bir çeyizle (400.000 duka) Edirne'ye gönderdi; oğlu Gregor da uç beyi İshak Bey'le İşkodra'ya kadar ilerleyip Venediklilere karşı Zeta'da eski iddiaları gündeme getirdi. Bazı kaynaklar evliliği 1435'e yerleştirir ve bu tarih farkı kaynaklarda açıkça durmaktadır. Mara Hatun hiç Müslüman olmadı, çocuğu olmadı ve Murad'ın ölümünden sonra uzun yıllar yaşadı (yaklaşık 1420 - 14 Eylül 1487).

1431'de Macarlarla mütareke sona ermişti. Sigismund'un elçisi, kralın Bosna, Sırbistan, Eflak ve hatta Tuna Bulgaristanı üzerindeki üstün hâkimiyetinin resmen tanınmasını istedi ve Murad bu talepleri sert biçimde reddetti. Kralın yanında Murad'a karşı kullanılmak üzere taht iddiacıları toplandı: Osmanlı şehzadesi Dâvud Çelebi, Yanya üzerinde hak iddia eden Memnon Tocco ve Bulgar tahtını isteyen Frujin. 1434'te Bosna Kralı II. Tvrtko ile Sırp Despotu Vılkoğlu Curac Brankoviç de Sigismund'un yanına geldi. Despotun Osmanlılara bu kadar bağlı göründüğü bir sırada Macarlara katılmasının sebebi tam olarak belli değildir; bunda defterdar Kadı Fazlullah'ın önemli etkisi olmuş görünür. Semendire'yi inşa ve tahkime izin vererek Sırp despotuna yumuşak davrandığı ileri sürülen Saruca Paşa azledilmiş, fetih ve savaş taraftarı Fazlullah devletin siyasetine hâkim olmuştu. Kral Tvrtko'nun toprakları da Osmanlı akınlarına uğramıştı. 1435'te Eflak'ta sadık bir Osmanlı tâbii olarak ölen Aldea'nın yerine Macar yardımıyla I. Vlad Drakul geldi. Murad dengeyi yeniden kurmak için uç beylerini Eflak ve Erdel üzerine gönderdi (1436), fakat Anadolu'da durum yeniden karıştığından harekâta devam edilemedi.

Şâhruh, Memlükler ve Doğu Dengesi

Doğuda Timurlu hükümdarı Şâhruh'un büyük orduyla Anadolu'ya yürümesi Timur devrindeki korkuları hatırlattı. Şâhruh'un karşısında Karakoyunlular ile Memlükler yer alıyordu. Malatya ve Divriği'ye kadar Anadolu içine sokulmuş olan Memlüklerin de belli bir Anadolu siyaseti vardı: Dulkadırlıları ve Karamanoğullarını kendi himayelerinde tutmak, Osmanlıların birleştirme ve doğuya genişleme siyasetine karşı koymak istiyorlardı. 1429'da Şâhruh ikinci kez büyük ordusuyla batıya yürüyünce ortak tehlike karşısında Osmanlı-Memlük ilişkileri dostane bir hâl aldı. Şâhruh'un Selmas'ta Karakoyunlu kuvvetlerini perişan etmesi (17-18 Eylül 1429) Anadolu ve Suriye yolunu önüne açmıştı ve bu durum Memlükler gibi Osmanlıları da kaygıya düşürdü; Şâhruh'un Azerbaycan'dan Herat'a dönmeye karar vermesi onlara rahat bir nefes aldırdı.

Murad, Şâhruh'a karşı onun ölümüne (850/1447) kadar mutedil bir siyaset güttü, Timurlular'ı tahrik etmedi, daima bağlılığını teyit etti. Zilhicce 838'e (Temmuz 1435) doğru Şâhruh, Karayülük ve oğullarına, Dulkadırlı Nâsırüddin Mehmed'e, Karamanoğlu İbrâhim Bey'e ve Murad'a hilatler göndererek kendi memleketlerinde onun naipleriymiş gibi bu hilatleri giymelerini istedi. Osmanlı sultanının hilati giymesi ve Şâhruh'a tâbi görünmesi Mısır sultanını rahatsız etti, çünkü Timurlulara karşı Anadolu'da en güvenilir güç Osmanlılardı. Bu sırada Karakoyunlu İskender'i takip eden Timurlular Osmanlı sınırında durdular; Tokat'a sığınan İskender bir süre orada kaldı ve 1436 baharı gelince Osmanlılar bu tehlikeli misafirden bir an önce kurtulmanın yoluna baktı. Şâhruh bütün Anadolu hükümdarlarına İskender'i kendi topraklarına kabul etmemeleri uyarısında bulunmuştu. Altın Orda Hanı Uluğ Muhammed Han da Murad'a bir mektup göndererek Toktamış ile Bayezid arasındaki dostluğu anıyor ve Eflak Beyliği'ni ortadan kaldırmak için birleşme teklif ediyordu (1428).

Karaman Seferi ve Amasya Beylerbeyi Yörgüç Paşa (1436-1437)

Bu bölüm Amasya açısından özellikle önemlidir. Şâhruh tehlikesi kalkınca Osmanlılar, Kayseri'yi ele geçirmiş olan Karamanoğlu'na karşı Dulkadırlıları desteklediler. Cemâziyelâhir 840'ta (Aralık 1436) Karaman kuvvetleri Amasya Beylerbeyi Yörgüç Paşa'yı sıkıştırdı. Murad Dulkadırlılarla birlikte doğudan ve batıdan Karaman ülkesine saldırdı. Tokat'tan gelen bir Osmanlı ordusu Dulkadırlı Süleyman'la birlikte Kayseri'yi kuşatırken Murad Rumeli ve Anadolu kuvvetleriyle Akşehir'e girdi (Ramazan 840 / Mart 1437). Karaman kuvvetleri yenildi; Konya, Beyşehir ve bütün Hamîd-ili ele geçirildi. Taş-ili'ne sığınan İbrâhim Bey orada da takip edildi. İbrâhim Bey, Mevlânâ Hamza'yı ve Murad'ın kız kardeşi olan karısını göndererek barış istedi. Murad Konya halkını Karahisar'a sürmekten vazgeçtiğini bildirdi ve Hamîd-ili arazisini yanındaki Îsâ'ya, yani İbrâhim'in kardeşine verdi (muahede Zilkade 840 / Mayıs-Haziran 1437). Îsâ Bey kardeşine karşı başarılı olamayıp öldürüldü ve Osmanlılar Akşehir, Beyşehir ve yöresini ellerinde tuttular. Murad'ın doğup sancakbeyliği yaptığı Amasya böylece onun saltanatında da bir doğu karakolu olarak görünür ve bu karakolun başındaki beylerbeyi, bir zamanın lalasıdır.

Macaristan Seferi, Semendire ve Belgrad

Sigismund 9 Aralık 1437'de öldü. Bu, Murad'a üç yıl içinde Sırp Despotluğu'nu tamamıyla ortadan kaldırma ve Eflak'ta hâkimiyet kurma imkânı verdi. Eflak Beyi Drakul, oğullarını Edirne'ye rehine getirip tâbiiyet kabul etti. Ertesi yıl Murad büyük bir orduyla bizzat Macaristan'a sefere çıktı; Tuna'yı aşarak Erdel'in merkezi Zibin (Sibiu) önüne geldi, on beş gün kadar burayı kuşattı, akıncılar gönderdi, Eflak'a girip Edirne'ye döndü. Bu seferde Macarlardan hiçbir karşılık görmedi. Drakul ile Vılkoğlu Edirne'ye çağrıldılarsa da gelmediler.

Şevval 842'de (Mart 1439) Murad Sırbistan'ı ele geçirdi ve despotun merkezi Semendire'yi zaptetti (16 Rebîülevvel 843 / 27 Ağustos 1439). Vılkoğlu daha önce burayı oğlu Gregor'a bırakıp Macaristan'a kaçmıştı. Segedin'de küçük bir orduyla bekleyen yeni Macar Kralı Albert hiçbir yardımda bulunamadı. Aynı yıl Üsküp uç beyi İshak Bey oğlu Îsâ Bey komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Bosna kralının merkezi Yayça'yı (Jajce) almaya çalıştı ve Kral II. Tvrtko yılda 2500 altın haraç vermeyi kabul etti.

844'te (1440) Murad, Sırp mirasının Macarların elinde kalan kuvvetli noktası Belgrad Kalesi'ni almaya çalıştı. Altı ay süren kuşatma sonuç vermedi. İlk defa Türklere karşı kullanılan tüfek ateşi bu başarısızlığın etkenlerinden biri görünmektedir. Aynı yıl Rumeli Beylerbeyi Şehâbeddin Şahin Paşa önemli gümüş madeni merkezi Novoberda'yı (Novo Brdo) aldı.

Belgrad başarısızlığı Murad için bir dönüm noktası oldu. Îsâ Bey Bosna'dan çıkarıldı, Macarlar Yanko (Hunyadi János) komutasında Osmanlı kuvvetlerine karşı başarılı harekâtta bulundu (1441). Sırbistan uç beyi Mezid Bey pusuya düşürüldü, ertesi yıl Şehâbeddin Paşa'nın ordusu Ialomița'da baskına uğrayıp dağıtıldı. Bu yenilgiler Hıristiyan âleminde Türklere karşı bir haçlı seferi açma şevkini artırdı ve Yanko'nun zaferi Venedik'te büyük merasimle kutlandı.

Bizans, Floransa Konsili ve 1443 Karaman Seferi

Osmanlı baskısı altındaki Bizans da yeni ümitlere kapılmıştı. İmparator 1437'de yüksek Ortodoks rahiplerini yanına alıp Avrupa'ya gitmiş, Floransa Konsili'nde kilise birliğini imzalamış ve bir haçlı seferi planlamıştı. Osmanlılar bunu kaygıyla karşıladı; imparator İstanbul'a döner dönmez Murad elçi gönderip güvence istedi (Bizanslı tarihçi Ducas'ın anlattığına göre). 1442'de imparatorun temsilcisi Janaki Torzello İtalya ve Macaristan saraylarına giderek haçlı tasarısının bir an önce uygulanması için faaliyet gösterdi. Bizans imparatoru Karamanoğlu ile de temastaydı.

Erdel'deki bozgun haberini alan Karamanoğlu İbrâhim Bey Akşehir ve Beyşehir üzerine yürüdü (1443). Murad hemen kapıkulu askeriyle harekete geçti. Kayıtta şöyle denir: "Diğer taraftan Amasya kuvvetleriyle şehzade Alâeddin yürüdü." Osmanlılar Konya ve Lârende dahil Karaman-ili'ni yağma ve tahrip etti; fakat Rumeli'deki durumu göz önünde tutan Murad barış imzalayıp Edirne'ye döndü. Amasya hafızası için kritik olan cümle budur: şehzade Alâeddin Ali, babasının doğduğu şehrin askerlerinin başındaydı.

Alâeddin Ali Çelebi'nin Ölümü

Hunyadi, Osmanlı ordusunun sonbaharda dağılacağını bilerek, yanında Sırp despotu ve yeni Macar Kralı Ladislas olduğu hâlde Tuna'yı aştı (Receb 847 / Ekim 1443). Rumeli kuvvetlerini bozdu, Niş ve Sofya'yı aldı, Meriç vadisine yol veren son Balkan geçitlerine dayandı. Murad onları Zlatitsa (İzlâdi) Geçidi'nde karşılayıp durdurdu (1 Şâban 847 / 24 Kasım 1443). Macarların Balkan içlerine kadar ilerlemesi Batı'da olduğu gibi Balkanlar'da ve Anadolu'da da yeni hareketlenmelere yol açtı. İskender Bey kaçıp Arnavutluk'a koşmuş, isyanı alevlendirmişti, Güney Arnavutluk'ta Araniti yeniden faaliyete geçmişti.

Bu sırada Murad'a çok sevdiği, güvendiği oğlu Alâeddin Ali Çelebi'nin Amasya'da öldüğü haberi geldi. Haber Murad'ı çok sarstı. Alâeddin'in Manisa ve Amasya valisi olduğu, 1443 Karaman seferine katıldığı ve dönüş yolunda attan düşerek öldüğü de anlatılır; yani ölüm yeri konusunda kaynaklar ayrışır (Amasya'da ya da seferden dönüşte). Ölüm yılı iki anlatımda da 1443'tür, ayı bazı kaynaklar Haziran olarak verir. Alâeddin'in Bursa'da babasının yanında, Muradiye Külliyesi'nde yattığı bellidir.

Murad, Macarlara karşı gerektiği gibi savaşmayıp dağılıp giden uç kuvvetlerinin büyük beyi Turahan Bey'i yakalatıp Tokat'a hapse gönderdi. Devletin siyasetini yöneten Çandarlı Halil Paşa her yönde fedakârlıkla barışı sağlamaktan başka çare görmüyordu. Karamanlılar 1444 baharında Sivrihisar, Beypazarı, Ankara ve Karahisar'a kadar ilerlemiş, Akşehir ve Beyşehir bölgesini işgal etmişti.

Edirne Barışı, Yenişehir ve Tahttan Çekiliş

Murad 1444 Ocağı'nda Macarlarla mütareke için temas kurdu; Sırp despotunun kızı Mara Sultan bunda önemli rol oynadı. Macar kralı, Yanko ve despotun elçileri Edirne'ye gelerek anlaşma yaptılar (24 Safer 848 / 12 Haziran 1444). Sırp Despotluğu 1427'de Stefan'ın ölümündeki hâliyle (Güvercinlik dahil) Vılkoğlu'na geri verilecek, iki taraf Tuna'yı aşmayacak, Bulgaristan üzerinde padişahın hâkimiyeti tanınacak, Eflak beyi tâbi kalıp vergi verecek, ama padişahın yanına gitme yükümlülüğünden affedilecekti. Kimi kaynaklar bu barışa "Segedin Antlaşması" der; kralın Segedin'de yemin ettiği, sonra bu yeminin bozdurulduğu anlatılır.

Barışı sağlama bağladığına inanan Murad kapıkulu ile Karamanlılara karşı Anadolu'ya geçti. Karaman'ı istilaya girişmeyip Bursa Yenişehir'de İbrâhim Bey'in elçileriyle bir "sevgendnâme" imzaladı. İbrâhim Bey, Murad Bey'e ve oğlu Mehmed Bey'e her yıl oğlunu bir kuvvetle göndermeyi taahhüt ediyordu; Murad da 1438'de aldığı yerleri (Beyşehir, Seydişehir, Oklukhisarı, Akşehir) İbrâhim'e geri verdi. Böylece batıda ve doğuda aldığı önemli yerlerden çekilmiş oluyor, ama devleti tehlikeli durumdan kurtarıp her tarafta barışı sağladığına inanıyordu.

Bu inançla Cemâziyelevvel 848'de (Ağustos 1444) Mihalıç'ta kapıkulu ve beyler önünde oğlu II. Mehmed lehine resmen tahttan indi ve Bursa civarında zühd ve takva hayatına çekildi. İnalcık'a göre son olaylar, büyük oğlunun ölümü ve uç beylerinden gördüğü muhalefet bu karara sevk etmiş olmalıdır. Başka bir yorum bunu art arda gelen oğul kayıplarının yarattığı yorgunluğa bağlar. Murad'ın iç dünyasını bilemeyiz, yalnızca bu yorumların kaynaklarda bulunduğunu söyleyebiliriz. İnalcık, çağdaş kaynakların onu "duygusal, iyi kalpli, tasavvufa, sanata ve ilme meraklı olduğu kadar azimli" bir şahsiyet olarak anlattığını, ama eğlenceye ve işrete fazla düşkün olduğunu da yazar; Osmanlı takvimlerinden Rum ve Arap tarihlerine kadar bütün kaynaklar bu noktada birleşir. Son felaketlerin bu kusurları halk ve asker arasında daha göze batar hâle getirmiş olabileceğini de ekler.

On İki Yaşında Bir Padişah ve Haçlı Tehdidi

Tahtını on iki yaşında bir çocuğa bırakarak çekilmesi devleti ağır bir bunalıma sürükledi. Çandarlı Halil Paşa büyük kudret kazandı; diğer vezirler, bilhassa Şehâbeddin ile Mehmed'in lalaları Zağanos ve İbrâhim ona karşı cephe aldı. Bizans imparatoru, Venedik, papalık ve Yanko darbeyi vurmanın tam zamanı olduğunu düşündü. Murad despota topraklarını iade ettiği ve antlaşma maddelerini yerine getirdiği hâlde onlar Macar kralına Segedin'de verdiği yemini bozdurdular ve 4 Ağustos 1444'te kral Türklere karşı haçlı seferine çıkacağını teyit etti.

Edirne'de halk telaşlandı, ileri gelenler Anadolu'ya kaçmaya başladı. O yaz saltanat iddiacısı Orhan Çelebi, Rumeli'yi ayaklandırıp tahtı küçük Mehmed'in elinden almak üzere İstanbul'dan çıkıp İnceğiz'e geldi; tutunamayıp Dobruca'ya çekildi, Şehâbeddin Paşa'nın sıkı takibiyle başarısız biçimde İstanbul'a kaçtı. Macarların Tuna'yı aştığı gün Edirne'de hurufî katliamı yapıldı ve bedestenle birlikte 7000 evi kül eden büyük bir yangın çıktı. 4-8 Cemâziyelâhir 848'de (18-22 Eylül 1444) Tuna'yı aşan Macar-Eflak ordusu Kuzey Bulgaristan üzerinden Varna civarına kadar sokuldu. Kuvvetli bir Venedik donanması da Gelibolu Boğazı'nı kesmişti; Sırp despotu tarafsız kaldı.

Edirne'de savunma hazırlıkları sürerken Murad'a adam gönderildi. Kırgın hükümdar gelmek istemedi, ısrar üzerine harekete geçti ve süratle Edirne'ye yetişti. Şehâbeddin ile Zağanos onu Edirne'de bırakıp II. Mehmed'i ordunun başına geçirmek istediler. Halil Paşa'nın ısrarıyla Murad başkomutan olarak yola çıktı, Mehmed ise resmen padişahlığı koruyordu.

Varna: 10 Kasım 1444

Varna Meydan Savaşı 28 Receb 848'de (10 Kasım 1444) yapıldı. Macar kralının ağır süvari kuvvetleriyle yaptığı şiddetli taarruz başlangıçta başarılı oldu, Osmanlı hatları dağıldı, Macarlar Murad'ın karargâhına çok yaklaştı. Murad'ın geri çekilmesine Dayı Karaca Bey engel oldu ve asker padişahın bayrağı etrafında yeniden toplandı. Kral Ladislas yeniçeriler tarafından sarılıp atından düşürüldü, başı kesildi; Osmanlıların karşı saldırısı zaferle sonuçlandı. Haçlı ordusunun başkomutanı Yanko güçlükle kaçabildi. Zafer Edirne'ye ve bütün İslam memleketlerine beşâretnâmelerle duyuruldu. Ladislas'ın ölüm koşulları ise tartışmalıdır. Bir Balkan tarihçisine göre bu zafer Bizans'ın kaderini tayin etmiş, Balkanlar'da Türk hâkimiyetini kesinleştirmiştir.

Amasya açısından küçük ama anlamlı bir ayrıntı vardır: Yörgüç Paşa'nın oğullarından Hızır ve Mustafa beyler Varna Muharebesi'nde şehit düşmüştür. Lalanın evlatları böylece Murad'ın en kritik savaşında yanındaydı.

Çandarlı Halil Paşa, Murad'a daima gerçek padişah muamelesi yapıyordu. Murad ise İstanbul'daki taht iddiacısına karşı oğlu Mehmed'in durumunu sarsmak istemedi; Edirne'de kısa süre kalıp Manisa'ya döndü. Aydın, Menteşe ve Saruhan illerinin geliri kendisine tahsis edildi. Varna'dan sonra memlekette nüfuzu ve iktidarı yeniden kurulduğu için Manisa'da bir padişah gibi yaşıyordu.

İkinci Saltanat: 1446

Çandarlı ile rakipleri arasındaki mücadele sertleşti. Zağanos ve Şehâbeddin paşalar Mehmed'i Bizans, Sırp despotu ve Anadolu beylerine karşı sert bir siyasete teşvik ediyor, bu da Murad'ın müdahalesini doğuruyordu. Dış tehlike tamamen geçmemişti: Macarlar Tuna üzerinde harekete geçti, onlarla işbirliği yapan Eflak beyi Yergöğü'nü ele geçirdi, Osmanlı tahtında hak iddia eden Dâvud Çelebi Dobruca'ya çıkarıldıysa da bir şey yapamadı. Sonra bir yeniçeri isyanı patlak verdi. Halil Paşa'nın tahrik ettiği görünen isyan genişledi ve isyancılardan bir kısmı İstanbul'daki taht iddiacısı Orhan'ın yanına gitmekle tehdit etti. İsyan halkın yardımıyla bastırıldı. Bazı kaynaklar isyanın para ayarındaki bozulmayla ilişkili olabileceğini söyler; bu bir olasılıktan öteye gitmez.

Murad'ın yeniden tahta gelmesi devletin iç ve dış güvenliği için gerekli görüldü. Halil Paşa onu gizlice tahta çağırdı. 8 Safer 850'de (5 Mayıs 1446) Manisa'dan acele yola çıktı, sonra belki Edirne'deki isyan yüzünden fikrini değiştirerek Bursa'ya geldi. Ağustos sonlarında oğlunun haberi olmaksızın Rumeli'ye geçip Edirne'ye ulaştı. II. Mehmed'e tahttan babası lehine vazgeçtiği söylendi. Zağanos ve Şehâbeddin paşalar bu değişikliği istemiyordu; onlar Mehmed'le birlikte Manisa'ya gönderildi. İki yıllık aradan sonra Murad yeniden saltanata geçmişti ve Mehmed veliaht sayıldı. Bu iki çekilişin on dört yaşındaki Mehmed üzerindeki psikolojik etkisi hakkında kaynaklar bir şey söylemez.

Mora Seferi ve Hexamilion (1446)

Murad tahta çıkınca önce haçlı taarruzlarına cesaret veren Arnavutluk isyanını bastırmak, Eflak voyvodası ile Mora despotunu itaat altına almakla uğraştı. Mora'ya sefer yaparak 8 Ramazan 850'de (27 Kasım 1446) Hexamilion (Germe) suru önünde göründü. Surlar ele geçirilip yıkıldı (21 Ramazan / 10 Aralık). Akıncılar yarımadanın her tarafına yayılırken Murad kendisi Patras ve Klarentza'ya kadar ilerledi, oradan Edirne'ye döndü. Paleologlar yeniden Osmanlı tâbiiyetini tanıdı.

Arnavutluk ve Kosova (1448)

Türklerin yeniden güçlendiğini gören Eflak Beyi I. Vlad Drakul padişahla anlaşmak istedi, ama Yanko tarafından öldürüldü (1447). Papa ve Macar kralıyla ilişki kurup yardım alan İskender Bey, Arnavutluk yolu üzerinde Kocacık Hisarı'nı (Svetigrad) ele geçirmişti. Onun Venedik'le arasının açılması üzerine 1448 yazında Murad büyük bir orduyla Arnavutluk'a geldi ve Kocacık'ı geri aldı. Az sonra Yanko'nun Arnavutluk'a yürüdüğü haberi alındı. Sofya'ya çekilen Murad ordusunu yeniden düzene soktu ve Kosova ovasında Macarları karşıladı.

Üç gün süren çetin muharebeden sonra Macarlar yenildi (18-21 Şâban 852 / 17-20 Ekim 1448). Yanko, 1444'te olduğu gibi ateşli silahlarla takviye edilmiş arabaların himayesinde, yani tabur cengiyle çekilebildi. Sırplar bu defa da Macarlarla işbirliği yapmadı, Karamanlılar Murad'a askerî yardım gönderdi. Yanko Kosova'ya doğru yürürken Eflak Beyi Dan oğlu Vladislav Niğbolu'dan geçip Osmanlı topraklarına saldırmıştı; 1449'da yeni Rumeli beylerbeyi Dayı Karaca Bey Yergöğü'nü geri aldı. Anlatılana göre Hunyadi'nin Plementina tepesinde araba mevzii kurduğunu, Osmanlı süvarisinin Macar sol kanadını sardığını ve Eflak birliklerinin son gün ayrılmasıyla Macar düzeni çöktü; savaşta on altı yaşındaki Mehmed'in babasının yanında olduğunu da ekler.

1450 yazında Murad oğlu Mehmed'i yanına alıp Arnavutluk'a ikinci seferini yaptı. Akçahisar'ı (Kruya) kuşattı, ama Yanko'nun yeniden saldıracağı söylentisi üzerine uzayan kuşatmayı kaldırıp geri çekildi.

Devlet Düzeni: Vezirler ve Uç Beyleri

İnalcık, Murad devrinde gerçek iktidarı merkezde vezîriâzam ile kapıkulunun, eyaletlerde ise uç beylerinin belirlediğini yazar. Rebîülevvel 823 (Mart-Nisan 1420) tarihli Oruç Bey vakfiyesine göre birinci vezir Bayezid, ikinci vezir Çandarlı İbrâhim, üçüncü vezir Hacı İvaz Paşa'ydı. Çandarlılar Rumeli'de Çelebi Mehmed'in rakiplerine hizmet ettikleri için eski nüfuzlarını kaybetmişlerdi; Çelebi Mehmed Bayezid Paşa'ya güveniyordu. Ulemadan olan ve asker üzerinde doğrudan nüfuzu bulunmayan Çandarlı İbrâhim, Hacı İvaz'la birlikte Bayezid Paşa'dan kurtulmayı başardı, vezîriâzamlığı ele geçirdi ve ölümüne (24 Zilkade 832 / 25 Ağustos 1429) kadar bu mevkide kaldı. İkinci vezirliğe geçen Hacı İvaz Paşa da bertaraf edildi. Murad sırasıyla Çandarlı İbrâhim'in, Fazlullah Paşa'nın ve en sonunda Çandarlı Halil'in etkisinde kalmış görünür. Venedik belgelerine göre Ağustos 1428'de İbrâhim Paşa birinci, Mehmed Ağa ikinci vezir, Sinan Bey Rumeli beylerbeyi olarak devletin en nüfuzlu kişileriydi.

Çandarlı İbrâhim'in ardından "Amasyalı Mehmed Ağa (Hoca veya Koca Mehmed Paşa)" vezîriâzam oldu. Şevval 833 (Temmuz 1430) tarihli Murad'ın imaret vakfiyesinde Hoca Mehmed Paşa vezîriâzam sıfatıyla vakfın nâzırı tayin edilmiştir; Mehmed Paşa'nın 5 Ramazan 843 / 9 Şubat 1440 tarihli Bursa vakfiyeleri onu 1440'ta hâlâ vezîriâzam gösterir. Ragusa belgelerine göre Ekim 1431'de Saruca Paşa ikinci, Halil Paşa üçüncü vezirdi. Rum asıllı Saruca Paşa başlangıçta büyük nüfuz kazandı, 1435 veya 1436'da azledildi. O sırada gazâ ve fütuhat siyasetinin ateşli savunucusu Kadı Fazlullah öne çıktı; Fazlullah 1436-37'de divanda vezir olmuş görünür ve Ducas'a göre Murad onu birinci vezir yapmış, o da Sırbistan ve Macaristan'a karşı savaş siyaseti izlemiştir. 1443 başlarında Çandarlı Halil'in birinci vezir, Fazlullah'ın ikinci vezir olduğu tespit edilir. 1443'te vezirler Halil ve Fazlullah paşalarla Fenârîzâde Hasan Paşa idi ve hepsi ulema kökenliydi. Halil Paşa, Mehmed ve Fazlullah paşalar azledildikten sonra 1453'e kadar mevkiini tam yetkiyle sürdürdü. 1446'da Murad, Halil Paşa'nın çabasıyla yeniden tahta çıktığında Saruca Paşa ikinci, İshak Paşa üçüncü vezirdi.

Uç beylerinden Mihaloğlu Mehmed Bey'in ölümünden (1422) sonra Paşa Yiğitoğlu Turahan Bey uç kuvvetlerinin başı oldu; Tırhala ve Yenişehir'i merkez alarak Yunanistan ve Mora'ya yapılan akınları yönetirdi. İkinci uç bölgesi Selanik'e karşı Serez ve Arnavutluk'taki Ergiri idi ve Evrenosoğulları'ndan Ali, Îsâ ve Barak'a aitti; Ali ile Îsâ beyler sırayla Arnavut-ili uç beyi oldu. Üçüncü bölge Üsküp'tü: Paşa Yiğit Bey'den sonra evlatlığı İshak Bey, onun ölümünün ardından oğulları Îsâ ve Mustafa beyler burada hüküm sürdü ve faaliyet alanları Sırbistan ile Bosna'ydı, İshak Bey akınlarını Hırvatistan'a ve Dalmaçya'ya kadar genişletti. Dördüncü bölgenin merkezi Vidin'di ve buradan Sırbistan, Macaristan ve Eflak'a karşı seferler yapılırdı. Niğbolu'da Fîruz Bey'in oğlu Mehmed Bey, Silistre'de Gümülüoğulları faaliyetteydi.

Bu uç sancakları eski Osmanlı geleneğini sürdüren, irsî ve yarı feodal bir yapıya sahipti. Uç beyleri padişaha ve merkezî gücü temsil eden beylerbeyine karşı gelmekten, saltanat iddiacılarını dahi desteklemekten çekinmezdi. Zlatitsa'da Kasım Paşa'ya gerektiği gibi yardım etmedikleri için Turahan Bey'in hapse gönderilmesi, Varna'dan sonra mevkiine iade edilmesi bunun bir örneğidir. Murad uç beylerine hiçbir zaman güvenmedi. Hıristiyan kuvvetlerinin giderek daha fazla ateşli silah kullanması ve Yanko gibi güçlü bir düşmanın ortaya çıkması üzerine uç beyleri kendi zaaflarını anladılar ve merkeze daha sıkı bağlanma ihtiyacı duydular; Murad'dan sonra onların 1420'lerdeki kudret ve nüfuzu tarihe karıştı.

İlim, Tasavvuf ve Kültür Hayatı

Osmanlı ilim hayatı Murad devrinde büyük ilerleme kaydetti. Dönemin kişiliklerinden Molla Yegân müftü ve kadıydı; Fatih devrinin birçok üstadı, Hızır Bey ve Hatibzâde Tâceddin İbrâhim onun yetiştirmelerindendi. Arabistan, Türkistan ve Kırım'dan birçok âlim geldi: Molla Gürânî, Alâeddin et-Tûsî, Şerefeddin Kırîmî, Seydi Ahmed Kırîmî, Bahrü'l-ulûm sahibi Alâeddin es-Semerkandî, Seydi Ali Arabî ve Acem Sinan başlıca adlardır. Çoğu Seyyid Şerîf el-Cürcânî ile Sa'deddin et-Teftâzânî'nin öğrencisiydi ve bu iki üstat arasındaki ilmî tartışma konularını Anadolu'ya getirerek ilim hayatına canlılık kazandırdılar.

Tasavvufa eğilim güçlü biçimde sürdü. Zeyniyye ile Mevleviyye yüksek çevrelerde rağbet gördü, Bayramiyye geniş yayıldı. Murad'ın Hacı Bayrâm-ı Velî müritlerine vergi bağışıklığı tanıması bu tarikatın gelişmesine yardım etti. 1438-1458 arasında esir olarak Türkiye'de kalan Georgius de Hungaria, Murad'ın dervişlerle sıkı ilişkisine değinir ve dânişmendler, dervişler, sûfîler ve hurufîler olmak üzere dört dinî zümreden söz eder. Hacı Bayram halifelerinden Yazıcızâde ailesi Türk kültür tarihinde seçkin bir yere sahiptir. Yazıcızâde Mehmed'in Muhammediyye'si ile Ali'nin Murad'a ithaf ettiği Selçuknâme'si dönemin iki kuvvetli akımını temsil eder: biri tasavvufu, öteki Oğuz geleneğini. Her ikisi de o devir Türkçe nesrinin mükemmel örnekleri sayılır. Hâkim olan Oğuz-Kayı geleneği daha çok pratik bir siyasî amaca, yani Osmanlı hanedanını Timurlular karşısında yükseltmeye ve Türkmen çevrelerinde nüfuz sağlamaya hizmet ediyordu. Birçok eserin Arapça ve Farsçadan Türkçeye çevrilmesi de Osmanlı Türk kültürünün gelişmesi bakımından önem taşır.

İbn Tağrîberdî onu Anadolu hükümdarlarının en büyüğü olarak anar. Hükümdarlığı uzun sürmüş, yükselmiş, haşmet kazanmış ve saadete ermiştir; cihaddan geri kalmayan ama eğlence ve zevke düşkün, halka karşı âdil, cömert ve iyi huylu bir hükümdardır. Eğlence ve çalgı erbabını sevdiği, çalgıcıların her yerden onun yanına akın ettiği, buna karşın bir cihad haberi gelince her şeyi bırakıp kalktığı da aynı kaynakta yazılıdır.

İmar Faaliyeti: Ebü'l-Hayrât

Murad, Bursa'da Simavlılar mahallesinde Muharrem 830'da (Kasım 1426) tamamlanan camisinin etrafında bir zâviye ile bir medrese yaptırdı; bunların 22 Şevval 833 (14 Temmuz 1430) tarihli vakfiyesi günümüze ulaşmıştır. Kendisinin ve oğlu Alâeddin'in türbeleri de buradadır ve bu köşe Murâdiye adını taşır.

Büyük eserlerini Edirne'de yaptırdı. Tunca kenarındaki dârülhadisten dört yıl sonra (vakfiye Şâban 838 / Mart 1435) Şeyh Şücâüddin Karamânî için mescit ve zâviye kurdurdu. Yenicami (sonra Üç Şerefeli adını aldı), imparatorluk döneminin büyük cami tipinin ilk örneğidir. Murad 1438'de Macaristan seferine çıkmadan önce temelini attı, bina ancak 1447'de bitti. Avluda Üç Şerefeli Medrese yapıldı ve Fatih döneminde Sahn-ı Semân kurulduktan sonra da imparatorluğun yüksek medresesi mevkiini korudu; külliye bir dârülfakr ve imaretle tamamlandı. Ergene Köprüsü (Uzunköprü) camiyle birlikte başlayıp 1443'te bitti ve 1392 metre uzunlukta, 174 gözlüdür. Köprünün bakımı ve güvenliği için bir ucunda mescit, imaret, hamam ve pazarlar yaptırılarak Ergene kasabası kuruldu, halkın bir kısmı vergilerden muaf tutuldu, köprüye zengin vakıflar bağlandı.

Murad ayrıca Manisa Sarayı'nı yaptırmış, Üsküp, Alacahisar, Selanik ve Merzifon'da adını taşıyan camileri ve başka hayratı bulunmaktadır. Bu eserleri dolayısıyla "ebü'l-hayrât" unvanını kazanmıştır. Merzifon Amasya'ya bağlı bir ilçedir, ancak bu caminin ayrıntısı bu kaynaklarda verilmez ve bu yüzden Amasya'daki izi olarak ayrıca değerlendirilmemiştir.

Ölümü ve Vasiyeti

Kışın oğlu Mehmed'in Dulkadıroğlu Süleyman Bey'in kızı Sitti Hatun'la evlenmesi münasebetiyle Edirne'de muhteşem bir düğün yapıldı. Düğünün ardından Murad hastalanarak öldü (1 Muharrem 855 / 3 Şubat 1451). Ölürken kırk sekiz yaşındaydı. Ölüm yeri Edirne'dir; bazı anlatımlar ölümü felce bağlar, İnalcık ise yalnızca hastalıktan söz eder.

9 Cemâziyelevvel 850'de (2 Ağustos 1446) tanzim ettirdiği vasiyetnâmesinde şöyle diyordu: "Bursa'da merhum oğlum Ali yanındaki kabrin katında koyalar... Üzerime bir çâr dîvâr türbe yapalar, üstü açık ola ki üzerime yağmur yağa... Soyumdan sopumdan her kim ki ölecek olursa benim yanımda komayalar, katıma getirmeyeler." Ayrıca bütün kullarını azat etmişti. Bugün Bursa'daki Muradiye Külliyesi'nde yatar; Türbenin üstü vasiyeti uyarınca açık bırakılmıştır.

Ailesi

Murad'ın en az sekiz oğlu vardı ve "şehzade" unvanını oğullarına ve onların erkek torunlarına veren hükümdar odur; daha önce yalnızca "çelebi" denilirdi. Başlıca oğulları şunlardır: Büyük Ahmed (1419-1437), Alâeddin Ali (1425-Haziran 1443; Manisa ve Amasya valisi, babasının gözdesi), II. Mehmed (1432-1481; annesi Hüma Hatun, Eylül 1449'da öldü), Hasan (öl. 1444, Edirne'de gömülü) ve Küçük Ahmed (Mayıs 1450 - 18 Şubat 1451). Eşleri arasında Mara Hatun, Hüma Hatun, Hatice (Halime) Hatun ve Hundi Hatun anılır. Kız çocukları arasında Hundi, Hatice, Hafsa, Fatma ve Selçuk Hatun vardır; Fatma Hatun Zağanos Paşa ile evlendi. Küçük Ahmed, Murad'ın ölümünden sonra Mehmed'in emriyle öldürüldü. Böylece baba 1423'te kardeşini idam ettirmiş, oğlunun hükümdarlığı ise yine bir kardeşin ölümüyle başlamıştır. Kaynaklar kardeşkatli geleneğinin doğrudan gerekçelerini yazmaz.

Yörgüç Paşa'nın Sonu ve Eserleri

Murad'ın lalası Zilhicce 845'te (Nisan-Mayıs 1442) öldü ve Amasya'da yaptırdığı camisinin türbesine defnedildi. Hızır, Yûnus ve Mustafa adlı oğulları ile Sitti ve Hundi Hatun adlı iki kızı vardı; Lefke'de vakıfları bulunan Molla Îsâ adlı bir başka oğlunun daha olduğu belirtilir. Edirne'de vakfı olan Çiçek Hatun'un da paşanın zevcesi olarak kayıtlara geçtiği dikkati çeker. Yörgüç Paşa Amasya yanında Tokat, Gümüş, Köprü, Havza ve İskilip'te birçok dinî ve içtimaî müessese inşa ettirmiştir. Vakfiye metinlerinden ve tahrir defterlerinden anlaşıldığına göre Amasya'da bir cami, medrese, imaret ve iki hamam; Tokat'ta bir hamam ve han; Gümüş'te bir cami; Havza'da bir imaret; Kavak'ta bir cami ve İskilip'te bir hamam yaptırmıştır. Bunlardan Amasya, Gümüş, Kavak ve Köprü'deki camilerle Tokat'taki hamam günümüze ulaşmıştır.

Mirası ve Amasya'daki Yeri

İnalcık'a göre Murad, dedesi Yıldırım Bayezid ve oğlu Fatih gibi fütuhatçı bir padişah değildi; barışseverliğinde Çandarlıların ihtiyat siyaseti kadar siyasî şartlar da rol oynadı. Yine de zamanında devlet tehlikeleri karşılayacak ve sonunda ülkeyi genişletecek bir güce erişti. Osmanlıların Balkanlar'da yayılması ve yerleşmesi onun döneminde kesinleşti. Ducas'a göre "Bugün Gelibolu Boğazı'ndan Tuna'ya kadar olan yerlerdeki Türkler Anadolu'daki Osmanlı tebaası Türklerden fazladır."

Amasya için onun anlamı, bir şehzadenin kaderi ile bir şehrin tarihinin kesişmesidir. Şehir onun doğduğu yerdir ve çocukluğuna ile altı yıllık sancakbeyliğine ev sahipliği yapmıştır. Lalası Yörgüç Paşa camii, medresesi, imareti ve hamamlarıyla (cami 1428 tarihlidir) bugüne ulaşan yapı izini bırakmıştır. Sonraki yıllarda Amasya kuvvetleri Murad'ın seferlerinde yer almış, oğlu Alâeddin Amasya valisi olmuş, beylerbeyi Yörgüç Paşa Karaman karşısında doğu sınırını tutmuştur. Amasya'da doğrudan Murad adına yaptırılmış bir yapı kaynaklarda saptanamadı.

Kronoloji

1404: Amasya'da doğum (Zilhicce 806; bazı kaynaklar 1402).

1414/1415: Yaklaşık on iki yaşında Rum vilayeti sancakbeyi olarak Amasya'ya gönderilir (kimi kaynaklar 1414, kimileri 1415).

1416: Börklüce Mustafa isyanı; 29 Mayıs'ta Venedik donanması Gelibolu'da Osmanlı donanmasını yakar.

1417-1421: Rum sınırında Samsun'un alınması (kaynaklarda tarih karışıklığı belirtilir).

1421: Çelebi Mehmed ölür; Murad 25 Haziran'da Bursa'da tahta çıkar; Eylül'de Düzmece Mustafa Gelibolu'ya çıkar.

1422: Ocak'ta Mustafa Anadolu'ya geçer, yenilir; Haziran'da İstanbul kuşatması; Ağustos'ta Küçük Mustafa Bursa'yı kuşatır.

1423: 20 Şubat'ta Küçük Mustafa idam edilir; Yörgüç Paşa Rum beylerbeyi olur.

1424: 22 Şubat'ta Bizans'la barış.

1426: Kasım'da Bursa Muradiye Cami tamamlanır.

1427: Yörgüç Paşa Ordu ve Çarşamba civarını Osmanlı idaresine katar; 19 Temmuz'da Stefan Lazareviç ölür.

1430: 29 Mart'ta Selanik fethi; Temmuz'da Lapseki barışı; 14 Temmuz'da Muradiye vakfiyesi.

1433/1435: Mara ile evlilik (kaynaklarda 1433 ve 1435).

1436-1437: Aralık 1436'da Karaman, Amasya Beylerbeyi Yörgüç Paşa'yı sıkıştırır; Mart 1437'de Akşehir, Mayıs-Haziran 1437'de Karaman barışı.

1438: Macaristan seferi, Zibin kuşatması; Üç Şerefeli Cami'nin temeli.

1439: 27 Ağustos'ta Semendire alınır.

1440: Belgrad kuşatması başarısız olur; Novoberda alınır.

1442: Yörgüç Paşa Amasya'da ölür.

1443: Karaman seferi; Alâeddin Amasya kuvvetleriyle yürür; 24 Kasım'da Zlatitsa; Alâeddin Ali ölür; Ergene Köprüsü tamamlanır.

1444: 12 Haziran'da Edirne barışı; Ağustos'ta Mihalıç'ta tahttan çekilme; 10 Kasım'da Varna.

1446: 5 Mayıs'ta Manisa'dan yola çıkar; Ağustos sonunda Edirne'de yeniden tahtta; 2 Ağustos'ta vasiyetname; 10 Aralık'ta Hexamilion yıkılır.

1447: Üç Şerefeli Cami tamamlanır.

1448: Kocacık'ın geri alınması; 17-20 Ekim'de Kosova.

1450: Akçahisar (Kruya) kuşatması.

1451: 3 Şubat'ta ölür; Bursa'da gömülür.

Kaynakça

Bu makalede şu kaynaklardan yararlanılmıştır:

  • Halil İnalcık, "Murad II", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 31, 2020, s. 164-172 (islamansiklopedisi.org.tr/murad-ii) islamansiklopedisi.org.tr
  • Fahameddin Başar, "Yörgüç Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, 2013, s. 566-567 (islamansiklopedisi.org.tr/yorguc-pasa) islamansiklopedisi.org.tr
  • Vikipedi (Türkçe), "II. Murad" maddesi
  • Wikipedia (İngilizce), "Murad II", "Battle of Varna" ve "Battle of Kosovo (1448)" maddeleri
  • Archnet, "Yörgüç Pasa Camii, Amasya"; Kültür Portalı ve Bursa Büyükşehir Belediyesi, "II. Murad Türbesi" tanıtımları