Âbî Mehmed Çelebi, XVII. yüzyılın ilk yarısında Amasya'da yaşamış bir kâtip ve şairdir. Babası şehrin su yollarına bakan bir suyolcuydu ve aile bu yüzden "Çekemzâde" diye anıldı. Hakkında bildiklerimiz Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki kısa maddeye ve o maddede aktarılan, bugün kayıp olan Abdî Efendi tezkiresinden alınmış birkaç satıra dayanır. Bu satırlar Âbî'yi Amasya'da "edebin dört unsuru" diye anılan dört şairden biri olarak gösterir: mahlası "su" anlamına gelen Âbî, ateşi karşılayan Âzerî, toprağı karşılayan Türâbî ve havayı karşılayan Hevâyî ile birlikte.

Âbî'den bugüne iki parça şiir ulaşmıştır. Biri, dostu Âzerî İbrâhim Efendi ile mahlaslarına dayanarak yaptıkları atışmadan kalan dört mısralık bir kıtadır. Öteki, Hüsameddin'in maddesinde Abdî Efendi'den yapılan alıntının ardından verilen üç beyitlik bir fahriyedir. Bu ikincisinin Âbî'ye ait olduğu kuvvetle muhtemeldir, ama metnin dizilişi yüzünden kesin değildir; aşağıda "Kaynakların Durumu" bölümünde bu nokta ayrıca ele alınmıştır. Her iki şiir bu kategoride ayrı yazılarda özgün metni, günümüz Türkçesiyle aktarımı ve yorumuyla verilmiştir.

Hüsameddin'in Maddesi

Madde Amasya Tarihi'nin altıncı cildinde, şahısların ad sırasıyla dizildiği bölümde "Âbî Mehmed Çelebi-Çekemzâde" başlığıyla yer alır. Özgün metin şöyledir:

Âbî Mehmed Çelebi-Çekemzâde Amasyalıdır. Suyolcululardan Çekem Osmân'ın oğludur. "Çekem", Amasya'da "su yolcu" demektir. Fuzalâ ve üdebâ-yı mevâlîden Mü'eyyedzâde Pîrî Ahmed Çelebi'den ilm, edebiyat, kitâbet tahsîl ederek beytü'l-mâl kâtibi oldu. Uzun müddet bu kitâbetle kana'at edib 1039 senesi hilâlinde vefât etdi. Abdî Efendi Tezkiresinde diyor ki: Bu zamanın üdebâsından Âzerî, Türâbî, Hevâyî ile musâhabât ve mutâyebâtı vardır. Bunlara "anâsır-ı erbaa'-ı edeb" denirdi. Kelâmî Mustafa Efendi bunlarla dem-güzâr olurdu. Kâtip, şâir, edîp, yazısı güzeldi. Şu fahrîyesi şâyân-ı dikkatdir.

Günümüz Türkçesiyle: Âbî Mehmed Çelebi Amasyalıdır. Suyolculardan Çekem Osman'ın oğludur; "çekem" Amasya'da su yolcusu demektir. İlmiye sınıfının faziletli ve edip kişilerinden Mü'eyyedzâde Pîrî Ahmed Çelebi'den ilim, edebiyat ve kâtiplik öğrenerek beytülmal kâtibi oldu. Uzun süre bu kâtiplikle yetindi ve 1039 (1629-30) yılı içinde öldü. Abdî Efendi tezkiresinde şöyle der: Bu zamanın ediplerinden Âzerî, Türâbî ve Hevâyî ile sohbetleri ve şakalaşmaları vardı; bunlara "edebin dört unsuru" denirdi. Kelâmî Mustafa Efendi de onlarla vakit geçirirdi. Kâtip, şair ve edipti, yazısı güzeldi. Şu fahriyesi dikkate değer.

Hayatı

Âbî'nin doğum tarihi bilinmiyor. Babası Çekem Osman, Amasya'nın su yollarına bakan suyolculardan biriydi. Hüsameddin'in "çekem" kelimesinin Amasya'da su yolcusu anlamına geldiğini özellikle açıklaması, ailenin lakabının bu meslekten geldiğini gösterir; kelimenin bu anlamı başka bir kaynakta doğrulanamamıştır. Âbî mahlasının "su" anlamına gelmesi de aile adıyla uyumludur. Mahlasın bilerek bu yüzden seçilmiş olabileceği ise bizim çıkarımımızdır, kaynakta böyle bir açıklama yoktur.

Hocası Mü'eyyedzâde Pîrî Ahmed Çelebi, Amasya'nın tanınmış ilim ailelerinden birine mensuptu. Hüsameddin'in yedinci ciltteki maddesine göre yıllarca Amasya'da ders vermiş, Pervâne Bey vakfına mütevelli olmuş, Trabzon, çeşitli sancaklar ve Erzurum kadılıklarında bulunmuş, 1014'te Mehmed Paşa Medresesi ile emekliye ayrılmış ve Ramazan 1017'de (Aralık 1608-Ocak 1609) ölmüştü. Hüsameddin onu edip, şair, hattat ve kâtip bir âlim olarak tanıtır. Âbî'nin ondan ilim ve edebiyatın yanında kâtipliği de öğrenmesi, güzel yazısıyla anılmasını açıklar. Kitaplarını Sultan Bayezid kütüphanesine vakfettiği de aynı maddede kayıtlıdır.

Âbî beytülmal kâtibi oldu ve uzun süre bu görevle yetindi. Beytülmal, sahipsiz kalan mirasların ve kamuya düşen malların kaydını tutan hazine dairesiydi; kâtibi bu kayıtları yazar, hesabını tutardı. Hüsameddin'in "kana'at edib" sözü daha yüksek bir makam aramadığını ima eder. Âbî 1039 yılı içinde, yani 1629 yazı ile 1630 yazı arasında öldü. Ölüm yeri ve mezarı hakkında bilgi yoktur.

Amasya ile Bağı ve Edebî Çevresi

Âbî Amasyalıdır ve kayıtlara göre bütün hayatı bu şehirde geçmiştir. Edebî çevresi de Amasya'nın çevresidir. Bu çevreyi bize tanıtan Abdî Efendi, Amasya şairlerini ve şiirlerini toplayan bir tezkire yazmış ve 1087 (1677) yılında ölmüştü. Hüsameddin tezkirenin bir nüshasını ele geçirdiğini, ama bu nüshanın yandığını yazar. Bugün tezkireden yalnız Hüsameddin'in kendi maddelerine aldığı parçalar biliniyor; bu parçalar sitede Abdî Efendi tezkiresi yazısında bir araya getirilmiştir.

Abdî Efendi'nin naklettiği "anâsır-ı erbaa-i edeb" ifadesi, dört şairin mahlaslarıyla eski tabiat anlayışının dört unsurunu karşılamasından doğmuştur: "âb" su, "âzer" ateş, "türâb" toprak, "hevâ" hava demektir. Bu dört şairin sohbet ve şakalaşmaları Amasya'da adı konmuş bir meclis havası yaratmış olmalıdır. Âzerî İbrâhim Efendi mahkeme başkâtibi, müderris ve naipti; onunla yaptığı atışma Âbî'den kalan kıtanın kaynağıdır. Âzerî 1025 (1616) dolaylarında öldüğüne göre bu atışma o tarihten önce, Âbî'nin gençlik ya da orta yaş yıllarında söylenmiş olmalıdır. Türâbî Mustafa Efendi'yi Hüsameddin ayrıca "Amasya'nın anâsır-ı edebinden biri" diye anar; 1040 (1630) yılında, Âbî'den bir yıl kadar sonra ölmüştür. Hevâyî'nin kimliği ise belli değildir. Amasya Tarihi'nde Hevâyî lakaplı Âhû Hatun adında bir kadının maddesi vardır, ama orada yalnız bir türbe vakfından söz edilir; onun bu dörtlüdeki Hevâyî olduğuna dair bir kayıt bulunmaz. Kelâmî Mustafa Efendi de dört unsurun dostlarındandı.

Şiiri

Âbî'nin bir divanı ya da başka bir eseri bilinmiyor. Hüsameddin'in aktardığı iki parça, onun şiirinden bize ulaşan her şeydir. Birincisi dört mısralık bir kıtadır ve Hüsameddin onu Âzerî İbrâhim Efendi'nin maddesinde, Abdî Efendi tezkiresinden alarak verir. Âzerî "dünyanın temeli benim özümdür" diyerek ateşin gücüyle övünür. Âbî ise ateşin ne kadar keskin olursa olsun suyla söndüğünü, yıldırımın bile suya düşünce çakmaz olduğunu söyleyerek cevap verir. Yayıncıların notuna göre Âbî'nin kıtası Hüsameddin'in yazma nüshasında on dördüncü sayfadadır; müellif sonradan kenara başka bir madde eklediği için baskıda Âzerî'nin kıtasının hemen ardından verilmiştir.

İkincisi üç beyitlik bir fahriyedir, yani şairin kendi sözünü övdüğü bir şiirdir. Gönlü sevgilinin gül yüzünden sabah akşam irfan feyzi alır; bu yüzden sözleri susamışlara "âb-ı zülâl-i ‘irfân", irfanın berrak suyunu sunar. Son beyitteki su imgesi Âbî mahlasıyla örtüşür ve şiirin bütün iddiası bu kelime oyununa bağlanır.

Elimizdeki iki parça, şairin genel karakteri hakkında hüküm vermeye yetmez. Yine de ikisinde de mahlasını şiirin malzemesi yapan, meclis şakasına yatkın ve kendi sözünün değerini bilen bir kâtip şair görünür. Bu çalışmada tezkirelerde ya da başvuru eserlerinde Âbî Mehmed Çelebi'ye ait başka bir kayda rastlanmamıştır.

Kaynakların Durumu

Âbî hakkındaki bütün bilgi tek bir kaynağa, Hüsameddin'e, onun da bir bölümü kayıp Abdî Efendi tezkiresine dayanır. Bu yüzden ne hayatı ne de şiirleri başka bir tanıkla denetlenebilir. Asıl belirsizlik fahriyenin aidiyetindedir. Hüsameddin'in maddesinde Abdî Efendi'den yapılan alıntı, dört unsuru sayan cümleden sonra "Kelâmî Mustafa Efendi bunlarla dem-güzâr olurdu" cümlesiyle sürer ve hemen ardından "Kâtip, şâir, edîp, yazısı güzeldi. Şu fahrîyesi şâyân-ı dikkatdir" denir. Dil bakımından bu son iki cümle en yakın özne olan Kelâmî'ye de, maddenin konusu olan Âbî'ye de bağlanabilir.

Şiiri burada Âbî'ye vermemizin üç gerekçesi vardır: madde Âbî'nin maddesidir ve Hüsameddin başka bir kişinin şiirini aktarırken genellikle adını anar; "kâtip" sıfatı beytülmal kâtibi olan Âbî'ye uyar; son beyitteki "âb-ı zülâl" ise Âbî mahlasına açık bir göndermedir. Bunlar güçlü karineler olmakla birlikte kesin delil değildir ve fahriyenin Kelâmî Mustafa Efendi'ye ait olma ihtimali açık kalmaktadır. Bu bir çıkarımdır ve şiir sayfasında da aynı biçimde belirtilmiştir.

Kronoloji

1017 (1608-09): Hocası Mü'eyyedzâde Pîrî Ahmed Çelebi'nin ölümü.

1025 (1616) dolayları: Atıştığı dostu Âzerî İbrâhim Efendi'nin ölümü.

1039 (1629-30): Âbî Mehmed Çelebi'nin ölümü.

1040 (1630): Dört unsurdan Türâbî Mustafa Efendi'nin ölümü.

1087 (1677): Âbî'yi tezkiresine alan Abdî Efendi'nin ölümü.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar