Amasya’da Mes’ûdiye Hânkâhı şeyhi iken 805’de Haleb’e firâr eden ve tercemesi yukarıda yazılan Mevlânâ Şehabeddîn Ahmed Çelebi mahdûmudur. Pederiyle beraber Haleb’e, oradan Mısır’a gitdi. Ulemâ-yı Mısır’dan tahsîl-i ulûm edib pederinin vefatından sonra Amasya’ya avdet ve bu esnâda Amasya vâlisi olan Sultân Murad’a takarrüb etdi.
824’de müşârün-ileyhin tahta cülûsunda kâtib-i Sultânî olup Edirne’de hayli müdet îfâ-yı vazîfe etdi. Ba’dehû nişâncı olup divân-ı hümâyûn erkânından oldu. [288] Bundan evvel Amasya Kalesi’nden kaçıp Mısır’a giden Şehzâde Süleyman Çelebi bin Orhan’ın celb ve iâdesine me’mûren 838’de Mısır’a gitdi.
Mısır Sultânı olan Melik Eşref Ebû’n-Nasr Barsbay (Parsbay) et-Türkmânî muvâfakat etmedi. Bu esnâda iâde edilir korkusuyla Mısır Kalesi’nden Süleyman Bey’in firârı duyulduğundan Barsbay me’mûrîn-i Osmanîye’yi fenâ halde sıkıştırdı.
Nihayet Süleyman Bey tutulup Osmanlılar’ın firâr işinde bir medhâli olmadığı anlaşıldığından tatyîb edildi. Avdetinde vazîfesini îfâda aczine hamledilerek bilâ-me’mûriyet kaldı. Sonra Şehzâde Alâeddîn Bey’e Amasya vâliliğinde divân kâtibi olup müşârün-ileyhin de 846’da ihnâkında mün’adim oldu. Âlim, kâtib, münşî, üç lisâna vâkıfdı.