Amasya'da "Güzel Dârâ Çelebi" diye anılan bu kâtip, şiirinden çok yüzünün güzelliğiyle hatırlanmış bir şairdir. XVI. yüzyılın ilk yarısında şehrin şairleri onun için yıllarca gazel ve destan yazmış, kendisini yetiştiren akrabası Celîlî Mehmed Çelebi de bir gazelinde ondan ilham almıştır. Konya'da doğmuş, çocukken babasıyla Amasya'ya gelmiş, sancak divanında kâtiplik ettikten sonra Şehzade Mustafa'nın divan kâtibi olmuş ve 960 (1553) Şevvalinde şehzadenin öldürülmesinin ardından hayatını kaybetmiştir. Bildiklerimiz Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki maddesine, babası ile akrabasının maddelerine dayanır; kendi kaleminden bir satır elde değildir.

Hüsameddin'in Kaydı

Amasya ricâlinden Konya vâlîsi Şehzâde Sultân Şehinşâh nişâncısı Pir Sunullahzâde İsfendiyâr Çelebi bin Abdülcelil Çelebi mahdûmudur. Konya'da doğdu. 918'de pederiyle beraber Amasya'ya gelip ikâmet etdi. Hüsn-i cemâliyle teferrüd etmiş bir âfet olduğundan Güzel Dârâ Çelebi dendi. Pederi küçük yaşında vefât edib akrâbasından ve şuarâdan Celilî Mehmed Çelebi yanında büyüdü. Amasya'nın şuarâ ve üdebâsına yıllarca gazel ve dâstân mevzu olup hakkında hüsn ü cemâlini tasvîr eden nice gazeller ve dâstânlar yazıldı. Hatta Celîlî bile yukarıda yazılan gazelini tanzîm ederken bunun hüsnünden ilhâm almışdı. Amasya'da tahsîl-i ilm ü kitâbet ederek divân-ı livâ ketebesinden oldu. Ba'dehû Amasya'ya vâlî olarak gelen Şehzâde Sultân Mustafa zamanında divân kâtibi oldu. 960 şevvâlinde Şehzâdenin şehâdetinden sonra vefât etdi. Kâtib, şâir, edîb, afîf idi. Gonca Keyvan Bey bundan sonra iştihâr etmişdi.

Bugünkü dille: Amasya'nın ileri gelenlerinden, Konya valisi Şehzade Sultan Şehinşah'ın nişancısı Pîr Sunullahzâde İsfendiyâr Çelebi bin Abdülcelîl Çelebi'nin oğludur. Konya'da doğdu. 918'de (1512-13) babasıyla birlikte Amasya'ya gelip yerleşti. Güzelliğiyle herkesten ayrılan bir "âfet" olduğu için ona Güzel Dârâ Çelebi dendi. Babası o küçükken ölünce akrabası olan şair Celîlî Mehmed Çelebi'nin yanında büyüdü. Yıllarca Amasya şair ve ediplerinin gazellerine, destanlarına konu oldu; güzelliğini anlatan pek çok gazel ve destan yazıldı. Celîlî bile, kitapta daha önce aktarılan gazelini yazarken onun güzelliğinden ilham almıştı. Amasya'da ilim ve kâtiplik öğrenerek sancak divanının kâtiplerinden oldu. Sonra Amasya'ya vali olarak gelen Şehzade Sultan Mustafa zamanında divan kâtibi oldu. 960 Şevvalinde (Eylül-Ekim 1553), şehzadenin öldürülmesinden sonra vefat etti. Kâtip, şair, edip ve iffetli bir kişiydi. Gonca Keyvan Bey (güzelliğiyle) ondan sonra ün kazanmıştı.

Konya'dan Amasya'ya

Dârâ Çelebi'nin ailesi, Amasya'da "Saraçlar şeyhi" diye bilinen Halvetî Pîr Sun'ullah'ın soyundandır. Babası İsfendiyâr Çelebi, kadı Abdülcelîl Çelebi'nin oğluydu; Amasya'da okuduktan sonra II. Bayezid'in Amasya'da doğan oğlu Şehzade Şehinşah'ın hizmetine girmiş, onunla Manisa'ya gidip divan kâtibi olmuş, şehzade 896'da (1490-91) Konya'ya geçince oraya da uymuş ve nişancılığa yükselmişti. Dârâ'nın Konya'da doğması bu yıllara bağlanır. Şehinşah 917'de (1511) Konya'da öldü.

Ailenin Amasya'ya dönüş tarihi iki maddede farklıdır. Babasının maddesi İsfendiyâr Çelebi'nin şehzadenin ölümü üzerine, şehzadenin hocası Hayreddîn Hızır Efendi ile birlikte Amasya'ya gelip emekli aylığı aldığını söyler. Dârâ'nın maddesi ise 918 yılını verir. Hüsameddin'in Şehinşah maddesi bu farkı kısmen açıklar: Şehinşah ölünce oğlu Şehzade Mehmed Konya valisi olarak kalmış, babasının adamları da yanında kalmıştı; nişancı olarak "İsfendiyaroğlu Abdülcelîl Çelebi" anılır. Yavuz Sultan Selim'in Safer 918'de tahta çıkmasından sonra Mehmed boğdurulmuş, lalası ile hocası Amasya'ya gönderilmiştir. Burada baba ile dedenin adları yer değiştirmiş görünür; doğru okunursa İsfendiyâr Çelebi'nin Şehzade Mehmed'in yanında nişancılığı sürdürdüğü ve aileyle birlikte ancak 918'de Amasya'ya döndüğü anlaşılır. Bu, iki kaydı uzlaştıran bir yorumdur, kaynak bunu açıkça söylemez.

Celîlî'nin Evinde

Babası kısa süre sonra ölünce çocuk, ailenin şair kolundan Celîlî Mehmed Çelebi'nin yanında büyüdü. Celîlî, Münîrî'nin öğrencisi, Şehzade Ahmed'in Amasya'daki müderris ve şair musahiplerinden biriydi; 918'deki karışıklıkta bir süre sürgün edilmiş, 920'de (1514) Yavuz Sultan Selim Amasya'ya geldiğinde Atabeg Gâzi Medresesi'ni almış, 926'dan sonra kadılık yapmış ve 943'te (1536-37) Amasya'da ölmüştü. Hüsameddin ikisini yalnızca "akraba" diye bağlar. Celîlî kadı Abdüsselâm Çelebi bin Abdülcelîl Çelebi'nin oğlu olduğuna göre, iki aile aynı Abdülcelîl'den geliyorsa Celîlî, Dârâ'nın babasının yeğeni, yani Dârâ'nın amcazadesi olur; ancak iki maddede soy zinciri tam aynı biçimde yazılmamıştır.

Dârâ'nın ününü yapan güzelliği de bu yıllara, gençliğine aittir. Hüsameddin'in "yıllarca gazel ve dâstân mevzu" olduğunu söylediği şiirlerden yalnız biri adıyla bilinir: Celîlî'nin, Mecma'u'n-Nezâ'ir adlı nazire mecmuasından aktarılan ve Hüsameddin'in "Dârâ Çelebi hakkında söylediği gazel" diye kaydettiği "Çün cemâlin gördü mescidde imâm ey dil-rübâ" mısraıyla başlayan gazeli. Şiir baştan sona mescit benzetmesine kurulur: sevgilinin yüzünü gören imam sırtını mihraba döner, kaşlar mihrap olur, boyunu gören âşık secdeye kapanır; makta beytinde şair, gösteriş için tekkeye ve mescide gidenleri bırakıp yârin eşiğini secdegâh edinmeyi kendine öğütler. Gazel Hüsameddin'in kaydında Celîlî'ye verilir (aidiyeti tartışmalıdır); Dârâ Çelebi bu şiirde yalnızca hitap edilen sevgilidir.

Maddenin son cümlesi bu ünün bir kuşak sonra el değiştirdiğini anlatır: "Gonca Keyvan Bey bundan sonra iştihâr etmişdi." Gonca Keyvan Bey, Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki gözdelerinden, çiçek adlarıyla anılan genç beylerin en tanınmışıdır; çevresindeki şairlerin onun için yazdıkları Şehzade Mustafa (Muhlisî): Şiirleri ve Amasya Çevresindeki Şairler yazısında geçer. Hüsameddin'in cümlesi, Amasya şiirinde bir güzelin yerini ötekine bırakmasını kaydeden bir yerel hafıza notu gibidir.

Şehzade Mustafa'nın Divan Kâtibi

Dârâ Çelebi Amasya'da ilim ve kâtiplik öğrendi, sancak divanında kâtip oldu. Şehzade Mustafa Amasya'ya vali olarak gelince onun divanına geçti. Mustafa'nın Amasya'ya atanması Hüsameddin'e dayanan çalışmalarda 1538, başka kaynaklarda 948 (1541) olarak verilir; Dârâ'nın divan kâtipliği bu tarihten şehzadenin 6 Ekim 1553'te, yani Şevval 960'ta Konya Ereğlisi yakınındaki ordugâhta öldürülmesine kadar süren yıllara düşer. Hüsameddin onun ölümünü "şehzadenin şehâdetinden sonra" diye aynı aya bağlar, ama nasıl öldüğünü yazmaz. Şehzadenin ölümüyle Amasya'daki divanının dağıldığı bilinir; Dârâ'nın ölümünün bu olaylarla bir bağı olup olmadığı kaynaktan çıkarılamaz. Ölümünde, Konya'da doğduğu yıllar düşünülürse, kırk yaşını geçmiş olmalıdır.

Şiiri

Şiirlerine ulaşılamamıştır. Elde kalan tek şiir onun değil, onun hakkında yazılmış olan Celîlî gazelidir. Hüsameddin onu "kâtib, şâir, edîb" diye niteler ama kaleminden tek mısra kaydetmez; bir mahlas kullanıp kullanmadığı da bilinmiyor. "Dârâ", eski İran hükümdarı Dara'nın adıdır ve divan şiirinde güç ve ihtişamın simgesi olarak sık geçer; maddede ise mahlas olarak geçmez, kişinin adı olarak kullanılır. Hüsameddin'in kaydı sözlüğüyle birlikte Dârâ Çelebi-Güzel adıyla yer alır; babasının hayatını ve Şehinşah çevresini İsfendiyâr Çelebi-Şeyh Sûnullahzâde, Celîlî'yi ise Celîlî Mehmed Çelebi-Pîr Sun'ullâhzâde maddeleri anlatır.

Kronoloji

896 (1490-91): Babası İsfendiyâr Çelebi, Şehzade Şehinşah'la Konya'ya gider; Dârâ sonraki yıllarda Konya'da doğar.

917 (1511): Şehzade Şehinşah Konya'da ölür.

918 (1512-13): Dârâ babasıyla Amasya'ya gelir.

943 (1536-37): Onu yetiştiren Celîlî Mehmed Çelebi Amasya'da ölür.

1538 ya da 948 (1541): Şehzade Mustafa Amasya valisi olur; Dârâ onun divan kâtibi olur.

Şevval 960 (Ekim 1553): Şehzade Mustafa'nın öldürülmesinin ardından Dârâ Çelebi ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar