Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Leyle-i Mi‘rāca irdük ḫoş ṣafāmuz var bizüm
Kim bu şeb bir māh ṭal‘at Muṣṭafāmuz var bizüm
Māhı gösterdi şafaḳdan reşk idüp gerdūn bize
Gördi rengīn cāmelü bir mehliḳāmuz var bizüm
‘Aḳlumı zülfi ṭaġıtdı sen daḫi ey ḫaṭ gelüp
Bir belā olma bize yiter belāmuz var bizüm
Ẓulm idüp çeşmüñ şehā her dem bize ḳan aġladur
Ol siyehkār ile ḫaylī mācerāmuz var bizüm
‘Āşıḳuz dīdāra Ca‘fer bizde cennet şevḳi yoḳ
Ol hevesden fāriġüz özge hevāmuz var bizüm

Günümüz Türkçesiyle

1. Miraç gecesine eriştik, hoş bir safamız var; çünkü bu gece ay yüzlü bir Mustafa'mız var.

2. Felek kıskanıp bize şafaktan ayı gösterdi; renkli giysili, ay yüzlü bir sevgilimiz olduğunu gördü.

3. Zülfü aklımı dağıttı; ey ayva tüyü, sen de gelip bize bir bela olma, yeter belamız var.

4. Padişahım, gözün zulmedip bize her an kan ağlatır; o kara işli ile epeyce maceramız var.

5. Ey Ca'fer, biz yüzü görmeye âşığız, bizde cennet şevki yok; o hevesten uzağız, başka sevdamız var.

Edebî ve Tarihî Yorum

Miraç Gecesinde Bir Mustafa

Matla, gazelin belli bir geceye bağlı yazıldığını gösterir: "Leyle-i Mi‘rāc", Hz. Peygamber'in göğe yükselişinin anıldığı Miraç gecesidir. Peygamberin adlarından biri olan "Muṣṭafā" ikinci mısrada kafiye kelimesi olarak gelir; ama burada ay yüzlü bir sevgiliyi anlatır. Âşık o gece bir "māh-ṭal‘at Muṣṭafā"ya, ay yüzlü bir Mustafa'ya kavuşmuştur. Sevgilinin adının Mustafa olduğu ve gazelin Miraç gecesi yapılmış bir buluşmayı anlattığı anlaşılıyor; kutsal bir gece ile bir sevgilinin adı aynı mısrada buluşur. Mustafa'nın kim olduğu bilinmez; 107. gazeldeki Pîrî gibi bu da adıyla anılan bir sevgilidir.

Kafiye "-ā" ile biter ve ardından "-muz var bizüm" ("bizim ...ımız var") redifi gelir: ṣafā, Muṣṭafā, mehliḳā, belā, mācerā, hevā. İkinci beyitte felek kıskanır ve bu gece şafaktan ayı gösterir, ama yeryüzünde renkli giysili, ay yüzlü bir sevgili olduğunu görür. Şafağın kızıllığı, sevgilinin renkli giysisine karşılık gelir. Manchester ve Kahire nüshaları bu beyitte "reşk idüp" yerine "reng idüp", Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshaları "germ olup" okur.

Yeter Belamız Var

Üçüncü beyit gündelik bir sesle konuşur: zülüf âşığın aklını dağıtmıştır; ayva tüyü de çıkıp yeni bir bela olmasın, "yiter belāmuz var bizüm", zaten yeterince belamız var. Dördüncü beyitte sevgilinin gözü "siyehkār"dır: kelime hem kara renkli hem de günahkâr, kötü işli demektir. Âşığın bu kara gözle "ḫaylī mācerā"sı, epeyce hikâyesi vardır.

Mahlas beyti cennet ile sevgilinin yüzünü karşılaştırır. Âşıklar "dīdār"a, yani yüzü görmeye âşıktır; cennet şevki onlarda yoktur. "Heves" ile "hevā" kelimeleri yan yana kullanılır: âşık cennet hevesinden uzaktır, onun başka bir hevası, sevdası vardır. Miraç gecesinin dinî havası bu son beyitte bir aşk tercihine dönüşür. Manchester ve Kahire nüshaları bu beyitte "hevesden" yerine "sebebden" okur. Nazmî'nin derlemesinde Miraç gecesine bağlanan bu gazel bulunmaz.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar