Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün
Ṭutuşdum ‘ışḳ ile bir nā-tüvānam
Eger cān ḳurtarursam pehlüvānam
Bahār-ı nāz-perverümden ayru
Ṣararmış bir ḳuru berk-i ḫazānam
Ümīdüm māhı ṭañ mı selḫ olursa
Ki bir nā-mihribāna mihribānam
Beni gel pāymāl itme ayaġuñ
Olur āzürde zīrā üstüḫvānam
Cefāda ol ne deñlü kāmil ise
Vefāda ben daḫi Ca‘fer hemānam
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşkla tutuştum, güçsüz bir zavallıyım; eğer canımı kurtarırsam pehlivanım.
2. Naz besleyen baharımdan ayrı, sararmış kuru bir güz yaprağıyım.
3. Umudumun ayı ay sonuna erip kaybolursa şaşılır mı? Çünkü bir vefasıza vefalıyım.
4. Gel, beni ayağınla çiğneme; çünkü kemiklerim ayağını incitir.
5. O cefada ne kadar kâmilse, ey Ca'fer, ben de vefada tıpkı öyleyim.
Edebî ve Tarihî Yorum
Canını Kurtaran Pehlivan
Mesnevilerde kullanılan kısa vezinle (Mefā‘īlün Mefā‘īlün Fe‘ūlün) yazılmış matla bir şakayla açılır. Âşık aşk ateşiyle tutuşmuş, güçsüz bir zavallıdır; bu ateşten canını kurtarabilirse kendisini pehlivan sayacaktır. Güçsüzlük ile pehlivanlık arasındaki uçurum, âşığın halini abartmadan, gülümseyerek anlatır. Erünsal bu matlaı, Câfer Çelebi'nin kafiyede gerekenden fazla sesi tekrarladığı, kafiyeyi zenginleştirdiği beyitler arasında gösterir: "nā-tüvānam" ile "pehlüvānam" kafiye sesinden önceki "v" ve "ü" seslerini de paylaşır. Aynı zenginlik gazelin dördüncü beytindeki "üstüḫvānam" kelimesinde de sürer.
Kafiye kelimeleri "-ānam" ile biter: nā-tüvānam, pehlüvānam, ḫazānam, mihribānam, üstüḫvānam, hemānam. Gazel kısa ve sade bir yapıdadır; her beyit âşığın kendini tanıttığı bir cümle gibi "...ım" diye biter.
Ayağı İncitecek Kemikler
Dördüncü beyit tevazu ile inceliği birleştirir. Âşık sevgiliden onu ayağıyla çiğnememesini ister, ama sebebi kendi acısı değildir: zayıflıktan kemiğe dönmüş bedeni, sevgilinin ayağını incitecektir. Âşık kendi ezilmesini değil, sevgilinin ayağının incinmesini düşünür. Manchester ve Kahire nüshaları bu beyitte "āzürde" yerine "āzār" okur.
Üçüncü beyit ay ile sevgi arasında bir ses oyunu kurar. "Selḫ", ay sonudur; ayın gökten kaybolduğu gecelerdir. Âşığın umut ayı da sona ermiştir, çünkü o bir "nā-mihribān"a, yani sevgisiz, vefasız birine "mihribān", sevgilidir. "Mihr" kelimesi hem sevgi hem güneş demektir. Mahlas beyti iki eşit ölçüyü karşılaştırır: sevgili cefada ne kadar kâmilse âşık da vefada o kadardır. Nazmî'nin mecmuasında bu kısa gazel yer almaz.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 428-429, gazel no. 137. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, "Ca‘fer Çelebi'nin Edebî Kişiliği", Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı giriş bölümü, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 65-66 (zenginleştirilmiş kafiye örnekleri). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 137 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar





