Cenânî Hüseyin Çelebi, II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in Amasya'daki sarayında divan kâtibi olarak yetişmiş, hattıyla ün kazanmış bir şairdir. Babası Rıdvan Çelebi'nin adından dolayı tezkirelerde "Rıdvanzâde" diye anılır. Hayatı, şehzadenin 1513'teki ölümüyle birlikte trajik bir biçimde son bulmuştur. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki maddesi ile XVI. yüzyılın iki büyük tezkiresi, Latîfî ve Kınalızâde Hasan Çelebi'nin kısa kayıtları, onun hakkında bildiklerimizin hemen tamamıdır. Bu kaynaklardan bugüne bir matla ile üç beyitlik bir gazel parçası ulaşmıştır. Cenânî, Şehzade Ahmed'in çevresindeki öteki az bilinen şairlerle birlikte Şehzade Ahmed'in Amasya Meclisi: Şairleri ve Şiirleri yazısında da ele alınmıştır. Bu sayfa, o yazıdaki bilgileri kaynaklarına dönerek genişletir.
Hüsameddin'in Kaydı
Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin sekizinci cildinde Amasyalı ünlüleri harf sırasıyla verdiği bölümde şaire şu maddeyi ayırır:
Cenânî Hüseyin Çelebi-Rıdvânzâde Amasya ümenâsından Geldiklanlı Kâdı Abdüsselâm Çelebizâde Rıdvân Çelebi'nin mahdûmudur. Pederi Amasya vâlîsi Şehzâde Sultân Ahmed'in havâss-ı kurenâsından olduğu esnâda Amasya hattâtlarından Abdullah Efendi'den hutût-ı mütenevvi'ayı ve Münîrî Efendi'den edebiyâtı ahz u tederrüs etdi. Ba'dehû Şehzâde-i müşârün-ileyhin kâtib-i dîvânı olarak iştihâr edib pederinin vefâtında yerine defter emîni oldu. Şehzâdenin kurenâsından olduğu münâsebetle 918 senesi zilhiccesinde şehzâdenin i'dâmından bir mâh sonra bu da i'dâm edildi. Erbâb-ı ma'ârifden olup kâtib, şâir, edîb, hattât-ı meşhûr idi. Mahlasını Mevlânâ Latîfî Çelebi bâ-i muvahhade ile "Cenâbî" diyor. Kınalızâde Hasan Çelebi de nûn ile "Cenânî" kayd ediyor.
Günümüz Türkçesiyle madde şunu söyler: Cenânî Hüseyin Çelebi, Amasya'nın devlet hizmetindeki ailelerinden, Geldiklanlı Kadı Abdüsselam Çelebi'nin oğlu Rıdvan Çelebi'nin oğludur. Babası Amasya valisi Şehzade Sultan Ahmed'in en yakın adamları arasındayken o, Amasya hattatlarından Abdullah Efendi'den çeşitli yazı türlerini, Münîrî Efendi'den de edebiyatı öğrendi. Sonra şehzadenin divan kâtibi olarak tanındı; babası ölünce onun yerine defter emini oldu. Şehzadenin yakınlarından olduğu için 918 yılının zilhicce ayında, şehzadenin idamından bir ay sonra o da idam edildi. Bilgili bir kâtip, şair, edip ve ünlü bir hattattı. Latîfî mahlasını "b" harfiyle "Cenâbî", Kınalızâde ise "n" harfiyle "Cenânî" diye yazar.
Hüsameddin maddenin devamında Latîfî ile Kınalızâde'nin sözlerini aktarır. Kaynağını açıkça gösterdiği bu kısımlar dışında, şairin hocalarına, defter eminliğine ve idamına dair bilgileri nereden aldığını söylemez. Bu ayrıntılar tezkirelerde bulunmadığı için Hüsameddin'in elindeki yerel kayıtlara ya da aile geleneğine dayanıyor olmalıdır; bu bir çıkarımdır.
Hayatı
Cenânî'nin doğum tarihi bilinmez. Ailesi Amasya.ya bağlı Geldiklan nahiyesine nispet edilir ve Hüsameddin'in deyişiyle "ümenâ", yani mali ve idari işlerde güvenilen memurlar zümresindendir. Dedesi Kadı Abdüsselam Çelebi'dir. Babası Rıdvan Çelebi'yi Hüsameddin ayrı bir maddede anlatır: Amasyalıdır, kadıların ileri gelenlerinden Pîr Sun'ullah Halvetîzâde Abdüsselam Çelebi'nin oğludur, ilim ve kâtiplik öğrenip Amasya valisi olan Şehzade Bayezid'e, yani sonraki II. Bayezid'e intisap etmiştir. Onun divan kâtipleri arasında yer almış, 879'da (1474-75) emînü'l-kalem, 886'da (1481) şehremini olarak görülmüştür. Hüsameddin bu maddeyi "mahdûmu şu'arâdan Cenânî Hüseyin Çelebi'dir" sözüyle bitirir. Böylece aile, Bayezid'in Amasya yıllarından oğlu Ahmed'in valiliğine kadar iki kuşak boyunca şehzade divanının kalemiyle bağlı kalmıştır.
Hüseyin Çelebi bu çevrede yetişti. Hüsameddin'e göre yazı türlerini Amasyalı hattat Abdullah Efendi'den, edebiyatı ise Şehzade Ahmed'in nişancısı ve meclisin en tanınmış şairi Münîrî'den öğrendi. Şehzadenin divan kâtibi oldu, babası ölünce de onun yerine defter emini olarak sancağın mali kayıtlarının sorumluluğunu üstlendi. Latîfî de Kınalızâde de onu "Amasya kurbundan ümenâ taifesinden Rıdvanzâde" diye tanıtır; iki tezkireci şairin hayatı hakkında bundan fazlasını söylemez.
Ölümü konusunda kaynaklar aynı yöne bakar, ayrıntıda ayrılır. Latîfî onun Sultan Selim zamanında "nakl ettiğini", yani dünyadan göçtüğünü yazar; Kınalızâde de Selim devrinde ecele razı olduğunu söyler. Hiçbiri idamdan söz etmez. Hüsameddin ise ölümü doğrudan Şehzade Ahmed'in akıbetine bağlar ve şairin, şehzadenin yakını olduğu için idam edildiğini kaydeder. Tarihte bir güçlük vardır. Feridun Emecen'in TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki "Selim I" maddesine göre Şehzade Ahmed, 8 Safer 919 (15 Nisan 1513) tarihinde Yenişehir ovasında Selim'e yenildikten sonra kaçarken yakalanıp öldürülmüştür. Hüsameddin'in verdiği 918 zilhiccesi (Şubat-Mart 1513) bu tarihten önceye düşer. Kaydın "şehzadenin idamından bir ay sonra" sözü esas alınırsa Cenânî'nin ölümü 919 yılının baharına, 1513 Mayıs'ı dolaylarına yerleşir; bu bir hesaplamadır, belgeyle doğrulanamadı.
Amasya ile Bağı
Cenânî'nin Amasya ile bağı birkaç katmanlıdır. Ailesi Amasya'ya bağlı Geldiklan'dandır ve tezkireler onu "Amasya kurbundan", yani Amasya yakınından biri olarak tanıtır. Babası ve kendisi Amasya'da oturan iki şehzadenin, Bayezid'in ve Ahmed'in divanında kâtiplik etmiştir. Yetişmesi de Amasyalı hocaların elinden olmuştur: hattat Abdullah Efendi ve Münîrî. Şehzade Ahmed 1481'den 1513'e kadar Amasya'da bulunduğuna göre, Cenânî'nin kâtiplik ve defter eminliği yılları büyük ihtimalle bütünüyle bu şehirde geçmiştir.
Şairi meclise bağlayan, şehzadenin divan kâtibi ve yakını olmasıdır. Hüsameddin'in Şehzade Ahmed'in 911 (1505) yılındaki sünnet düğününde bulunan şairler için verdiği listede Cenânî'nin adı geçmez. Bu yüzden onun meclisin şiir sohbetlerine ne ölçüde katıldığı bilinmez. Hocası Münîrî'nin meclisin önde gelen şairi olduğu düşünülürse, Cenânî'nin bu çevreyle iç içe yaşadığını varsaymak yerinde olur; ancak bu da bir çıkarımdır.
Şiiri
Cenânî'nin bir divanı olduğuna dair kayıt yoktur. Şiirlerinden bugüne iki parça kalmıştır ve ikisini de tezkireler korumuştur. Latîfî bir matla ile üç beyitlik bir gazel parçası verir, Kınalızâde aynı matlaı küçük farklarla tekrarlar, Hüsameddin de Latîfî'nin metnini aktarırken matlaı bir kez daha kaydeder. İki parça bu kategoride ayrı yazılar olarak, özgün metinleri, günümüz Türkçesiyle anlamları ve yorumlarıyla yer alır: "Çü fırsat ʿıyşe el virdi geçürgil hoş bu devrânı" mısraıyla başlayan beyit ve "Gözüm ol yâr içün pür-nem degülsüñ" gazeli.
Tezkirecilerin hükmü ölçülüdür. Latîfî onu marifet sahibi, güler yüzlü, sohbette şakacı biri olarak anar, ama şiirinin "nukûş-ı hayâlâttan sâde", yani hayal nakışlarından yoksun olduğunu söyler. Asıl övgüsünü hattına ayırır: Cenânî'nin yazısı hatasız ve şaşmazdır; harf ve kaide konusunda titiz kâtipler ve hoşnüvis hattatlar onun yazısında yarım nokta kadar kusur bulamazlar. Latîfî bu sözleri, satırların göğsüne inci dizen ve sayfayı yakuttan bir yazıyla süsleyen bir kalemi anlatan bir beyitle bağlar. Ardından alıntıladığı gazel için "Bu şi'ri kem degüldür", yani bu şiiri fena değildir der. Kınalızâde daha serttir ve şiirlerini "mücerred kelâm-ı mevzûn makûlesinden", yani yalnızca vezinli söz sayar. İki tezkirecinin ortak kanaati, Cenânî'nin şiirden çok kalemiyle tanındığıdır.
Mahlasın yazımı da bir sorun oluşturur. Hüsameddin, Latîfî'nin mahlası "Cenâbî" diye yazdığını söyler. Rıdvan Canım'ın hazırladığı Latîfî neşrinde ise madde "Cenânî" başlığını taşır ve hemen öncesinde Sultan Süleyman'ın meclisinde bulunan bir "Cenâbî Beg" için ayrı bir madde vardır. Neşrin girişinde bazı nüshalarda Amasyalı şairin adının "Cenâbî" ile "Cenânî" arasında karıştığı belirtilir. Kınalızâde'nin neşrinde ad "Cinânî" biçiminde okunmuştur; tezkireci de şairin ölümünü "karîn-i hûr u rıdvân olmagla 'azm-i gülzâr-ı cinân itmişdür" sözüyle anlatırken hem babasının adı Rıdvan'la hem de "cinân" (cennetler) kelimesiyle oynar. Bu söz oyunu mahlasın "n" ile okunmasını destekler. Sitede yaygın kullanım olan Cenânî biçimi tercih edilmiştir.
Kronoloji
879 (1474-75): Babası Rıdvan Çelebi, Şehzade Bayezid'in divanında emînü'l-kalem olarak görülür.
886 (1481): Rıdvan Çelebi şehremini olarak kaydedilir. Aynı yıl Şehzade Ahmed Amasya valiliğine gelir.
918 zilhiccesi (Şubat-Mart 1513): Hüsameddin'e göre Cenânî idam edilir.
8 Safer 919 (15 Nisan 1513): Şehzade Ahmed Yenişehir'de yenilir ve öldürülür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 185-186 (e-kitap s. 533-534). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page533.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 103-104 (e-kitap s. 222). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page222.html
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, haz. Rıdvan Canım, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 180-181. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/60327,latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzamapdf.pdf
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 275. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
Akademik çalışmalar
- Feridun Emecen, "Selim I", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 36, İstanbul 2009. https://islamansiklopedisi.org.tr/selim-i
Çevrimiçi kaynaklar


