Özgün Metin
Çü fırṣat ʿıyşe el virdi geçürgil ḫoş bu devrânı
Bu güni ḳoma yarına ki getürmez bu devr ânı
Günümüz Türkçesiyle
1. Madem ki fırsat zevk ve eğlenceye elverdi, bu devri hoş geçir. Bugünün zevkini yarına bırakma, çünkü zamanın dönüşü o anı bir daha getirmez.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beyit bir gazelin matlaıdır; iki mısraı da aynı sesle biter. Gazelin geri kalanı bilinmiyor ve şairin bir divanı olduğuna dair kayıt yoktur. Latîfî'nin neşrinde kafiye "devrânı" ile "devr ânı" arasında kurulur. İlki "bu devranı", yani bu zamanı, bu dönemi demektir; ikincisi "devr" (zamanın dönüşü, felek) ile "ân" (an) kelimelerinden oluşur. Ses bakımından hemen aynı olan iki söz grubunun ayrı anlamlarla kafiyeye girmesi, divan şiirinde cinas denen söz sanatıdır. Kınalızâde ile Hüsameddin'in metinlerinde ise iki mısra da "bu devrânı" diye biter. Aynı kelimenin aynı anlamla kafiye olması kusur sayıldığına göre, cinası koruyan Latîfî okuyuşunun özgün söyleyişe daha yakın olduğu düşünülebilir; bu bizim çıkarımımızdır. Tezkire neşirleri beyitlerin veznini göstermez.
Anlam ve Söz Sanatları
Beytin konusu, divan şiirinin en eski temalarından biridir: ömür kısadır, felek döner ve geçen an geri gelmez; öyleyse fırsat varken yaşamak gerekir. "ʿIyş" kelimesi hem yaşayış hem de zevk ve işret meclisi anlamına gelir. "El virmek", bir işin imkânının doğması demektir; şair burada fırsatı, insana el uzatan bir kişi gibi tasavvur eder. İkinci mısrada "bugün" ile "yarın" karşı karşıya getirilir ve bu tezat, "devr" kelimesinin taşıdığı dönüş fikriyle birleşir: dönüp duran zaman her şeyi getirir götürür, ama bir anı ikinci kez getirmez. "Getürmek" ile "götürmek" arasındaki nüsha farkı da anlamı değiştirir. Latîfî'nin "getürmez" okuyuşunda zaman o anı geri getirmez; Kınalızâde'nin "götürmez" okuyuşunda ise zaman bugünün zevkini yarına taşımaz. İki okuyuş da aynı öğüde çıkar.
Tarihî Bağlam
Beytin ne zaman ve hangi vesileyle söylendiği bilinmiyor. Latîfî, şairin sohbette şakacı bir tabiatı olduğunu, şiirinin ise hayal nakışlarından yoksun bulunduğunu söyledikten sonra "Mâhiyyeti bu maṭlaʿdan ẓâhirdür", yani onun ne olduğu bu matladan anlaşılır diyerek bu beyti verir. Kınalızâde aynı beyti, şairin matlaları arasında "güzîde", yani seçkin olanı olarak anar; Hüsameddin de Latîfî'nin sözlerini aktarırken onu bir kez daha kaydeder. Şairin hayatı için bu kategorideki Cenânî Hüseyin Çelebi yazısına bakılabilir. Şehzade Ahmed'in Amasya sarayında kâtiplik eden ve şehzadenin ölümünden kısa süre sonra idam edildiği kaydedilen bir şairin bugüne kalan en tanınmış beytinin, anı yaşamaya çağıran bir matla olması dikkat çekicidir; ancak beyti şairin akıbetine bağlayan bir kaynak yoktur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, haz. Rıdvan Canım, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 181. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/60327,latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzamapdf.pdf
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 275. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 186 (e-kitap s. 533). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page533.html
Çevrimiçi kaynaklar


