Özgün Metin
Azı çoġı ʿömrüñ ancaḳ ey göñül bir ânımış
Pîr oldum ʿömrüme ṭoydum diyen yalanımış
Ehl-i ʿilmi nâra biri birinden öñdin yelteyen
Ṭaʿne-i ḥussâd u aʿdâ ġayret-i aḳrânımış
İki ḳardaş ḳanı kim dillerde dâ’im ẕikr olur
Dîde-i iḫvândan fürḳatde aḳan ḳanımış
Nâ-tüvânuñ ẓulm eliyle pârelenmiş baġrınuñ
Adı şehler maṭbaḫında ḳalye vü biryânımış
Ṭoludur gerçi meşâ’îḫden Emîrî şehrümüz
Az bulınur arada illâ ki nefsin tanımış
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gönül, ömrün azı da çoğu da meğer bir andan ibaretmiş; "yaşlandım, ömrüme doydum" diyen yalan söylüyormuş.
2. İlim ehlini birbirinden önce ateşe atılmaya koşturan, kıskançların ve düşmanların ta'nı ile akranların hasediymiş. (Beyit iki türlü anlaşılabilir: "nâr" ateş olduğu gibi cehennem ateşi de olabilir; ilim ehlinin birbirini kötülemekle kendini ateşe attığı da anlaşılabilir.)
3. Dillerde hep anılan "iki kardeş kanı", meğer ayrılık vaktinde kardeşlerin gözünden akan kanmış.
4. Zulüm eliyle parçalanmış zavallının bağrının adı, meğer şahların mutfağında kalye ve kebapmış.
5. Emîrî, şehrimiz gerçi şeyhlerle doludur; ama aralarında nefsini tanımış olan pek az bulunur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Âşık Çelebi'nin Emîrî maddesinde kasideden hemen sonra verdiği bu beş beyit, şairden bize tam olarak ulaşan tek gazeldir. Redifi "-mış" ekidir ve gazelin bütün tonunu bu ek belirler: her beyit, sonradan farkına varılmış bir gerçeği bildirir. Ömrün bir andan ibaret olduğu, ilim ehli arasındaki yarışın kıskançlıktan doğduğu, dillerdeki bir adın aslında başka bir şey olduğu hep "meğer" duygusuyla söylenir. Kafiye -ân sesine dayanır: ân, yalan, akrân, kan, biryân, tan(ımış).
Gazelin derdi dünya ve insanlardır. İkinci beyit ilim çevrelerindeki çekişmeye dokunur ve bu çekişmenin kaynağını ta'n ile hasette bulur. Sözlerin ağırlığı, beyti yazanın bir müderris ve sonra seyyidlerin başında bir görevli olduğu düşünülünce artar; fakat beytin belli bir olaya işaret ettiğini gösteren bir kayıt yoktur. Üçüncü beyitte "iki kardeş kanı" adı üzerinde oynanır. Bu ad, halk arasında ejder kanı da denen koyu kırmızı bir bitki reçinesinin adıdır; şair adı kelimesi kelimesine okur ve onu, ayrılık zamanında kardeşlerin gözünden akan kanlı yaşlara bağlar. Dördüncü beyit zulüm üzerinedir ve sertliğiyle dikkati çeker: güçsüzün parçalanmış bağrı, şahların mutfağında yemek olur. Kalye, etli bir sebze yemeği, biryân ise kebaptır.
Son beyit gazelin en çok tartışılabilecek yeridir. Şair kendi şehrinin şeyhlerle dolu olduğunu, ama nefsini tanımış olanın az bulunduğunu söyler. Emîrî'nin hangi şehri kastettiği belli değildir. Âşık Çelebi'ye göre Bursa'da doğmuş, Hüsameddin'e göre Amasya'da; nakîbüleşraf olarak da İstanbul'da yaşamıştır ve üç şehir de şeyhleriyle tanınır. Beyit, tasavvuf ehli sayılan Emîrî'nin kendi çevresindeki gösterişli dindarlığa yönelttiği bir eleştiri olarak okunabilir; şairin bu sözü kime söylediğini kaynak açıklamaz.
Filiz Kılıç'ın neşrindeki bir nota göre bu gazel tezkirenin F nüshasında yoktur. Başka bir tezkirede ve Hüsameddin'de yer almaz. Emîrî'nin hayatı ve kalan öteki şiirleri Emîrî (Seyyid Mahmûd) yazısında bir arada.
Kaynakça
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 162. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf
Çevrimiçi kaynaklar



