Sârim Mustafa Efendi'nin divanından geriye tek bir gazel kaldı; onu saklayan tezkireci de gazelin yanına sert bir hüküm yazdı. "Sarı Müderris" diye tanınan bu Amasyalı âlim, Ya'kûb Paşa Medresesi'nin müderrisliğini kuşaklardır elinde tutan bir ailede bu görevi yürüten dördüncü kuşaktı; 1232'de (1816-17) babasından kalan müderrisliğe geçti ve Şaban 1259'da (Ağustos-Eylül 1843) öldü. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu "edebiyât-ı Arabiyye ve Fârisiyye'de mâhir, edîb, şâir, sâhib-i divân" diye anar ve divanını bulamadığını söyler. Şiirinden bize ulaşan tek örnek, klasik şuarâ tezkirelerinin sonuncusu sayılan Fatîn Dâvud'un Hâtimetü'l-Eş'âr'ındaki beş beyitlik gazeldir. Fatîn bu gazelin şairine Arapça ve Farsça bilgisi bakımından hak verir, şiir yolunu ise tuhaf bulur.

Amasya Tarihi'ndeki Madde

Hüsameddin'in Sârim Mustafa Efendi-Sarı Müderris maddesi aileyi, hocalarını ve kaynağını birlikte verir:

Amasyalıdır. Ya'kûb Paşa müderrisi "Uzun Müderris" demekle meşhûr ve tercemesi yukarıda yazılan Müezzinzâde Hacı Süleyman Efendi ahfâdından Hâfız es-Seyyid Abdullah Efendi bin Hâfız es-Seyyid Mustafa Efendi bin Hacı Süleyman Efendi'nin oğludur. Meşâhîr-i fuzalâdan Şeyhzâde Abdullah Vecîh ve Payaslı Hacı Mehmed Kıyasî Efendilerden ikmâl-i tahsîl edib ders-i âm ve 1232'de mevrûs-ı peder Ya'kûb Paşa müderrisi oldu. İki defa icâzet vermeye muvaffak olup 1259 senesi şâbânında vefât etdi. Meşâhîr-i ulemâdan fâzıl, edebiyât-ı Arabiyye ve Fârisiyye'de mâhir, edîb, şâir, sâhib-i divân bir zât idi. Fatîn Efendi "Tezkîresi"nde muhtasar tercemesi yazılıdır. Evlâd ve ahfâdı varsa da "Divân"ı bulunmadı.

Sadeleştirilmiş biçimiyle: Amasyalıdır. Ya'kûb Paşa müderrisi olup "Uzun Müderris" diye tanınan ve hayatı daha önce yazılan Müezzinzâde Hacı Süleyman Efendi'nin torunlarından Hâfız Seyyid Abdullah Efendi'nin oğludur; Abdullah Efendi, Hâfız Seyyid Mustafa Efendi'nin, o da Hacı Süleyman Efendi'nin oğludur. Tanınmış âlimlerden Şeyhzâde Abdullah Vecîh ve Payaslı Hacı Mehmed Kıyâsî efendilerin yanında öğrenimini tamamlayıp ders-i âm oldu ve 1232'de babasından miras kalan Ya'kûb Paşa müderrisliğine geçti. İki kez icazet vermeyi başardı ve 1259 yılının Şaban ayında öldü. Tanınmış âlimlerden, faziletli, Arap ve Fars edebiyatında usta, edip, şair ve divan sahibi biriydi. Fatîn Efendi'nin tezkiresinde kısa bir hal tercümesi vardır. Çocukları ve torunları bulunduğu hâlde divanı bulunamadı.

Ya'kûb Paşa Müderrisleri

Sârim'in ailesinin hikâyesi, Hüsameddin'in onuncu ve on ikinci ciltlerine dağılmış maddelerden kurulabilir. Aileye adını veren büyük dede Hacı Süleyman Efendi, Ya'kûb Paşa Camii müezzini Mustafa'nın oğluydu ve bu yüzden "Müezzinzâde" diye anılırdı. Iydîzâde Âkif Mustafa Efendi'nin halkasında yetişti, 1183'te (1769-70) Ya'kûb Paşa müderrisi oldu, ömrünün sonunda tefsir ve hadis okutmaya kendini verdi ve 7 Şaban 1192'de (31 Ağustos 1778) seksen yaşında öldü. Hüsameddin onu "Uzun Müderris" lakabıyla ve "şeyhü'l-ulemâ" sıfatıyla anar. Müderrislik onun ölümünde oğulları Hâfız Mustafa ile Abdullah'a yarı yarıya verildi.

Dedesi Hâfız Seyyid Mustafa Efendi 1208'de (1793-94) ölünce payı üç oğluna, Abdullah, Mehmed ve Hasan'a geçti. Sârim'in babası Abdullah Efendi, Ürgüplü Hacı Ahmed Efendi'nin halkasında yetişmiş, 1208'den sonra yıllarca Ya'kûb Paşa Medresesi'nde ders okutmuş ve 1232'de ölmüştü. Sârim bu tarihte babasının müderrisliğini devraldı. Amcası Hasan Efendi de aynı medresenin müderrisiydi ve 1236 (1820-21) dolaylarında öldü. Sârim öğrenimini, Amasya'nın o yıllardaki tanınmış hocalarından Şeyhzâde Abdullah Vecîh Efendi ile Payaslı Hacı Mehmed Kıyâsî Efendi'nin yanında tamamlamıştı. Müderrisliği boyunca iki kez icazet töreni yaptı. Bu, yetiştirdiği bir grup öğrenciye ders verme yetkisi verdiği anlamına gelir. Şaban 1259'da öldü.

Fatîn Tezkiresindeki Kaydı

Fatîn Dâvud'un 1269'da (1853) tamamlayıp 1271'de (1855) bastırdığı Hâtimetü'l-Eş'âr, Sâlim tezkiresinin bıraktığı 1134 (1721-22) yılından kendi zamanına kadar gelen şairleri toplar. Fatîn her şairin önce bir şiirini, ardından kısa hayatını verir. Sârim'in kaydı da bir gazelle başlar ve şu cümlelerle devam eder:

Nâzım-ı mûmâ-ileyh Mustafa Sârım Efendi cânib-i Anadolu'da vâki medîne-i Amasya'da kadem-nihâde-i sâha-i vücûd olup medîne-i mezkûrede hâfız-ı ketebelik hizmetinde bulunduğu hâlde bin iki yüz elli dokuz târîhlerinde dâr-ı bekâya intikâl eylemiştir. Mûmâ-ileyhin bâlâda muharrer gazeline nisbetle Arabî ve Fârisiye dâir fünûn u kavâ'idde oldukça ma'lûmât u behresi olduğu zâhir u nümâyân ise de şi'rce kendiye mahsus olan vâdiy-i garîbeye pûyân olduğundan eş'âr-ı mevcûdesi çendan istihsâna şâyân-ı makûleden olmadığı müstağni-i ta'rîf u beyândır.

Bugünkü söyleyişle: Sözü edilen şair Mustafa Sârım Efendi, Anadolu yakasındaki Amasya şehrinde doğmuş ve bu şehirde "hâfız-ı ketebe"lik hizmetinde bulunurken 1259 yılları dolayında öbür dünyaya göçmüştür. Yukarıda yazılan gazeline bakılırsa Arapça ve Farsçaya dair ilimlerde ve kurallarda epey bilgi ve nasibi olduğu açıktır; ancak şiirde kendine özgü tuhaf bir yola koştuğundan, eldeki şiirlerinin pek beğenilecek türden olmadığı söylemeye gerek bırakmayacak kadar bellidir.

Fatîn'in hükmü, gazelin kendisiyle birlikte okunduğunda anlam kazanır. Sârim'in beyitlerinde zayıflıktan kalem kamışına dönmüş bir beden, kılı fırça yapıp çizilmiş bir resim, sevgilinin kaşları yerine yeşil bir sancağın gümüş alemine yazılmış iki ayet, alnındaki benler yerine cıva denizinde yüzen iki Hintli ve gökyüzünü ay ile güneşi gece ile gündüzün hokkalarında saklayan bir hokkabaz olarak gören imgeler vardır. Fatîn'in "vâdî-i garîbe" dediği yol, büyük ihtimalle bu alışılmadık benzetmelerdir. Sârim'in kendine özgü sesini bugün gösteren tek belge bu gazeldir.

Kaynakların Durumu

Fatîn ile Hüsameddin aynı kişiyi anlatırlar: ikisi de Mustafa adını, Sârim mahlasını, Amasya'yı ve 1259 yılını verir, Hüsameddin de Fatîn'in tezkiresine açıkça gönderme yapar. Görev konusunda ise ayrılırlar. Hüsameddin Sârim'i Ya'kûb Paşa müderrisi olarak tanıtır. Fatîn ise neşirdeki okunuşuyla onun Amasya'da "hâfız-ı ketebe"lik hizmetinde bulunduğunu söyler. Bu terim alışılmış bir unvan değildir. Arap harfli metindeki kelime "kütüb" diye de okunabilir ve o zaman "hâfız-ı kütüb", yani kütüphane memuru anlamı çıkar; ancak bu bir okuma önerisidir, neşir metni böyle değildir. Müderrisliğin yanında bir vakıf kütüphanesinde hâfız-ı kütüblük yapmış olması da mümkündür. Fatîn, Amasya'dan uzakta yazdığı için bu ayrıntıyı yanlış duymuş da olabilir.

İkinci bir karışıklık "Sarı Müderris" lakabındadır. Hüsameddin onuncu, on birinci ve on ikinci ciltlerde bu lakabı Sârim Mustafa Efendi'ye verir. Sekizinci ciltteki Hasan Efendi-Sarı Müderriszâde maddesinde ise "Sarı Müderris" diye tanınan kişi, Sârim'in dedesi Hâfız Mustafa Efendi'dir; Hasan Efendi bu Mustafa Efendi'nin oğlu, yani Sârim'in amcasıdır. Dede ile torun aynı adı taşıdığı için lakap ikisinden birine yanlışlıkla aktarılmış olabilir. Ailenin iki kuşakta da "Sarı Müderris" diye anıldığı da düşünülebilir. Hüsameddin'in kendi maddelerinin çoğu lakabı toruna verir.

Üçüncü olarak, Amasya'da aynı dönemde Sârim Mustafa adını taşıyan bir başka şair vardır. Emîr İmâm Kütüphanesi'nin hâfız-ı kütüblüğünü 1213'te (1798-99) kardeşleri Hükmî Mehmed Efendi ve Tâhir Abdullah Efendi ile birlikte üstlenen Emîr İmâmzâde Sârim Mustafa Efendi, Hüsameddin'e göre kardeşleriyle şiir söyleşen bir şairdi. Oğlu olduğu anlaşılan Sârim Mehmed Efendi'nin maddesinde, babası Hâfız Seyyid Mustafa Efendi bin Sa'dullah Efendi'nin Şaban 1226'da (Ağustos-Eylül 1811) öldüğü yazılıdır. Fatîn'in sözünü ettiği kütüphane hizmeti bu aileyi akla getirse de ölüm tarihi tutmaz; Fatîn'in Sârım'ı 1259 dolaylarında ölmüştür. Bu yüzden tezkiredeki kayıt Ya'kûb Paşa müderrisi Sârim Mustafa Efendi'ye aittir, ama iki adaşın ilerideki çalışmalarda birbirinden ayrı tutulması gerekir.

Şiiri

Sârim Mustafa Efendi'nin divanı kayıptır. Hüsameddin, Sârim'in çocukları ve torunları bulunduğunu, buna rağmen divanı bulamadığını yazar. Bugün ondan kalan tek şiir, Fatîn'in tezkiresinde hayat kaydından önce verdiği beş beyitlik gazeldir. Gazel "var" redifiyle ve "hâlet, harâret, âyet, sebâhat, hayâlet" kafiyeleriyle kurulmuştur. Makta beytinde "Sârım" mahlası geçer ve şiir, gökyüzünü ay ile güneşi saklayan bir hokkabaza benzeten beyitle biter.

Kronoloji

1183 (1769-70): Büyük dedesi Hacı Süleyman Efendi Ya'kûb Paşa müderrisi olur.

7 Şaban 1192 (31 Ağustos 1778): Hacı Süleyman Efendi ölür.

1208 (1793-94): Dedesi Hâfız Mustafa Efendi ölür; müderrislik payı babası Abdullah Efendi ile kardeşlerine geçer.

1232 (1816-17): Babası Abdullah Efendi ölür; Sârim Mustafa Ya'kûb Paşa müderrisi olur.

Şaban 1259 (Ağustos-Eylül 1843): Ölür.

1269 (1853): Fatîn Dâvud, Sârim'in gazelini ve kısa hayatını içeren Hâtimetü'l-Eş'âr'ı tamamlar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar