Lâdiklidir. Vakfiyesinde mezkûr olduğu üzere Lâdik’te medfûn sâhibü’l-hâl Emîr Ahmed Kebîr-i Rifâ’î ahfâdından olup zâviyesi şeyhi ve vakfı mütevellîsi oldu. Nûreddîn Mehmed Efendizâde es-Seyyid Abdülkerîm Efendi’nin oğlu ve Merzifon a’yânından Dede el-Hâc Mehmed Ağa’nın kerîmezâdesidir.

Dergâh-ı âlî kapıcıbaşılarından Lâdikli Çayırzâde İbrâhim Ağa’nın sevki ve Amasyalı Ocak İmâmızâde es-Seyyid İbrâhim Paşa’nın ma’rifetiyle Enderûn-ı hümâyûn sarâyına [51] girdi. İyi bir tahsîl gördü. Yoluyla terakkî ederek temâyüz etdi. 1203 recebinde Üçüncü Selîm’in cülûsunda kahvecibaşısı ve gözdesi olan Amasyalı Hüsâmeddîn Ağa’nın sevk ve ta’rîfiyle baş-çukadâr oldu.

1204 muharreminin sekizinde pâdişâha kendisini beğendirmiş olduğundan rikâb-dâr ve bir gün sonra silâhdâr-ı şehriyârî oldu. Hüsâmeddîn Ağa’nın devâm-ı ikbâlinde hizmeti makbûl-i pâdişâhî olarak vüzerâyı kuşkulandırmışlardı.

Ancak Melek Mehmed Paşa 1206 ramazânında sadr-ı a’zam olup şevvâlinin on yedisinde İstanbul’a geldikde öteden beri nüfûz ve ikbâlini kıskandığı Hüsâmeddîn Ağa’nın aleyhinde rikâb ağalarını tahrîk ederek müşârun ileyhi 1207 muharreminin ikisinde vezâretle Bosna vâliliğine gönderdiğinden sâhib-i terceme mu’însiz kaldı.

Nizâm-ı cedîd aleyhdârı olan Hazînedârzâde Süleyman Bey’in nüfûzu Cebbârzâde Süleyman Bey’i tehdîd edecek ve Nizâm-ı cedîdin te’sîsine engel olacak avârız göstermekte ve Hazinedârzâde’nin medâr-ı istinâdı da sâhib-i terceme olduğu Cabbarzâde’nin iş’ârâtından ve müşârun ileyhin ba’zı harekâtından istidlâl edilmekte idi. [52]

Bundan dolayı Melek Mehmed Paşa sâhib-i tercemeyi kurb-i pâdişâhîden atmak teşebbüsâtına girdiği ve halbuki Nizâm-ı cedîd işlerinde kendisinin acz ü rehâveti cihetiyle 1209 rebîülevvelinin yirmi beşinde azledilerek Safranbolulu Mehmed İzzet Paşa sadr-ı a’zam olup İstanbul’a gelmiş idi.

İzzet Mehmed Paşa şedîdü’ş-şekîme, müdebbir bir zât idi. 1210 senesinde Amasya sancâğı mâlikânesi sâhib-i tercemenin nüfûz ve tasvîbi sâyesinde Hazînedârzâde Süleyman Bey’e ilzâm edilmiş idi. Süleyman Bey Nizâm-ı cedîd neferâtının tahrîr ve i’zâmına mâni’ olmak üzere yeniçerileri teşvîk ederek Amasya mahkemesini bastırmış, büyük bir fitne çıkarmış olduğu İzzet Mehmed Paşa’yı ve hâssaten Üçüncü Sultân Selîm’i kızdırmıştı.

Bu vak’adan dolayı Silâhdâr es-Seyyid Abdullah Ağa’nın nüfûz ve ikbâli hitâma ermiş, kendisinden teveccüh ve i’timâdı selbettirmiş olduğundan 1210 senesi cumâdelâhirinde silâhdârlıktan azl ve sarây-ı hümâyûndan ihrâc edildiğine pek ziyâde müte’essir olup mezkûr senenin zilhiccesinde vefât etdi. Lâleli Câmii civârında medfûndur.

Silâhdâr es-Seyyid Abdullah Ağa, asîl, müdebbir, kerîm, [53] âlî-cenâb, Sultân Selîm’e gâyet sâdık idi. Hazinedâroğlu’nun serkeşâne hareketi ve densizliği yüzünden musâb oldu. İstanbul civârında Alibeyköy’ünde zâviyesi ve vakfı, Lâdik’de ceddi tekkesi önünde güzel çeşmesi vardır. Ceddi vakfına mütevellî idi.

Kayınpederi Çayırzâde İbrâhim Ağa’dır. Bunun kerîmesinden mahdûmu müderrisînden es-Seyyid Mehmed Hakkı Bey de 1216 recebinde vefât etdi. Haydarpaşa’da vâlidesinin pederi mûmâileyh İbrâhim Ağa’nın yanında medfûndur. Hafîdi haremeyn pâyeli es-Seyyid Ahmed İzzet Bey ve diğer hafîdi de mîr-i mîrân es-Seyyid Abdülkerîm Paşa’dır.