Özgün Metin

Vezin: Mefâʿîlün mefâʿîlün mefâʿîlün mefâʿîlün (vezin tespiti bizimdir)

İdüb azm-i sefer cânâ esîr-i mihnet oldum ben
Cüdâ düşdüm vatandan mübtelâ-yı firkat oldum ben
Kanâ'at eylemezken nazra-i dîdâr ile evvel
Değil mektûba şimdi bir selâma hasret oldum ben
Sen inkâr eyledin hem-bezm-i ağyâr olduğun ammâ
İşitdim mâcerâyı vâkıf-ı keyfiyyet oldum ben
Gülistân-ı visâlin güllerini eylemiş çîde
Nişân-ı bûse gördüm dâğ dâğ-ı hayret oldum ben
Dahî hâlî iken bend oldum ol zülf-i perîşâna
Sana ey bî-vefâ sermâye-i cem'iyyet oldum ben
Olub âsûde her âşûb-gâh-i bezm-i kesretde
Resîmâ sâkin-i künc-i amân-ı uzlet oldum ben

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sevgili, sefere çıkmaya niyet edip sıkıntının esiri oldum; yurdumdan ayrı düştüm, ayrılık derdine tutuldum.

2. Önceleri yüzünü görmekle bile yetinmezken, şimdi mektubu bırak, bir selama hasret kaldım.

3. Rakiplerle aynı meclise oturduğunu inkâr ettin, ama olanı işittim, işin aslını öğrendim.

4. Vuslat bahçenin güllerini biri dermiş; öpücük izini gördüm, hayretten yara üstüne yara oldum.

5. Gönlüm daha boşken o dağınık zülfe bağlandım; ey vefasız, senin derli toplu hâline sermaye oldum.

6. Ey Resîm, kalabalık meclislerin her karışıklığından kurtulup rahata erdim ve inzivanın güvenli köşesinde oturur oldum.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bir Ayrılığın Hikâyesi

Divan gazelinde beyitler çoğu zaman birbirinden bağımsızdır; Resîm'in gazelinde ise art arda okunan beyitlerden küçük bir hikâye çıkar. Âşık sefere çıkmış ve yurdundan ayrı düşmüştür. Gurbette sevgiliden bir mektup, bir selam bile gelmez. Sonra rakiplerle aynı meclise oturduğunu öğrenir; sevgili bunu inkâr etse de haber ona ulaşmıştır. Dördüncü beyitte şüphe görülmüş bir şeye dönüşür: vuslat bahçesinin gülleri başkası tarafından derilmiş, sevgilinin yüzünde öpücük izi kalmıştır. Beşinci beyitte âşık geriye dönüp bu bağlılığın nasıl başladığını düşünür, son beyitte de kalabalıktan çekilip inzivaya sığınır. Gurbet, haber, kıskançlık ve vazgeçiş bu sırayla anlatılır.

Hikâye, Resîm'in bir paşanın divan kâtibi olarak yıllarca şehir şehir dolaşmasıyla birlikte düşünülebilir. Bu bağlantı bizim kurduğumuz bir ihtimaldir; gazelin hangi yıllarda yazıldığı bilinmez ve gurbet, divan şiirinde gerçek bir yolculuk olmadan da işlenen bir temadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin iki beyti karşıtlıklar üzerine kuruludur. Beşinci beyitte sevgilinin zülfü "perîşân", yani dağınıktır; âşığın gönlü ona bağlanınca bu dağınıklığa "cem'iyyet", toplu ve derli toplu olma hâli sağlayan bir sermaye olur. Perişanlık ile toplu hâl arasındaki bu oyun, âşığın kendi huzurunu verip sevgiliye huzur kazandırdığı sitemini taşır. Son beyitte "bezm-i kesret", çokluğun ve kalabalığın meclisi ile "künc-i uzlet", yalnızlık köşesi karşı karşıya gelir. Kesret kelimesi tasavvufta da çokluk dünyasını anlatır; beytin bu anlamı da çağrıştırdığı söylenebilir, ama şiirin geri kalanı açıkça tasavvufî bir dil kullanmaz.

Dördüncü beyitteki "dâğ dâğ-ı hayret" sözü, hem "yara yara" hem "hayret yarası" anlamlarını üst üste koyar: âşık gördüğü öpücük izinden yara almış, şaşkınlığı da bir dağlama izi gibi üzerine kalmıştır.

Şiirin Yapısı ve Kaynağı

Altı beyitlik gazelin redifi "oldum ben"dir; "mihnet", "firkat", "hasret", "keyfiyyet", "hayret", "cem'iyyet" ve "uzlet" kelimeleri "-et" sesinde buluşarak kafiyeyi kurar. Mahlas son beyitte "Resîmâ" seslenişiyle geçer. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar gazeli, Resîm'in hocası Abdî Efendi'nin Amasya şairleri tezkiresinde gördüğünü söyleyerek aktarır. Tezkire bugün kayıptır ve gazel yalnız Hüsameddin'in kitabıyla bilinir. Aynı gazel sitedeki Abdî Efendi tezkiresi yazısında da yer alır; Resîm'in kâtiplik yılları Resîm Ahmed Efendi yazısında anlatılır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar