Özgün Metin
Nazar itdikçe o mâhpâreye cân
Gözümün nûruna virür leme'ân
Gül cemâlinden alur şâm ü seher
Ma'rifet feyzini gönlüm her an
Bunun içün viriyor teşnelere
Sözlerim âb-ı zülâl-i 'irfân
Günümüz Türkçesiyle
1. Can, o ay parçası güzele baktıkça gözümün nuruna parıltı katar.
2. Gönlüm akşam sabah, her an, onun gül gibi yüzünden irfan feyzini, yani hakikati sezme bereketini alır.
3. Bu yüzden sözlerim susamışlara irfanın berrak, tatlı suyunu sunuyor.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir üç beyittir. İlk beytin iki mısraı "cân" ve "leme'ân" sözleriyle kafiyelenir, sonraki beyitlerin ikinci mısraları da "her an" ve "'irfân" sözleriyle aynı kafiyeyi sürdürür. Bu dizilişiyle bir gazelin ilk üç beytine ya da kısa bir gazel parçasına benzer; tam bir gazel mi, yoksa bir şiirden seçilmiş beyitler mi olduğu bilinmiyor. Hüsameddin ona "fahriye" der, yani şairin kendini ve sözünü övdüğü şiir. Kaynak vezni göstermez; mısralar "fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün" kalıbına uyar görünür, bu okuma bizimdir.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiir, divan şiirinin bilinen bir düşünce zincirini üç adımda kurar. Önce sevgilinin güzelliği gelir: "mâhpâre", ay parçası, güzel yüzlü sevgilinin yaygın bir sıfatıdır ve ona bakan gözün nuru bu bakışla parlar. İkinci beyitte bu güzellik bir bilgi kaynağına dönüşür: gönül sevgilinin gül yüzünden sabah akşam "ma'rifet feyzi" alır. Tasavvufun etkisindeki divan şiirinde güzel yüz, ilahî güzelliğin bir yansıması sayılır ve ona bakmak bir tür hakikat bilgisine götürür. Üçüncü beyitte ise zincir şaire döner: gönlüne dolan bu irfan sözlerine geçmiştir ve şair, sözlerinin susamışlara "âb-ı zülâl-i 'irfân", irfanın berrak suyu olduğunu söyler. Fahriyenin övüncü burada ortaya çıkar.
Son beyitte "âb", yani su kelimesi Âbî mahlasını açıkça hatırlatır. Şair adını söylemeden, sözlerini su ile anlatarak kendini işaret etmiş olabilir. Göz, nur, parıltı, ay ve gül arasındaki ilgi ile susamışlar ve berrak su arasındaki ilgi, tenasüp sanatının örnekleridir.
Tarihî Bağlam ve Aidiyet
Şiir, Hüsameddin'in Âbî Mehmed Çelebi maddesinde, Abdî Efendi tezkiresinden yaptığı alıntının sonunda yer alır. Alıntıda dört unsur şairleri sayıldıktan sonra "Kelâmî Mustafa Efendi bunlarla dem-güzâr olurdu" denir, ardından "Kâtip, şâir, edîp, yazısı güzeldi. Şu fahrîyesi şâyân-ı dikkatdir" cümleleriyle şiire geçilir. Bu son cümleler dil bakımından en yakın özne olan Kelâmî'ye de bağlanabilir. Şiirin burada Âbî'ye verilmesinin gerekçeleri, maddenin onun maddesi olması, "kâtip" sıfatının beytülmal kâtibi Âbî'ye uyması ve son beyitteki su imgesinin Âbî mahlasıyla örtüşmesidir. Bunlar güçlü karinelerdir, ama kesin delil sayılmaz; şiirin Kelâmî Mustafa Efendi'ye ait olma ihtimali açıktır. Âbî'nin hayatı ve bu aidiyet sorunu için Âbî Mehmed Çelebi yazısına bakılabilir.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6, s. 8 (e-kitap s. 13-14), "Âbî Mehmed Çelebi-Çekemzâde", Amasya: Amasya Belediyesi, 2022. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page14.html
Çevrimiçi kaynaklar


