Şehzade Ahmed'in Amasya'daki meclisinde şairlerle oturup kalkan müderrislerden biri olan Celîlî Mehmed Çelebi, o meclis dağıldıktan sonra kadılık yoluna girmiş bir şairdir. Münîrî'den ders almıştı; soyu Amasya'nın Halvetî büyüklerinden Pîr Sun'ullah'a çıkar. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu "kibâr-ı kudât u şu'arâdan", yani büyük kadılardan ve şairlerden biri sayar ve 943'te (1536-37) Amasya'da öldüğünü yazar. Bugün ona bağlanan tek şiir, Hüsameddin'in Mecma'u'n-Nezâ'ir adlı nazire mecmuasından aktardığı yedi beyitlik bir gazeldir. Hüsameddin bu gazelin, Celîlî'nin yanında büyüttüğü akrabası Güzel Dârâ Çelebi için yazıldığını söyler. Mecmuadaki "Celîlî" mahlasının hangi Celîlî'ye ait olduğu ise ayrıca tartışılmalıdır.

Hüsameddin'in Kaydı

Amasya Tarihi'nin sekizinci cildinde, "cim" harfiyle başlayan adlar arasında yer alan madde şöyledir:

Amasyalıdır. Kudâttan Abdüsselâm Çelebi bin Abdulcelîl Çelebi bin Pîr Sun'ullâh Halvetî mahdûmudur. Amasya'da Mevlânâ Münîrî Çelebi'den ulûm-ı edebîyye ve şer'iyyeyi ahz edib Şehzâde Sultân Ahmed devrinde müderris ü şu'arâsıyla musâhib oldu. 918'de Şehzâde-i müşârün-ileyhin gaybûbetinde bir müddet menkûb olup 920'de Sultân Selîm Hân'ın Amasya'yı teşrîfinde Atabeg Gâzi medresesiyle taltîf edildi. 926'da kâdı olup devr-i bilâd ederek 943'de Amasya'da vefât etdi. Kibâr-ı kudât u şu'arâdan idi. Mahdûmları Abdüsselâm, Abdulcelîl, Abdul'alîm Efendiler meşâhîr-i kudâttandırlar.

Bugünün Türkçesiyle: Amasyalıdır. Kadılardan Abdüsselâm Çelebi'nin oğludur; Abdüsselâm, Abdülcelîl Çelebi'nin, o da Pîr Sun'ullah Halvetî'nin oğludur. Amasya'da Mevlânâ Münîrî Çelebi'den edebî ve şer'î ilimleri öğrendi; Şehzade Sultan Ahmed devrinde müderris ve şehzadenin şairleriyle sohbet arkadaşı oldu. 918'de (1512) şehzade Amasya'dan uzaktayken bir süre gözden düşüp sıkıntı çekti; 920'de (1514) Sultan Selim Han Amasya'ya geldiğinde Atabey Gazi Medresesi ile ödüllendirildi. 926'da (1520) kadı oldu, şehir şehir dolaştı ve 943'te Amasya'da öldü. Büyük kadılardan ve şairlerden biriydi. Oğulları Abdüsselâm, Abdülcelîl ve Abdülalîm efendiler tanınmış kadılardandır.

Hayatı ve Amasya Yılları

Celîlî'nin gençliği, Amasya'nın şehzade sarayının en parlak yıllarına denk gelir. II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed, 1481'den 1512'ye kadar Amasya valisiydi ve sarayında şairleri, âlimleri bir araya toplayan bir meclis kurmuştu. Celîlî'nin hocası Münîrî de bu çevrenin adamıydı; nişancılık yapmış, Türk edebiyatının en uzun manzum siyerini yazmış bir şairdi. Hüsameddin'in "şu'arâsıyla musâhib" sözü, Celîlî'nin şehzadenin şairleriyle oturup kalkan, sohbetlerine katılan bir müderris olduğunu anlatır.

918 yılı bu çevrenin dağıldığı yıldır. Yavuz Sultan Selim tahta çıkmış, Şehzade Ahmed taht kavgasına girişmiş ve Amasya'dan ayrılmıştı. Hüsameddin'in "gaybûbet" dediği bu ayrılık sırasında Celîlî'nin "menkûb", yani felakete uğramış, gözden düşmüş olarak kaldığı yazılır; ne yaşadığı ayrıntılı anlatılmaz. Yeni padişahın 920'de Amasya'ya geldiğinde ona Atabey Gazi Medresesi'ni vermesi, Şehzade Ahmed'in adamlarından bir kısmının kısa sürede affedildiğini gösterir. 926'dan sonra Celîlî kadılık yoluna girmiş, "devr-i bilâd" ederek, yani bir şehirden ötekine tayin edilerek görev yapmıştır. Hangi şehirlerde kadılık ettiği kayıtlı değildir. Ölümü 943'te, memleketi Amasya'dadır.

Ailesi

Celîlî, Debbağlar şeyhi diye de anılan Pîr Sun'ullah Halvetî'nin torunlarından bir kadının oğludur. Bu ev, XV. ve XVI. yüzyıl Amasya'sına birkaç şair vermiştir. Hüsameddin'in başka maddelerine göre Abdüsselâm Çelebi'nin oğlu Pîr Mehmed Çelebi "Sun'î" mahlasıyla şiir söylemiş, öteki oğlu Rıdvan Çelebi'nin oğlu da Şehzade Ahmed'in çevresinde yetişen Cenânî Hüseyin Çelebi olmuştur. Bu Abdüsselâm, Celîlî'nin babasıyla aynı kişiyse Sun'î Celîlî'nin kardeşi, Cenânî de yeğeni olur; ancak Hüsameddin soy zincirini her maddede aynı biçimde vermediği için bu bağ kesin değildir. Aynı soydan kâtip ve şair Saîd Çelebi de vardır.

Ailenin bir başka ferdi, güzelliğiyle anılan Dârâ Çelebi'dir. Hüsameddin'e göre Konya'da doğan Dârâ, 918'de babası İsfendiyâr Çelebi ile Amasya'ya gelmiş, babası küçük yaşta ölünce "akrabâsından ve şuarâdan Celîlî Mehmed Çelebi yanında" büyümüştür. Şehrin şairleri yıllarca onun güzelliği için gazeller ve destanlar yazmıştır; Hüsameddin, Celîlî'nin de bilinen gazelini Dârâ'nın güzelliğinden ilham alarak yazdığını kaydeder. Dârâ'nın sonraki hayatını Dârâ Çelebi sayfası izler.

Şiiri

Celîlî'nin şiirinden bugün yalnız bir gazel bilinmektedir. Hüsameddin onu maddeye eklediği bir notta "Dârâ Çelebî hakkında söylediği gazeli şudur" diyerek verir ve kaynak olarak Mecma'u'n-Nezâ'ir'i gösterir. Yedi beyitlik gazel baştan sona mescit ve namaz benzetmesine kurulmuştur: sevgilinin yüzünü gören imam sırtını mihraba döner, kaşları mihrap olur, boyu kıyama durmaya, âşığı secdeye çağırır. Makta beytinde şair kendine seslenip yârin eşiğini secdegâh edinmesini, gösterişçilerin tekkeye ve mescide gitmesini söyler. "Çün cemâlin gördü mescidde imâm ey dil-rübâ" mısraıyla açılan gazelin özgün metni, günümüz Türkçesi ve yorumu kendi sayfasındadır. Celîlî'nin bir divan derlediğini gösteren bir iz yok.

Kaynakların Durumu

Celîlî Mehmed Çelebi'yi şair olarak tanıtan tek kaynak Hüsameddin'dir. XVI. yüzyılın büyük tezkirelerinde, yani Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi, Kınalızâde ve Beyânî'de, Amasyalı bir Celîlî maddesi bulunamadı. Bu tezkirelerin tanıdığı Celîlîler başkalarıdır: Bursalı Hâmidîzâde Celîlî, İznikli bir Celîlî, Edirneli pamuk işçisi bir Celîlî ve Abdülganî Efendi'nin kardeşi Abdülcelîl. Bunların en tanınmışı Bursalı Hâmidîzâde Celîlî'dir; 893'te (1488) doğmuş, Yavuz Sultan Selim'e eserler sunmuş, divanı ve hamsesi olan bir şairdir ve Amasyalı Celîlî ile aynı yıllarda yaşamıştır.

Bu durum gazelin aidiyetini tartışmalı kılar. Edirneli Nazmî'nin derlediği Mecma'u'n-Nezâ'ir, Latîfî'ye göre 940 (1533-34) yılına kadar yazılmış nazireleri toplar ve şairleri yalnız mahlaslarıyla anar. Mecmuada "Celîlî" mahlasıyla yer alan bir gazelin Amasyalı Celîlî'ye mi, yoksa çok daha tanınmış Bursalı Celîlî'ye mi ait olduğunu mahlas tek başına göstermez. Hüsameddin gazeli Amasyalı Celîlî'ye verir ve onu Dârâ Çelebi'ye bağlar; bu bağın dayanağını açıklamaz. Gazelin Hâmidîzâde Celîlî'nin divanında ya da M. Fatih Köksal'ın Mecma'u'n-Nezâ'ir neşrinde hangi şairin adı altında yer aldığı henüz karşılaştırılamadı. Burada Hüsameddin'in kaydı izlenmiştir; aidiyet ise açık bir soru olarak kalıyor.

Kronoloji

918 (1512): Şehzade Ahmed'in Amasya'dan ayrılışıyla bir süre gözden düşer.

920 (1514): Yavuz Sultan Selim Amasya'ya gelince Atabey Gazi Medresesi'ne müderris olur.

926 (1520): Kadılığa geçer.

943 (1536-37): Amasya'da ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar