Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

Şehzâde-i nev-civân-u zübde-i Osmân idi
Şah Süleyman oğlı idi şâh-ı âlî-şân idi
Mesned-i şer’-i Muhammed hâkim-i dîvân idi
Pâk mezheb ehl-i meşreb Sâhib-i irfân idi
Pür şecâ’at pür sehâvet devlet-i erkân idi
Tab’ı nâzük ehl-i dâniş nüktedân sultân idi
Kân-ı ‘akl u şâh-ı âdil hâfız-ı Kur’ân idi
Âh şâh Sultân Mustafâ âh Sultân Mustafâ
İşidüp nâ-gâh vefâtın cümle insân agladı
Hey ne insan cümle mahlûkât yeksân agladı
Taşlara başın dögüp deryâ-yı ummân agladı
Göke boyandı felek gökde şafak kan agladı
Nâle kıldı yandı […] berk u bârân agladı
Arşa çıkdı bu haber eyvân u keyvân agladı
Çarha girdi nâle vü giryân u sûzân agladi
Merhaba şâh-ı şehîdân âh Sultân Mustafâ
Revnakı gitdi cihânun doldı cevr ile cefâ
Âkil olan ummasun bu garb-ı bîrûndan vefâ
İy dirîgâ saltanatda sürmedi zevk u safâ
Agla sen iy halk-ı ‘âlem gitdi Sultân Mustafâ
Dâr-ı mihnetden bekâ mülkine âgâz eyleyüp
Cümle a‘dânun dahı gönüllerin şâz eyleyüp
Tâc u tahtın mâl ü mülkin cümlesin terk eyleyüp
Agla sen iy halk-ı ‘âlem gitdi Sultân Mustafâ
Cânib-i kudretden iricek enûs ile belâ
Eşrefî sâat içinde olıcak vakt-i salâ
Hazret-i Hakk’a ulaşdı ol şehîd-i Kerbelâ
Agla sen iy halk-ı ‘âlem gitdi Sultân Mustafâ
Çün sefer kıldı cihândan işidün ol pâdişâh
Varıcak rûhın ziyâret itdi gökde şems û mâh
Yirde (vü) gökde olanlar cümlesi itdiler âh
Agla sen iy halk-ı ‘âlem gitdi Sultân Mustafâ
Bu haberi işidicek inledi çarh u felek
Emr-i takdîrde bu imiş geçmedi aslâ dilek
İnüben kıldı namâzın gökdeki cümle melek
Agla sen iy halk-ı ‘âlem gitdi Sultân Mustafâ
Ol civân-baht u hem ol şehzâdelerün serveri
Nûr-ı rahmetle münevver ola kabrinün yiri
Mevti içün tuta mâ’tem in(s) ü cin ile peri
Agla sen iy halk-ı ‘âlem gitdi Sultân Mustafâ
Bin tehiyyât u selâm olsun mübârek rûhına
Hem dahı evlâdına ezvâcına etbâ’ına
Bu felek zulm eyleyüp yok yire girdi kanına
Agla sen iy halk-ı ‘âlem gitdi Sultân Mustafâ
Hem cihân aksine döndügini andan bilün
Şol musîbetler ki oldı bundan ibretler alun
Dahı neler göresidür sonuna kalanun
Agla sen iy halk-ı ‘âlem gitdi Sultân Mustafâ
Kâdirî gel fârig ol bak yüzinün hâline
Fırsatı fevt eyleme koma bu günün yarına
Gör ki kıydı cân Süleyman gitdi ömri varına
Aglasun iy halk-ı ‘âlem gitdi Sultân Mustafâ

Günümüz Türkçesiyle

1. Genç şehzadeydi, Osmanoğullarının seçkiniydi; Şah Süleyman'ın oğluydu, yüce şanlı bir şahtı. Muhammed'in şeriatının makamında divanın hâkimiydi; inancı temiz, meşrebi güzel, irfan sahibiydi. Cesaret dolu, cömertlik dolu, devletin direğiydi; tabiatı ince, bilgi ehli, nükteden anlayan bir sultandı. Akıl madeni, adil bir şah ve Kur'an hafızıydı. Ah şah Sultan Mustafa, ah Sultan Mustafa.

2. Ansızın ölümünü işitince bütün insanlar ağladı; insan da ne, bütün yaratılmışlar bir olup ağladı. Başını taşlara vurarak okyanus ağladı; felek gök rengine (yas rengine) boyandı, gökte şafak kan ağladı. İnledi, şimşek yandı, yağmur ağladı (mısraın bir kelimesi kaynakta eksiktir); bu haber arşa çıktı, Keyvan'ın sarayı (yedinci kat gök) ağladı. İnleyiş ve ağlayış göğün çarkına girdi, yanıp yakılarak ağladı. Merhaba ey şehitlerin şahı, ah Sultan Mustafa.

3. Dünyanın parlaklığı gitti, dünya zulüm ve cefa ile doldu; akıllı olan bu alçak felekten (Hasar'ın okuyuşu "garb-ı bîrûn", İsen'inki "çarh-ı bî-dûn") vefa ummasın. Yazık ki saltanatta zevk ve safa sürmedi. Ağla ey dünya halkı, Sultan Mustafa gitti.

4. Mihnet yurdundan beka ülkesine yola çıkıp, bütün düşmanlarının gönüllerini de sevindirip, tacını tahtını, malını mülkünü, hepsini bırakıp gitti. Ağla ey dünya halkı, Sultan Mustafa gitti.

5. Kudret katından bal ile bela birlikte erişince (şehitliğin tatlılığı ile ölümün acısı), en şerefli saatte sela vakti gelince, o Kerbelâ şehidi Hazret-i Hakk'a ulaştı. Ağla ey dünya halkı, Sultan Mustafa gitti.

6. Duyun, o padişah dünyadan göçüp gitti; ruhu (göğe) varınca gökte güneş ile ay onu ziyaret etti. Yerde ve gökte olanların hepsi ah ettiler. Ağla ey dünya halkı, Sultan Mustafa gitti.

7. Bu haberi işitince gök çarkı ve felek inledi; takdirin emri buymuş, hiçbir dilek geçmedi. Gökteki bütün melekler inip onun cenaze namazını kıldı. Ağla ey dünya halkı, Sultan Mustafa gitti.

8. O genç bahtlı, şehzadelerin önderi olan kişinin kabri rahmet nuruyla aydınlansın. Ölümü için insanlar, cinler ve periler yas tutsun. Ağla ey dünya halkı, Sultan Mustafa gitti.

9. Mübarek ruhuna, evlatlarına, eşlerine ve maiyetine bin selam ve dua olsun. Bu felek zulmedip yok yere onun kanına girdi. Ağla ey dünya halkı, Sultan Mustafa gitti.

10. Dünyanın tersine döndüğünü bundan bilin; olan bu musibetlerden ibret alın. Sona kalan daha neler görecek. Ağla ey dünya halkı, Sultan Mustafa gitti.

11. Ey Kâdirî, gel, (dünyadan) el çek ve kendi hâline bak; fırsatı kaçırma, bugünün işini yarına bırakma. Gör ki Süleyman cana kıydı, (şehzade) ömrünün bütün varlığını verip gitti (mısra iki türlü okunabilir; özne Süleyman da olabilir, şehzade de). Ağlasın ey dünya halkı, Sultan Mustafa gitti.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir on bir bentlik bir mersiyedir ve biçim bakımından iki bölümden oluşur. İlk iki bent sekizer mısralıktır (müsemmen), kalan dokuz bent dörder mısralık murabba bentleridir. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü de mersiyenin müsemmen olarak başlayıp murabba olarak sürdüğünü kaydeder. Vezin "fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün" kalıbıdır. Nakarat iki kez değişir: birinci bent "Âh şâh Sultân Mustafâ âh Sultân Mustafâ", ikinci bent "Merhaba şâh-ı şehîdân âh Sultân Mustafâ" mısraıyla biter, üçüncü bentten sonra ise "Agla sen iy halk-ı ‘âlem gitdi Sultân Mustafâ" nakaratı yerleşir. Mahlas son bentte "Kâdirî gel fârig ol" seslenişiyle geçer.

Metni Mustafa İsen 1984'te Millet Kütüphanesi Ali Emîrî yazmaları arasındaki bir mecmuadan, Selîmî'nin mersiyesiyle birlikte yayımlamıştır. Burada Hasar'ın tezindeki çeviriyazı esas alınmıştır. İsen'in 1994'te Acıyı Bal Eylemek kitabında verdiği okuyuş, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde aktarılmıştır ve birkaç yerde ayrılır: nakarat orada "Aglaşun ey halk-ı âlem" (ağlaşın ey dünya halkı), üçüncü bentteki "garb-ı bîrûn" orada "çarh-ı bî-dûn" (alçak felek) biçimindedir. İkinci bendin beşinci mısraında Hasar'ın metninde bir kelimelik boşluk vardır ("Nâle kıldı yandı […] berk u bârân agladı"); İsen'in kitabında bu yer "(hem de)" diye doldurulmuştur.

Anlam ve Söz Sanatları

Birinci bent mersiyenin övgü bölümüdür ve "idi" redifiyle bir portre çizer: şehzade Osmanoğullarının seçkinidir, adaletli bir hâkim, cesur ve cömert bir devlet direği, ince tabiatlı bir nüktedan ve Kur'an hafızıdır. İkinci bent bütün varlıkların yasını anlatır. Deniz başını taşlara vurur, gök yas rengine boyanır, şafak kan ağlar, haber arşa kadar çıkar. Divan şiirinde "gök" rengi yas rengidir; feleğin gök rengine boyanması bu yüzden bir yas kıyafetine bürünmek gibidir.

Bu bendin dikkat çeken yanı, Hasbî'nin Şehzade Mustafa mersiyesinin ikinci bendiyle neredeyse aynı olmasıdır. Hasbî'nin bendi "İşidüp nâgeh vefâtun cümle insân ağladı" mısraıyla başlar ve Kâdirî'nin bendindeki sekiz mısradan yedisi, küçük farklarla, Hasbî'nin bendinde de bulunur. Hasbî'nin metninde ilgili mısra "Nâle kıldı ra‘d u yandı berk u bârân ağladı" biçimindedir; Hasar'ın Kâdirî metnindeki boşluğun yerinde "ra‘d" (gök gürültüsü) kelimesinin bulunması bu yüzden kuvvetle muhtemeldir. İki şiirin bu ortaklığı incelediğimiz kaynaklarda tartışılmamıştır; tespit bize aittir. Bir şairin ötekinden aldığını mı, yoksa ikisinin de ordu içinde dolaşan ortak bir ağıt bendini mi kullandığını bugün bilmek mümkün değildir.

Üçüncü bentten itibaren nakarat halka seslenir. Şehzade dünyadan el çeken bir kişi olarak gösterilir; dördüncü bentte "bütün düşmanlarının gönüllerini de sevindirip" sözü, ölümün kimlerin işine yaradığını ima eden tek yerdir. Beşinci bentte şehzade "şehîd-i Kerbelâ" diye anılır; Hasar, şehzadenin Kerbelâ şehitleriyle bir tutulmasını Selîmî, Kâdirî ve Rahmî'nin ortak benzetmesi olarak kaydeder. Yedinci bentte meleklerin inip cenaze namazını kılması, şehzadenin şehitliğini göğün tasdikine bağlar. Dokuzuncu bentte selamın evlatlara, eşlere ve maiyete de gönderilmesi, şehzadenin ardından öldürülen oğlunu ve dağıtılan maiyetini hatırlatır; bu bağlantı bizim okumamızdır. Son bentte şair kendine seslenir ve dünyadan ibret alma öğüdüyle şiiri kapatır.

Tarihî Bağlam

Mustafa İsen, üslubundan hareketle Kâdirî'nin olay sırasında orduda bulunan asker şairlerden biri olduğunu düşünür; Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü de bu görüşü aktarır. Şairin kim olduğu bilinmemektedir; tezkirelerde aynı mahlası taşıyan şairler ve bunların bu şiirle ilişkisi bu kategorideki biyografi yazısında tartışılmıştır. Öteki mersiyeler Şehzade Mustafa Mersiyeleri yazımızda anlatılmıştır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Recep Hasar, Türk Edebiyatı'nda Padişah ve Şehzade Mersiyeleri, Yüksek Lisans Tezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, s. 13, 98, 117-118, 513-516. https://hdl.handle.net/11352/2746
  • Mustafa İsen, "Şehzade Mustafa İçin Yazılmış Üç Yeni Mersiye", Türk Kültürü Araştırmaları, 22(1-2), 1984, s. 104-107 (Hasar'daki aktarımla).

Kitaplar

  • Tuba Işınsu Durmuş, "Kâdirî", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2015, "Eserlerinden Örnekler" (Mustafa İsen, Acıyı Bal Eylemek, Ankara: Akçağ, 1994, s. 322'den aktarım). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/kadiri

Çevrimiçi kaynaklar