Özgün Metin

İki cihânda iki Bâyezîd’e itdi ṭufeyl
Ḫudâ ḳılup naẓar-ı luṭfa her birin manẓûr
Birisi ‘âlem-i mâ‘nide şöhre-i âfâḳ
Birisi ṣûret u ma‘nide gün gibi meşhûr
Birisi mehbit-i envâr-ı feyż-i Rabbânî
Birisi reh-ber-i cumhûr-ı ġâziyân-ı ġayûr
Anuñ feżâyili Ḥaḳ fażlı gibi nâ-maḥdûd
Bunuñ ḫaṣâyili Ḥaḳ luṭfı gibi nâ-maḥṣûr
Bu virdi şer‘ esâsına ṣıdḳ ile aḥkâm
O ḳıldı zühd diyârını ‘ışḳ ile ma‘mûr
Şemâyili mütenâhî degül çü her birinüñ
Gerek birisine ṣarf ola mâ-hüve’l-maḳdûr
Zihî merâsim-i cûduñ mürebbiyü’l-fużalâ
Levâyıḥ-ı himemüñ feyż-baḫş-ı ehl-i ḥużûr
Beyâż-ı ġurre-i esbüñ sevâd-ı dergâhuñ
Ḥaḳ itdi reşk-i beyâż u sevâd-ı dîde-i ḥûr
Olur yoluñda iki dillü tîre-ḫâṭır olan
Midâd gibi siyah-rû ḳalem gibi meksûr

Günümüz Türkçesiyle

1. Allah iki âlemi iki Bayezid'e bağışlanmış bir ikram kıldı ve ikisini de lütuf nazarına layık gördü. ("Tufeyl", birinin hatırına ötekine verilen şeydir.)

2. Biri mana âleminde ufuklara yayılmış bir şöhrettir; öteki hem görünüşte hem manada güneş gibi meşhurdur.

3. Biri Rabbin feyiz nurlarının indiği yerdir; öteki gayretli gazilerin kalabalığına yol gösterendir.

4. Onun faziletleri Hakk'ın fazlı gibi sınırsız, bunun hasletleri Hakk'ın lütfu gibi sayısızdır.

5. Bu, şeriatın temeli üzerine doğrulukla hükümler verdi; o, zühd ülkesini aşkla imar etti.

6. Her birinin güzel huyları sonsuz olduğuna göre, insanın elinden geleni ikisinden birine harcaması gerekir. (Beyit iki türlü anlaşılabilir: övgüye gücün ancak birine yeteceği ya da her birine ayrı ayrı bütün gücün verilmesi gerektiği.)

7. Ne güzel, cömertlik âdetlerin faziletli kişileri yetiştirir; himmetinin parıltıları Allah'ın huzurunda olanlara feyiz bağışlar.

8. Atının alnındaki akıtmanın beyazını ve dergâhının karasını Hak, hurilerin gözlerindeki ak ile karaya kıskançlık sebebi kıldı.

9. Senin yolunda iki dilli ve kara gönüllü olan, mürekkep gibi yüzü kara, kalem gibi kırık olur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kasidenin bütün yükü bir ad benzerliğine biner. Bayezid adını taşıyan iki kişi vardır: tahttaki II. Bayezid ve IX. yüzyılın büyük sufisi Bâyezîd-i Bistâmî. Şair ikisini bir terazinin iki kefesine koyar ve beyitleri "birisi … birisi", "anuñ … bunuñ", "bu … o" diye kurulan bir karşılıklar dizisiyle örer. Bistâmî mana âleminin şöhretidir, padişah hem görünüşte hem manada; Bistâmî feyiz nurlarının konduğu yerdir, padişah gazilerin rehberi; biri zühd ülkesini aşkla şenlendirmiş, öteki şeriatın temeli üzerine hüküm vermiştir. Latîfî bu ikiliği maddesinde bir söz oyunuyla toparlar ve kasidenin "Bâyezîd-hilkat ve Bestâmî-fıtnat", yani yaratılışı Bayezid, zekâsı Bistâmî gibi olan padişah hakkında söylendiğini yazar. Sehî de şiirin "mev'iza", yani öğüt üslubunda olduğunu belirtir; övgü ile dindarlık telkini burada yan yana yürür.

Kaynakların seçtiği beyitler kasidenin başı değildir. İlk beytin mısraları kafiyeli olmadığından şiirin matlaı bu beyit olamaz; tezkireciler uzun bir kasidenin ortasından, padişahın adına dayanan bölümü almışlardır. Kafiye -ûr sesidir: manzûr, meşhûr, gayûr, mahsûr, ma'mûr, makdûr, huzûr, hûr, meksûr. Son iki beyitte hitap değişir ve şair doğrudan padişaha seslenir. Sekizinci beyitte padişahın atının alnındaki beyaz akıtma ile dergâhının karası, hurilerin gözlerinin akını ve karasını kıskandırır; dokuzuncu beyitte kalemin yarık ucu ile ikiyüzlü insan arasında bir benzetme kurulur. Uçları yarılmış kamış kaleme "iki dilli" denir ve mürekkep kalemi karartır; padişahın yolunda iki dilli olan da mürekkep gibi yüzü kara, kalem gibi kırık kalacaktır.

Kaynaklardaki Metin

Beyit sayısı tezkireden tezkireye değişir. Burada esas alınan Sehî dokuz beyit verir. Latîfî ilk yedi beyti verir ve Hüsameddin de Amasya Tarihi'nde bu yedi beyti Latîfî'den aktarır. Kınalızâde sekizinci beyti de ekler ama dokuzuncuyu almaz; Âşık Çelebi ise sekizinciyi atlayıp dokuzuncuyu "Ölür yoluñda iki dilli tîre-ḫâṭır olup" biçiminde verir. Gelibolulu Âlî ilk altı beyitle yetinir. İlk beyitte de bir okuma farkı vardır: Sehî "İki cihânda … itdi", Latîfî "İki cihânı … ḳıldı" der.

Âşık Çelebi'nin anlattığına göre Emîrî'nin nakîbüleşraflık maaşı, padişaha her kaside ve kıta sundukça artmıştı; bu kasidenin de Bayezid'e sunulduğunu söyler. Şiirin II. Bayezid'in saltanatı içinde, 1481-1512 arasında yazıldığı anlaşılır; daha kesin bir tarih bilinmiyor. Emîrî'nin hayatı ve nakîbüleşraflığı Emîrî (Seyyid Mahmûd) yazısında anlatılmıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar