Seyyid Mahmûd, şiirlerinde Emîrî mahlasını kullanan ve Osmanlı Devleti'nde "nakîbüleşraf" unvanını taşıyan ilk kişi olarak bilinen bir XVI. yüzyıl şairidir. Peygamber soyundan gelen seyyid ve şeriflerin kayıtlarını tutan, aralarındaki davalara bakan bu makama onu II. Bayezid getirmiştir; padişahın tercihinde Emîrî'nin babasının bir zamanlar şehzade Bayezid'in hocası olmasının payı vardır. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar Amasya Tarihi'nde onu Amasyalı sayar, babasını da Bayezid Amasya valisi iken onun hocalığını yapmış ve şehzadenin Amasya'da yaptırdığı medresede müderris olarak ölmüş biri diye tanıtır. Tezkirecilerin bir kısmı ise Emîrî'yi Bursa doğumlu gösterir. Şairin Amasya ile bağı bu yüzden babasının şehirdeki hocalığına ve Hüsameddin'in anlatısına dayanır; doğum yeri tartışmalıdır. Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi, Kınalızâde ve Gelibolulu Âlî'nin tezkireleri ondan II. Bayezid için yazılmış bir kasidenin beyitlerini ve birkaç gazel parçasını korumuştur.

Hüsameddin'in Anlatısı

Hüsameddin, yedinci ciltte "Emîr Mahmûd Çelebi-Nakîb" başlığıyla verdiği maddeye şöyle başlar:

Amasyalıdır. Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî Amasya'da vâlî iken muallimi olup Sultân-ı müşârün-ileyhin Amasya'da binâ etdiği medresesi müderrisi iken vefât eden es-Seyyid Abdullah Efendi bin es-Seyyid eş-Şeyh Sadreddîn Mehmed el-Horasânî mahdûmudur. 870'de pederi Amasya'da muallim-i Sultânî iken tevellüd etdi. Pederinin vefâtında amcası Koca Emîr İbrâhim Efendi'nin yanında kalıp mukaddimât-ı ulûmu ondan gördü. Ba'dehû Şehzâde Sultân Ahmed muallimi Birgivîzâde Musliheddîn Mustafa Efendi'ye ittisâl edib onunla İstanbul'a gitdi. Mustafa Efendi'nin Semâniye Müderrisliğinde ma'iyyet ve mülâzım olup sonra medreselere müderris oldu. 810'da lüzûmuna binâen Devlet-i Osmâniyye'de resmî bir nekâbet-i eşrâf mesnedi ihdâs edildikte ilk defa resmen nakîbü'l-Eşrâf ve hâkim-i sadât-ı kirâm oldu. Otuzüç yıl mesned-i nekâbetde bilâ-azl ve fâsıla icrâ-i ahkâm edib 943 senesi zilka'desinde dâr-ı kudse irtihâl etdi. Alîm, fâzıl, müdebbir, kerîm, sâkin, me'mûnü'l-gâile, müstakîm, şâir bir seyyid-i zîşân-ı Hüseynî idi.

Bugünkü dille Hüsameddin şunu söyler: Emîrî Amasyalıdır. Babası Seyyid Abdullah Efendi, II. Bayezid Amasya valisi iken onun hocalığını yapmış, şehzadenin Amasya'da yaptırdığı medresede müderris iken ölmüştür; dedesi Şeyh Sadreddîn Mehmed el-Horasânî'dir. Emîrî 870 (1465-66) yılında, babası Amasya'da şehzadenin hocası iken doğmuştur. Babası ölünce amcası Koca Emîr İbrâhim Efendi'nin yanında kalmış, ilk derslerini ondan almıştır. Ardından Şehzade Ahmed'in hocası Birgivîzâde Musliheddîn Mustafa Efendi'nin yanına girip onunla İstanbul'a gitmiş, hocasının Semâniye müderrisliği sırasında onun mülazımı olmuş, sonra çeşitli medreselerde müderrislik yapmıştır. Devlette resmî bir nakîbüleşraflık makamı kurulunca bu makama ilk getirilen kişi o olmuş, otuz üç yıl hiç azledilmeden görevde kalmış ve 943 yılının zilkade ayında (1537) ölmüştür. Hüsameddin onu bilgili, tedbirli, cömert, sakin, dürüst ve şair bir Hüseynî seyyid olarak niteler.

Maddenin devamında Hüsameddin, Edirneli Mecdî'nin Şakâyık tercümesinden Emîrî'nin ahlakını öven bir parça ile Latîfî'nin tezkiresindeki maddeyi aktarır ve kasidenin yedi beytini verir. Maddenin bütünü, bugünkü dile aktarılmış ve açıklanmış olarak Emîr Mahmûd Çelebi-Nakîb sayfasında okunabilir.

Hayatı ve Nakîbüleşraflığı

Emîrî'nin hayatına dair bilgiler kaynaktan kaynağa ayrılır; ayrılıklar özellikle doğum yeri, babasının adı ve ölüm tarihinde yoğunlaşır. En erken tanık, 1538'de tamamlanan Sehî Beg'in Heşt Bihişt'idir. Sehî onu Sultan Bayezid ile Sultan Selim zamanında nakîbüleşraf olan ve Kanuni zamanında ölen Mevlânâ Seyyid Mahmûd diye tanıtır ve "Sultân Bâyezîdüñ ḫᵛâcesi oġlı" der. İlimle uğraşırken zühd ve takva yoluna yönelmiş, duası makbul sayılan, sohbeti hoş bir zat olduğunu ekler. Bu cümle, Hüsameddin'in babayla ilgili anlattığını tezkire çağından bir tanıkla destekler; Sehî ise hocalığın nerede yapıldığını söylemez.

Âşık Çelebi'nin 1568'de bitirdiği Meşâ'irü'ş-şu'arâ en ayrıntılı anlatıyı verir ve şairin hayatını başka bir yerden başlatır. Ona göre Seyyid Mahmûd'un babası Ubeydullah'tır (bazı nüshalarda Abdullah), doğum yeri Bursa'dır. Annesini ve babasını erken kaybeden çocuğu Molla Kırîmî evlat edinmiştir. Emîrî ilim tahsilinden sonra bir süre Acem ve Arap ülkelerinde dolaşmış, tasavvufa yönelmiş, Rum'a döndüğünde seyyid adını taşıyan bazı kimselerin yakışıksız davranışları yüzünden bunların başına bir nâzır gerektiği anlaşılınca yirmi beş akçe ile "nâzır-ı sâdât" yapılmıştır. Arap ülkelerinde gördüğü "nakîbüleşraf" unvanını kendisine lakap edinmiş, makam bu adla tanınmış, maaşı otuza, otuz beşe ve ömrünün sonunda yetmiş akçeye çıkmış, oğluna da ulûfe bağlanmıştır. Tezkireci bu vesileyle kendi ailesine de değinir: Yıldırım Bayezid zamanında seyyidlere ilk nâzır yapılan Seyyid Nattâ', Âşık Çelebi'nin dedesidir. Emîrî'nin ölümünü ise 941 (1534-35) yılına, Irakeyn seferinin içine koyar.

Kınalızâde Hasan Çelebi babanın adını Seyyid Abdullah olarak verir, doğum yerini Bursa gösterir ve Molla Kırîmî'nin onu evlat edinmesini tekrarlar. Aynı maddede iki ayrı ölüm haberi vardır: önce Kanuni'nin tahta çıktığı günlerde öldüğü söylenir, maddenin sonunda ise 943 tarihinde öldüğü yazılır. Latîfî 1546'da yalnız birinci tarihi bilir: Emîrî, Süleyman Han "saâdet ü bahtla tahta geçdükleri târîhde" ölmüştür. Ölüm için böylece üç ayrı tarih ortaya çıkar: 926 (1520), 941 (1534-35) ve 943 (1537). Sehî'nin 1538'de onu Kanuni döneminde ölmüş göstermesi bu üçünün hiçbirini dışarıda bırakmaz. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Nakîbüleşraf" maddesi ölüm yılını soru işaretiyle 944 (1537) olarak verir.

Makamın kuruluş tarihinde de bir yanlışlık vardır. Hüsameddin'in metnindeki "810" yılı, 870'te doğduğunu söylediği bir kişi için mümkün olamaz. TDV'deki maddeye göre II. Bayezid 900 (1494) yılında hocası Seyyid Abdullah'ın oğlu Seyyid Mahmûd'u maaşlı olarak bu göreve atamış, o güne kadar "nâzır" diye anılan görevliler bundan sonra nakîbüleşraf unvanını kullanmaya başlamıştır. Bu tarih Hüsameddin'in verdiği otuz üç yıllık süreyle de tam uyuşmaz; 943'ten geriye sayılınca 910 (1504-05) çıkar. Rakamın dizgide ya da istinsahta bozulduğu düşünülebilir, fakat hangisinin doğru olduğu bu kaynaklarla kesinleşmiyor.

Amasya ile Bağı

Emîrî'yi Amasya'ya bağlayan en sağlam bilgi babasıyla ilgilidir. II. Bayezid'in şehzadeliğinin büyük bölümü Amasya valiliğinde geçtiğinden, Sehî'nin "Bayezid'in hocasının oğlu" sözü ile Hüsameddin'in, babanın Amasya'da şehzadeye hocalık edip orada öldüğü yolundaki anlatısı birbirini tamamlar. Doğum yeri ise iki tarafa ayrılır: Âşık Çelebi ile Kınalızâde Bursa der, Hüsameddin Amasya. Hüsameddin, babanın Amasya'daki hocalığı sırasında doğduğunu söylerken kendi içinde tutarlıdır; tezkireciler ise çocukluğun Molla Kırîmî'nin yanında geçtiğini anlatır ve Amasya'yı hiç anmaz. Hüsameddin'in Bursa rivayetinden habersiz mi olduğu, yoksa onu bilerek mi geçtiği anlaşılamıyor. Sitemizde Emîrî bu yüzden Amasya bağı belgeli, doğum yeri tartışmalı bir şair olarak ele alınmıştır.

Şiiri

Hiçbir kaynak Emîrî'ye ait bir divandan söz etmez. Tezkirecilerin hepsinin onu aynı kasideyle tanıtması, bu şiirin çağında tanındığını gösterir. Latîfî onu şiirde "Hassân-ı sânî", kaside tarzında Zahîr ve Hâkânî benzeri sayar; Sehî ise kasidenin "mev'iza üslubunda", yani öğüt verir bir edayla yazıldığını belirtir. Kasidenin konusu iki Bayezid'dir: dünya ve ahiret sultanlığını bölüşen II. Bayezid ile ünlü sufi Bâyezîd-i Bistâmî. Şair, padişahın zühdünü ve şeriata bağlılığını büyük sufinin adaşlığıyla birlikte över. Kaynaklardaki beyit sayısı yedi ile dokuz arasında değişir; en geniş metni Sehî verir.

Bugüne kalan şiirleri bu kategoride ayrı yazılar olarak yer alır: Sehî'nin dokuz beyitle verdiği "İki cihânda iki Bâyezîd'e itdi tufeyl" kasidesinin parçası, yine Sehî'nin gazellerinden seçtiği "Ben itüñ gibi kapuñda" diye başlayan iki beyit ve Âşık Çelebi'nin tam olarak verdiği, son beytinde Emîrî mahlası geçen "Azı çoġı 'ömrüñ ancak ey göñül bir ânımış" gazeli. Bu gazelin son beytinde şair kendi şehrinin şeyhlerle dolu olduğunu, ama nefsini tanıyanın az bulunduğunu söyler; hangi şehri kastettiği belli değildir.

Kronoloji

870 (1465-66): Hüsameddin'e göre Amasya'da doğar.

900 (1494): TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre II. Bayezid onu maaşlı nakîbüleşraf olarak atar.

926 (1520): Latîfî'ye göre Kanuni'nin tahta çıktığı günlerde ölür.

941 (1534-35): Âşık Çelebi'ye göre Irakeyn seferi sırasında ölür.

943 (1537): Hüsameddin ve Kınalızâde'ye göre ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar