Özgün Metin
Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (Hüsameddin'in notunda vezin yoktur; ölçü tarafımızdan belirlenmiştir)
Çün cemâlin gördü mescidde imâm ey dil-rübâ
Arkasın mihraba döndürdü yüzün senden yana
Çün teveccüh sanadır sensin dil ü cân kıblesi
Kaşların takın koyup mihrâba secde sehv ola
Göricek kaddîn kıyâmen secdeye vardım revân
Dilde tekrar eyledim sübhân-ı rabbî zü’l-‘alâ
Tâ’atim safın sımışdur nâ-müselmân gözlerin
Suretâ gerçi ki kıldım ehl-i safa iktidâ
Sen dururken bir kuru dîvâra kim secde ider
Zâhir ü bâtın niyâzım sanadır bilür Hudâ
Dilde pinhân güft ü gûyun zevkidir fikrim benim
Zâhiren halk ile gerçi eylerem zikr ü du’â
Sen Celîlî âsitân-ı yâri eyle secde-gâh
Hânkâh ü mescide varsun n’ola ehl-i riyâ
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gönül çelen, imam mescitte senin yüzünü görünce sırtını mihraba döndü, yüzünü sana çevirdi.
2. Madem yönelinecek yer sensin, gönlün ve canın kıblesi sensin; kaşlarının kemerini bırakıp mihraba secde etmek yanılgı olur. (Namazdaki bir yanlışlık için yapılan "sehiv secdesi" de hatırlatılır.)
3. Boyunu görür görmez ayakta durduğum yerden hemen secdeye kapandım; gönlümde "Sübhâne rabbiye'l-a'lâ", yani "Yüce Rabbimi tenzih ederim" tesbihini tekrarladım.
4. Kâfir gözlerin ibadetimin safını kırdı, saflığını bozdu; görünüşte gerçi ben de saf tutanlara, temiz kalpli cemaate uydum.
5. Sen dururken kim kuru bir duvara secde eder? Açıkta da gizlide de yalvarışım sanadır; bunu Allah bilir.
6. Gerçi görünüşte halkla birlikte zikir ve dua ederim, ama aklımdaki tek şey gönlümde seninle gizlice konuşmanın zevkidir.
7. Ey Celîlî, sen yârin eşiğini secde yeri edin; gösteriş düşkünleri tekkeye ve mescide giderlerse gitsinler, ne çıkar.
Edebî ve Tarihî Yorum
Namazın Diliyle Bir Aşk Gazeli
Gazelin her beytinde namazın bir kelimesi geçer: imam, mihrap, kıble, secde, kıyam, tesbih, saf, iktida, zikir, dua, tekke ve mescit. Şair bu kelimelerin hepsini sevgiliye çevirir. İlk beyitte imamın kendisi sevgilinin yüzünü görünce sırtını mihraba dönmüştür; ibadeti yöneten kişi bile yönünü şaşırmıştır. İkinci beyit bu şaşkınlığa bir gerekçe bulur: gerçek kıble sevgilidir, kemer biçimli kaşları da mihraptır. Divan şiirinde kaş ile mihrap arasındaki benzerlik çok bilinen bir mazmundur; Celîlî onu bir adım ileri götürüp mihraba secde etmeyi bir yanılgı sayar. "Secde sehv ola" sözü bir yanda "secde yanlış olur" demektir, öte yanda namazdaki yanlışlığı telafi etmek için yapılan sehiv secdesini hatırlatır. Bu iki anlamlı söyleyiş tevriyedir.
Üçüncü beyit namazın hareketlerini sırayla sahneye koyar. Sevgilinin "kadd"i, yani boyu, ayakta durmayı anlatan "kıyâm" ile yan yana gelir: ayakta duran âşık, ayakta duran sevgiliyi görünce secdeye kapanır ve secdede okunan tesbihi tekrarlar. Dördüncü beyitte "saf" kelimesi iki yere çekilir. Namazda yan yana durulan sıra da saftır, gönül temizliği de; "ehl-i safa" sözü ise hem saf tutan cemaati hem de gönlü arı insanları çağırır. Sevgilinin "nâ-müselmân", yani acımasız, kâfir gözleri ibadetin safını kırmıştır. "Sımak" kırmak demektir ve eski Türkçenin yaşayan kelimelerindendir.
Riya Eleştirisi
Son üç beyitte ton değişir. Beşinci beyitteki "kuru duvar" mihrabın kendisidir; sevgili karşısında taş bir duvara yönelmek anlamsız görülür. Altıncı beyit görünüş ile iç arasındaki ayrılığı açıkça söyler: dışarıdan bakan, şairi halkla birlikte zikreden biri sanır, oysa gönlü başka bir sohbetle meşguldür. Makta beytinde şair mahlasıyla kendine seslenir ve tekkeye, mescide gidenleri "ehl-i riyâ", yani gösteriş için ibadet edenler diye niteler. Bu, divan şiirinde zâhide ve sofuya yöneltilen bilinen eleştirinin bir örneğidir. Sitem ibadetin kendisine yönelmez, içten olmayan biçimine yönelir; beyit, gerçek yönelişin aşk olduğunu söyleyen tasavvufî anlayışla da okunabilir.
Kime ve Kimin Tarafından
Gazel, Hüsameddin'in Celîlî Mehmed Çelebi maddesine düştüğü bir notta yer alır. Notun ilk sözü "Dârâ Çelebî hakkında söylediği gazeli şudur"dur; kaynak olarak Edirneli Nazmî'nin Mecma'u'n-Nezâ'ir'i gösterilir. Dârâ Çelebi, Celîlî'nin akrabası olan ve onun yanında büyüyen, güzelliğiyle Amasya şairlerine konu olmuş bir gençti. Hüsameddin onun maddesinde de aynı bağı kurar ve gazele ilham verenin Dârâ'nın güzelliği olduğunu söyler. Gazelin içinde Dârâ'nın adı geçmez; bu bilgi Hüsameddin'e aittir ve dayanağını açıklamaz.
Aidiyet de tartışmaya açıktır. Mecma'u'n-Nezâ'ir şairleri mahlaslarıyla verir ve aynı yıllarda "Celîlî" mahlasını kullanan birden çok şair vardı; bunların en tanınmışı, divanı ve hamsesi olan Bursalı Hâmidîzâde Celîlî'dir. Mecmuada bu mahlasla yer alan bir gazelin Amasyalı Celîlî'ye ait olduğunu mahlas tek başına göstermez. Gazelin Hâmidîzâde Celîlî'nin divanında bulunup bulunmadığı ve M. Fatih Köksal'ın mecmua neşrinde kimin adına kaydedildiği görülemedi. Metin, Hüsameddin'in kaydına uyularak Amasyalı Celîlî'nin şiirleri arasında verilmiştir. Şairin hayatı Celîlî Mehmed Çelebi sayfasında, gazelin hitap ettiği gencin hikâyesi Dârâ Çelebi sayfasında anlatılır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 145 (e-kitap s. 521-522), "Celîlî Mehmed Çelebi-Pîr Sun'ullâhzâde" maddesi, 223 numaralı dipnot (Mecma'u'n-Nezâ'ir'den). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page521.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, s. 156 (e-kitap s. 157), "Dârâ Çelebi-Güzel" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page157.html
Akademik çalışmalar
- M. Fatih Köksal, "Mecmau'n-nezâir", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, Ankara 2003. https://islamansiklopedisi.org.tr/mecmaun-nezair
- Hasan Aksoy, "Celîlî, Hâmidîzâde", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 7, İstanbul 1993. https://islamansiklopedisi.org.tr/celili-hamidizade
Çevrimiçi kaynaklar

