Özgün Metin
Vezin: Fâʿilâtün feʿilâtün feʿilâtün feʿilün (fa'lün). Sehî vezni yazmaz; kalıp mısraların hece yapısından çıkarıldı, ikinci mısradaki "gibi" uzatılarak okunur.
Cânum ol şûḫ-ı cihân üstine dir dir ditrer
Ten gibi rûḥ-ı revân üstine dir dir ditrer
Zülf-i miskîni ʿiẕârında perîşân olıcaḳ
Sâyeveş âb-ı revân üstine dir dir ditrer
Günümüz Türkçesiyle
1. Ten, akıp giden canın üstüne nasıl titrerse, canım da o dünya güzeli şuhun üstüne öyle tir tir titrer. (Mısra iki türlü anlaşılabilir: ikinci okuyuşta sevgilinin kendisi "akıp giden can"dır ve aşığın canı, bir ten gibi, onun üstüne titrer.)
2. Misk kokulu zülfü yanağına dağılınca, akan suyun üstündeki gölge gibi tir tir titrer.
Edebî ve Tarihî Yorum
Bir Redifin Titreyişi
İki beytin bütün hareketi "dir dir ditrer" redifinden gelir. "Dir dir", bugünkü "tir tir"dir; "ditremek" de titremenin eski söylenişidir. Redif dört mısradan üçünün sonunda tekrarlanır ve her seferinde başka bir şeyi titretir: önce aşığın canını, sonra canı üstüne titreyen teni, en sonunda suya düşen gölgeyi. Türkçede "birinin üstüne titremek" hem korkudan ve heyecandan ürpermek hem de birini çok sevip esirgemek anlamına gelir. Matla bu iki anlamı birlikte işletir: aşığın canı sevgilinin üstüne titrer, yani onu esirger ve onun karşısında ürperir.
İkinci beyitte imge gözle görülür bir sahneye dönüşür. Kara ve misk kokulu zülf, parlak yanağın üstüne dağıldığında, akarsuyun yüzeyine düşmüş bir gölge gibi kıpırdar. Divan şiirinde yanağın parlaklığı suya, saçın karanlığı gölgeye benzetilir; burada benzetme, suyun akışı yüzünden gölgenin de durmadan titremesiyle tamamlanır. "Revân" kelimesi iki beyitte iki ayrı tamlamada kullanılmıştır: ilk beyitte "rûḥ-ı revân", akıp giden can, ikinci beyitte "âb-ı revân", akan su. Aynı kelimenin iki ayrı anlamla tekrarı, parçanın iki beytini birbirine bağlar.
Kaynak ve Aidiyet
Beyitler, Sehî Bey'in 1538'de tamamladığı Heşt Bihişt'teki "Mevlânâ Türâbî" maddesinin sonunda, "Ve bu ebyât anuñdur" sözüyle verilir. Sehî'ye göre bu Türâbî, Cem Sultan'ın hocası olmuş, İstanbul'da oturan, beytülmalden akçe alan, cuma günleri vaaz eden, derviş tabiatlı bir âlimdir. Bu tanım, Hüsameddin'in Fatih ve Ayasofya vaizi olarak anlattığı Amasyalı Şuayb Efendi'nin hayatıyla örtüşür; Hüsameddin onun vaazlarında kendi beyitlerini okuduğunu da yazar. Ancak Sehî adını ve memleketini vermediği için, beyitlerin Şuayb'a aidiyeti bu iki kaydın birleştirilmesine dayanır. Elimizdeki iki beyit bir gazelin matlaı ile başka bir beytidir; gazelin geri kalanı ve mahlaslı son beyti bilinmiyor. Kimlik tartışmasının ayrıntısı Turâbî Şuayb Efendi sayfasındadır.
Kaynakça
- Sehî Beg, Heşt Bihişt, haz. Halûk İpekten, Günay Kut, Mustafa İsen, Hüseyin Ayan, Turgut Karabey, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 120, "Mevlânâ Türâbî" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191370/sehi-beg-hest-bihist.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 40-42 (e-kitap s. 490), "Turâbî Şu'ayb Efendi-Sâbıkî". https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page490.html
Çevrimiçi kaynaklar


