Özgün Metin

Ne kadar keskin olursa Âzer
Şiddetimle söyünür yakmaz olur
Yıldırım olsa da bâk eylemezem
Suya düşerse hemân çakmaz olur

Günümüz Türkçesiyle

1. Ateş (Âzer) ne kadar keskin olursa olsun, benim şiddetimle söner, artık yakamaz olur.

2. Yıldırım bile olsa korkmam; suya düştü mü hemen çakmaz olur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir iki beyitlik bir kıtadır; ikinci ve dördüncü mısralar "yakmaz olur" ve "çakmaz olur" sözleriyle biter. Burada "olur" rediftir, yani her mısranın sonunda aynen tekrarlanan sözdür; kafiye "yakmaz" ile "çakmaz" kelimelerindeki "-akmaz" sesleriyle kurulur. Kaynak vezni göstermez. Kıta, Âzerî İbrâhim Efendi'nin "Dünyâ temeli benim özümdür" diye başlayan kıtasına verilmiş bir cevaptır ve ancak onunla birlikte okununca tam anlaşılır.

Anlam ve Söz Sanatları

Kıtanın bütün nüktesi iki şairin mahlaslarına dayanır. "Âzer" Farsçada ateş, "âb" sudur. Âzerî kendi kıtasında ateşin diliyle konuşmuş, dünyanın temelinin kendi özü olduğunu, cihanın onun nuruyla aydınlandığını, ona yaklaşmamak gerektiğini söylemişti. Âbî ise suyun diliyle cevap verir: ateş ne kadar keskin olursa olsun suyun şiddetiyle söner. İlk mısradaki "Âzer" kelimesi hem ateşi hem de rakip şairi gösterir; bu, kelimenin iki anlamını birlikte işleten tevriye sanatıdır. "Söyünür" kelimesi eski Türkçede "söner" demektir, "bâk" ise korku anlamına gelir.

İkinci beyitte Âbî iddiasını daha da yükseltir. Ateşin en korkuncu sayılan yıldırımdan bile korkmaz, çünkü yıldırım suya düşünce çakmaz, sönüp gider. Ateşle yıldırım, yakmak ile çakmak, söndürmek ile suya düşmek arasında kurulan bu ilgi, aynı alandan kelimelerin bir arada kullanılması demek olan tenasüp sanatına örnektir. Hüsameddin iki şairin bu karşılıklı kıtalarını "mulâtafe ve mufâhare", yani şakalaşma ve övünme yarışı diye niteler; kıtadaki sertlik bu yüzden dostlar arasındaki bir meclis şakasının sertliğidir.

Tarihî Bağlam

Kıta, Abdî Efendi'nin bugün kayıp olan Amasya şairleri tezkiresinden Hüsameddin aracılığıyla gelir. Hüsameddin onu Âzerî İbrâhim Efendi'nin maddesinde, Âzerî'nin kıtasının hemen ardından verir. Yayıncıların notuna göre Âbî'nin dizeleri Hüsameddin'in yazma nüshasında on dördüncü sayfadadır; müellif sonradan kenara başka bir madde eklediği için baskıda Âzerî'nin kıtasıyla aynı sayfada gösterilmiştir. Âbî ile Âzerî, Amasya'da "anâsır-ı erbaa-i edeb", yani edebin dört unsuru denen şair dörtlüsünün su ve ateş üyeleriydi; öteki ikisi toprağı karşılayan Türâbî ve havayı karşılayan Hevâyî idi. Âzerî 1025 (1616) dolaylarında öldüğüne göre bu atışma o tarihten önce söylenmiş olmalıdır. Âbî'nin hayatı için Âbî Mehmed Çelebi, atışmanın öteki yarısı için Âzerî İbrâhim Efendi yazısına bakılabilir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar